Egoist okur

Lorrie Moore’un yürek burkan öyküleri: Amerika Kuşları

Lorrie Moore’un Amerika Kuşları kitabı, insanlık hallerini, ruhun karanlık köşelerini zeka, mizah ve duyarlılıkla araştıran kısa öykülerden oluşuyor. Adını 18. yüzyıl doğa bilimcisi ve ressam John James Audubon’un eşsiz külliyatından alan Amerika Kuşları, aynı anda hem komik hem de yürek burkan öyküler içeren bir başyapıt.

Amerika Kuşları
Lorrie Moore: “Yazmak için size biraz nezaketsizlik gerek”

Lorrie Moore’un komik ama yürek burkan öyküleri

Çağdaş edebiyatın en yetenekli öykücüleri arasında gösterilen zeki, komik, dürüst, hiçbir önemsiz ayrıntıyı kaçırmayacak kadar keskin gözlü ve çok ama çok sivri dilli Lorrie Moore, hem okurlar hem de eleştirmenler tarafından çok sevilen bir edebiyatçı. O. Henry Ödülü, The Irish Time Uluslararası Kurgu Ödülü, Pen/Faulkner Ödülü, Frank O’Connor Uluslararası Kısa Öykü Ödülü sgibi sayısız önemli ödülün sahibi. Katmanlı üslubu ve karanlık mizahı Alice Munro ve Flannery O’Connor’la, minimal anlatımı ve gerçekçiliği Raymond Carver’la karşılaştırılıyor. Onu bir tür dişi J.D. Salinger sayanlar da var. Üstelik meslektaşları arasında da çok sevilen bir yazar Moore.

Julian Barnes onu şu cümlelerle anlatıyor mesela: “Moore’un yaşında birine ‘bilge’ sıfatını vermekten çekinirim ama bir yazarın tam olgunluğa geçişini izlemek insanı daima heyecanlandırır. Kanatların yavaşça açılması keyiflidir, hele yüksekten uçan bir sanatçının görüntüsü yürek hoplatır.”

Geoff Dyer ise şunları söylüyor: “Moore en hafif ağır yazar olmak gibi sıra dışı bir farklılığa sahip. Mutsuzluk, kalp ağrısı, hastalık, keder ve hayal kırıklığı… Tüm bunların böylesi eğlenceli olabileceği kimin aklına gelirdi ki?”

En kısa ve net cümle Nick Hornby’den geliyor: “Kuşağının en iyi Amerikalı yazarı!”

Benim de sevdiğim öykücülerin başında gelen yazarın Havlama adlı kitabı birkaç yıl önce Everest Yayınları etiketiyle çıkmıştı. Amerika Kuşları da sonunda çevrildi ve Holden Kitap etiketiyle yayımlandı. Sırada favorim Self-Help olsa gerek. Çevriliyor mu bilmiyorum ama lütfen Lorrie Moore külliyatı tamamlansın.

Kara bulutların arasından süzülen güneş ışınları

Genellikle insan ve insan, insan ve doğa, insan ve toplum ilişkilerini, bu ilişkilerdeki uyuşmazlıkları, çatışmaları işleyen, öykülerinde ikili beraberliklerdeki çıkmazları, bu beraberlikleri yürümez hale getiren travmaları, güvensizlikleri, alttan alta zehirleyici bir etkisi olan derin kaygıları anlatan Moore bu ağır konuları benzersiz espri duygusuyla yumuşatıyor, katlanılır kılıyor. Hayatta da en ağır felaketlerin ortasında bile sabah olunca güneş açmaz mı? İşte Moore’un nüktedanlığı biraz kara bulutların arasından süzülen güneş ışınları gibi.

Aşk, evlilik, kaygı, kayıp, toplumsal baskılar gibi evrensel temaların işlendiği öykülerden oluşan Amerika Kuşları’nda da durum değişmiyor. Moore, Amerika’nın farklı bölgelerinde bambaşka serüvenler yaşayan ve ortak yanları yaşama tutunma arzusu olan insanları anlatıyor. Bu insanların her biri yalnız, her biri farklı bir sebepten acı çekiyor, her biri kendi mutsuzluğuna sıkışmış durumda, dahası ne yazarları onlara şefkat gösteriyor ne de okur olarak bizim bunu yapmamız bekleniyor. Elimizden tek gelen şey, Moore’un eşsiz yeteneğiyle sıra dışı hale gelen bu sıradan hayatları anlamaya çalışmak ve karakterlerin hayatlarındaki zorluklara, acılara rağmen kendilerine küçük de olsa yer bulabilen mutlu anları fark etmek.

Audubon’un kuşları

Bir Amerika Kuşları daha var aslında, yeri gelmişken onu da anlatayım. 18 yüzyılda yaşamış doğa bilimci ve ressam John James Audubon’un Amerika’yı boydan boya gezerek çizdiği kuş illüstrasyonlarının toplu adı bu. Kuşları doğal ortamlarında gözlemleyerek resimleyen Audubon’un çalışması on yıllarca sürmüş. Her bir illüstrasyonu tamamlayınca kendi imkanlarıyla 1000 adet bastırıyor ve abonelerine gönderiyormuş. Bu 1000 abone bir bakıma göz kamaştıran bir resim koleksiyonunun sponsorları olmuşlar.

Bu hikâyeyi esas ilgi çekici yapan şey Audubon’un saplantıya varan inadı, vazgeçmeyişi… Çizim yapabilmek için sürekli seyahat etmek zorunda olan Audubon bir yandan da yeni finansörler aramayı sürdürmüş. Onu deliliğe götüren ve romanlara, filmlere konu olabilecek bir süreç bu aslında. Delilik kısmı kuşkusuz ayrı konu ama Audubon’un tutkusu, özverisi ve disiplini bugünden bakılınca hayranlık uyandırıyor.

İsimleri dışında, Audubon’un ve Lorrie Moore’un Birds of America kitapları arasında herhangi bir somut bağlantı yok. Sonuçta Audubon’un sonradan kitaba dönüşen illüstrasyonları Kuzey Amerika’da yaşayan kuş türlerinin ayrıntılı çizimlerini içeren bir doğa tarihi klasiği; Moore’un öyküleriyse tamamen kurmaca. Diğer yandan her iki kitap da Amerikan hayatına dair içeriden bir gözlem ve kavrayış sunuyor. Audubon’un kuşlar hakkındaki detaylı çalışması Amerikan doğasının zenginliğini ve çeşitliliğini sergilerken, Moore’un öyküleri, Amerikan hayatının farklı yönlerine ve toplumsal yapılarına yoğunlaşıyor.

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of

0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments