Egoist okur

Camilla Läckberg’den Polisiye Okulu

Buz Prenses’in yazarı Camilla Läckberg’le röportaj yapmak için gittiğim Stockholm’de, onun aynı zamanda bir yaratıcı yazarlık hocası olduğunu öğrendim. Hatta Camilla yıllar önce bu sebeple İstanbul’a bile gelmiş. Şöyle ki; İsveç’teki bir yazarlık kursu öğrencilerini zaman zaman başka ülkelere de götürüyormuş. Farklı yerler görüp farklı insanlar tanısınlar, ufukları açılsın diye… Kursun öğretmenlerinden olan Camilla da bu şekilde bir hafta İstanbul’da kalmış.

Laf lafı açınca onun polisiye roman yazma derslerinin küçük bir özetini Egoist Okur’da yayınlamayı teklif ettim. O da hiç düşünmeden kabul etti. Böylece Egoist Okur’un birkaç gün sürecek mini Polisiye Okulu da başlamış oldu.

Gülenay Börekçi

camilla lackberg polisiye okulu egoistokur 1

1: GENEL KURALLAR

Polisiye roman denen zanaata genel bir bakışla başlayalım. Evet, polisiye yazarlığı gerçekten de bir zanaattır. Doğuştan sahip olmanız gereken özel yetenekler falan gerektirmez. Elbette temel bir yazma yeteneğiniz olmalı ama onun ötesinde polisiye roman yazmak doğru araçlar kullanarak ve çok çalışarak öğrenebileceğiniz zanaattan başka bir şey değildir.

O yüzden, eğer arzu ettiğiniz şey buysa; bir an önce oturup yazmaya başlamalısınız.

Olay örgüsü nasıl kurulur?

Önce “Polisiye roman nedir?” sorusuna cevap aramak daha doğru gibi geliyor bana. Polisiye roman konusunda yazılmamış ama çok önemli bazı kurallar olduğunu söyleyebilirim.

1. Dedektifin kullandığı bütün ipuçları okura da açık olmalı.
2. Katil okura hikayenin başlarında tanıtılmalı. Kkatil olarak değil elbette.)
3. İşlenen suç ciddi bir şey olmalı. Yan komşunun lalelerini çalan birinin işlediği cürüm kimseyi pek alakadar etmez.
4. Çözüm romanın sonunda “tak” diye okurun karşısına çıkmamalı, oraya aşama aşama gelinmeli.
5. Bir değil en az birkaç şüpheli olmalı ve finalde cinayetin onlardan biri tarafından işlendiği ortaya çıkmalı.

Elbette bu kuralların hepsine birden kesin surette uymanız gerektiğini söylemiyorum, içlerinde serbestçe hareket edebilir bazılarını kendinize uyarlayabilirsiniz. Öte yandan bu kuralların denenmiş ve gayet işe yarar şeyler olduğunu baştan kabul etmekte yarar var.

Kabul edilebilir bir başlangıç noktanız olması çok önemli, daha sonra buradan hareketle olay örgüsünü adım adım kurabilirsiniz. Deneyimli bir yazar masaya oturup kafasındaki hikayeyi doğrudan yazmaya başlayabilir ama bir çaylak, işini kolaylaştırmak için önce sinopsis, yani özet yazmalı.

İyi bir özette dört unsur mutlaka yer almalı: Katil, Sebep, Yöntem ve Fırsat Anları…

Yazar olarak, cinayeti kimin işlediğini, onu buna yönelten sebepleri, eylemi nerede, ne zaman, nasıl gerçekleştirdiğini, bunun için eline geçen fırsatları bilmek zorundasınız. Bunu biliyorsanız; özetinizi hızla yazmamanız için bir sebep kalmaz. Dolayısıyla önce zihninizde tüm olup bitenleri netleştirmelisiniz, böylece devamında ince işe girişebilir yani okura çeşitli tuzaklar kurmak konusunda ustalığınızı geliştirebilirsiniz.

1. Alıştırma:

Dilediğiniz bir polisiye romanı alıp okuyun ve iki sayfalık özetini çıkarın. Daha önce okuduğunuz bir kitabı secçerseniz, daha iyi olur, böylece ilkinde dikkat etmediğiniz ayrıntıları yakalama fırsatı bulabilirsiniz. Özet için de size gereken tam olarak budur; ayrıntılar. Özet çıkarırken dört temel unsuru eklemeyi sakın unutmayın.

2. Alıştırma

Aşağıdaki verileri kullanarak üç farklı sinopsis yazın.

Katil: Katil orta yaşlı bir kadın. Hayattan zevk almayı biliyor.
Sebep: Para. Kocasının bir metresi var ve adam karısından boşanıp onunla evlenmek istiyor. Bu da kadının bütün bu zenginlikten, rahat hayattan bir anda vazgeçmesi gerekeceği anlamına geliyor.
Yöntem: Arsenik. Adamı yemeğine zehir katarak öldürüyor.
Fırsat Anları: Altı ay içinde yaşanacak an ve durumları belirleyecek olan sizsiniz.

3. Alıştırma

Farklı kişiler ve yöntemlerle farklı cinayet kurguları yaratın ve onları dört temel unsuru içiren kısa özetler haline getirin. Bunu bir oyun sayın ve hayal gücünüzü tamamen serbest bırakın.

Tavsiye listesi

Camilla’ya göre polisiye roman türünü temellerinden sarsan iki roman

1. Dennis Lehane’den Shutter Island (Zindan Adası)
2. Patrick Süskind’den das Perfume (Koku)

Polisiye roman yazma teknikleri üzerine daha ayrıntılı okumalar için kitaplar

1. Stephen King, On writing: A Memoir of the Craft (Yazmak Üzerine)
2. Isobel Lambot, How to Write Crime Novels
3. Sue Grafton, Writing Mysteries
4. Shannon O’Cork, How to Write Mysteries

2. İSKELET

Umarım artık polisiye romanın temel olay örgüsünü kurmanın hiç de sandığınız kadar karmaşık bir iş olmadığını görmüşsünüzdür. Hikayeyi zenginleştirmek için eklediğiniz ayrıntıları çıkaracak olursanız, her şey aslında bir katil, bir sebep ve bir -veya iki- “modus operandi” yani uygulamadan ibaret sayılabilir.  Şimdi bu iskeleti alıp üzerine biraz et ve kan ekleyelim. Ve elbette buna en yaşamsal bölümden başlayalım…

Umarım artık polisiye romanın temel olay örgüsünü kurmanın hiç de sandığınız kadar karmaşık bir iş olmadığını görmüşsünüzdür. Hikayeyi zenginleştirmek için eklediğiniz ayrıntıları çıkaracak olursanız, her şey aslında bir katil, bir sebep ve bir -veya iki- “modus operandi” yani uygulamadan ibaret sayılabilir.  Şimdi bu iskeleti alıp üzerine biraz et ve kan ekleyelim. Ve elbette buna en yaşamsal bölümden başlayalım…

Okurlarını sıkmaktan ölesiye korkan bir polisiye yazarının hüneri burada gizlidir aslında. Gerilimi yaratmak için kullanabileceğiniz birkaç küçük numara da vardır:

Olayların geçtiği yerleri değiştirmek

Her şeyi ama her şeyi değiştirebilirsiniz, şehri, ülkeyi, kültürü… Sadece coğrafi farklılıklardan söz etmediğimi herhalde anlamışsınızdır. The Preacher adlı romanımda, Hulth Ailesi’ni ikiye bölmüştüm. Ailenin bir kolu büyük bir malikanede yaşarken, diğer kolu hayatını yoksulluk içinde sürdürüyordu. Buz Prenses’teyse, hikayenin bir bölümünün Göteborg’da geçmesi bana uygun göründü. Bazı karakterler orada yaşayacaktı. Böylece ben bölümler arasında geçiş yaparken çevresel farklılıklardan yararlanarak gerilimi artırabilecektik.

Dış dünyalar için yaptığınızı, iç dünyalar için de yapmak

İç dünya denildiğinde akla ne gelir? Elbette karakterlerin fikirleri, hisleri, mizaçları… Bunun için olayları farklı karakterlerin gözünden görmeye çalışmalısınız. Ben bunu çok sık yapıyorum. Buz Prenses’te de, The Preacher’da da cinayeti hemen her sahnede başka bir karakterin gözünden yorumlamayı denedim. Böylece romanlarım tempo ve ton kazandı…

İlgiyi dağıtmak için ortaya birkaç tuzak atmak

Bunun birkaç yolu vardır. Bir tanesi cinayet işlemek için ne sebebi ne de imkanı olan, üstelik tamamen masum görünen bir karakter yaratmaktır. Şu eski “katil genellikle en az şüphelendiğiniz kişidir” klişesine göre okuyucu bu karakterin katil olduğuna neredeyse emin olur ve bunu kanıtlayacak bir ipucu bulabilmek için adeta avcı gibi kitaptaki hiçbir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışır.

Bir diğeri, aleyhine birçok kanıt bulunan bir karakter yaratmaktır. Okurun şüphesi aniden aslında cinayetle hiç mi hiç ilgisi olmayan ama diyelim ki evlilik dışı bir ilişki veya benzeri bir sebepen ötürü yalan söylemek zorunda kalan, bu yüzden de suçluymuş gibi görünen bu kişi üzerinde yoğunlaşır. Seçenekler sınırsız… Belki bir karakter bir cinayet girişiminin kurbanıdır, polis de onu öldürmeye çalışan kişiyi arıyordur. Ama işe bakın ki söz konusu kurban aslında tam da aranan esas katil olabilir. (Agatha Christie’nin On Küçük Zenci adlı romanını okumanızı hararetle tavsiye ederim. Hikayenin ortasında okur bir karakterin öldüğünü öğrenir ama finalde esas katilin o olduğu ortaya çıkacaktır.)

Birkaç farklı şüpheli

Görüyorsunuz, okurun dikkatini başka yönlere kaydırabilmek için hayal gücünüzün izin verdiği her şeyi yapabilirsiniz. Hikayenizde cinayeti işlemesi için yeterince sebebi varmış gibi görünen en az birkaç karakter yaratmanız kesinlikle iyi olur. Elde sadece tek şüpheli varsa, romanınızın ne kadar sıkıcı olduğunu düşünsenize.

Üstü kapalı imalar

İşte size gene çok etkili bir araç. Neyi mi kastediyorum, okura karakterlerinizden birinin bir sırrı olduğunu hissettirmenizi. Okur bu sırrın ne olduğunu bilmeyebilir, dahası sırrın cinayetle ilgisi de olmayabilir ama her durumda bununla ilgilenecektir. Pratikte yaptığınız aslında okurla ufacık bir bilgi kırıntısı paylaşmaktır.

Acaba şimdi ne olacak?

Şahsen en sevdiğim numara. Romanızın bir bölümünü soluk kesen bir finalle bitirmek için şahane bir yol. Neyi kastettiğimi açıklamak için televizyon dizilerinden örnek vereyim.  Televizyon dizilerini her hafta izlenir kılmak için senaristler sürekli yeni tuzaklar icat etmek ve bölüm finallerine bu tuzakları yerleştirmek zorundadır. Siz de aynısını yapabilirsiniz. Böylece okur bir sonraki bölümü okumak için içinde şiddetli bir arzu duyacaktır. Diyelim ki esas karakter hayati önem taşıyan bir şey keşfetti. O bölümü tam da bu keşif sırasında bitirmeli, okura kahramanınızın ne bulduğunu hissettirmemeli, böylece merak unsurunu ayakta tutmalısınız.  Başka bir örnek bulalım… Sözgelişi kahramanınız kendini zor bir durumun tam ortasında buldu. Okur onun bu durumdan kurtulup kurtulamayacağını merak ederken siz hain yazar olarak hikayenin başka bir bölümünü anlatmaya başlarsınız. Nasıl yapacağınız tamamen hayal gücünüze kalmış. Ama “Acaba şimdi ne olacak?” sorusu polisiye roman için vazgeçilmezdir. Tabii bu soruları sordurduğunuz bölümlerin arasına daha hafif, daha renkli sahneler sıkıştırarak okura soluk alma, bir parça dinlenme imkanı da tanımalısınız.

1. Alıştırma

Bir Agatha Christie romanı alıp iki kere okuyun. İkincisinde artık katilin kim olduğunu ve hangi ipuçlarını bulacağınızı bildiğiniz için, Christie’nin bütün ipuçlarını nasıl zarif bir şekilde yerleştirdiğini üstelik onları bütünüyle açık ve anlaşılır kıldığını görebilirsiniz.

2. Alıştırma

Dört dosya kağıdı alıp her birine dört paragraf yazın. Her biri “Acaba şimdi ne olacak?” sorusuyla bitsin. Durumları ve kişileri farklılaştırın. Bu dört paragrafın birbiriyle alakası olması gerekmez.

3. Alıştırma

Bir kadının kızıyla alışverişe gitmesini anlatın. Bunun için sekiz farklı kişi seçin ve olayların her biri dört farklı mekanda geçsin. Ülkeyi değiştirin, kültürü, dönemi yahut neyi isterseniz onu değiştirin. Böylece aynı olayın farklı mekanlar ve durumlarda nasıl farklı sonuçlanacağını göreceksiniz. Bu, üslubunuzu geliştirecek mükemmel bir alıştırma olacaktır.

Tavsiye listesi

Bu bölümdeki anlatılan numaraların hemen hepsini içeren bir Agatha Christie romanı

On Küçük Zenci, And Then There Were None (Tabii artık bu kitabın adı değişti ama bu apayrı bir konu.)
Polisiye roman yazma teknikleri üzerine daha ayrıntılı okumalar için kitaplar
1. Shanon O’Cork, How to Write Mysteries
2. Sue Grafton, Writing Mysteries

3. KARAKTER

Olay örgüsünü, entrikayı, suç unsurunu konuştuk. Bütün bunlar iyi, güzel ama eğer enteresan ve inandırıcı karakterler yaratamazsanız, romanınız bir şeye benzemez. İşin güzel yanı, polisiye roman yazmanın en eğlenceli yönlerinden bir tanesi de karakter yaratmaktır. Bu da kendi zihninizde yarattığınız bir dünyayı çeşitli ruhlar ve bedenlerle zenginleştireceksiniz demek oluyor.  Onları yeterince eğlenceli ve ikna edici kılmayı başarırsanız, bir süre sonra hepsi size çocukluk arkadaşlarınız kadar yakın olacaklar.

Karakter tarifini hakkıyla yapabilmek için yararlanabileceğiniz birçok unsur var. İsterseniz size kısa bir liste vereyim:

+ Konuşma biçimi (Özel terimler kullanıyor mu, küfrediyor mu, kendine has cümleler kuruyor mu?)
+ Ses tonu (Sesi boğuk mu, kalın mı, genizden mi konuşuyor?)
+ Kokusu
+ Giyinişi
+ Duruşu
+ Fiziksel özellikleri
+ Mimikleri
+ Mesleği
+ Yaşı
+ Kime benziyor?
+ Hobileri
+ Medeni hali

Bütün bunların karşılıklarını belirlediğinizde bir karakter oluşturmaya başladınız demektir. Fakat iyi bir romancı bu özellikleri arka arkaya sıralamaz. Bu hem okuru yönlendirmek anlamına gelir, hem de epeyce sıkıcı olur. Okurun bu özelliklerin hepsini bilmesine gerek yok, birkaçını vermeniz yeterli. Diyelim ki karakteriniz pul koleksiyoncusu. Bunu ve birkaç ayrıntıyı daha kullanın yeter, gerisini okurun kendi zihninde yaratmasına izin verin. Klişelerden olabildiğince uzak durun (Pul koleksiyoncusu diye adamınızın fazla zarif hatta aristokrat olmasına hiç gerek yok) ama ara sıra okuru şaşırtmak için tezatlardan yararlanabilirsiniz. Yukarıdaki örnekten devam edersek, hobisi pul koleksiyonu yapmak olan ve evine gittiğinde sakin sakin pullarını albüme dizen adam günlük hayatında bol bol küfreden ve katillerin gözünün yaşına bakmayan bir polis de olabilir.

Her karakterin hangi durumda nasıl davranacağını dikkatlice düşünün, tasarlayın. Böylece yazmaya oturduğunuzda daha hızlı olabilir, beklenmedik durumlarda bocalamazsınız. Bunun için bir yöntem de karakterlerinizle  önceden bir”röportaj yapmak” olacaktır. Onlara canınızın istediği her şeyi sorun.

1. Alıştırma

Bir arkadaşınızı, akrabanızı ya da iyi tanıdığınız birini seçin ve onun hakkında bir dosya kağıdı yazı yazın. Bunu yaparken de hiç sıfat kullanmayın. yani onun güzel mi, yaşlı mı, solgun mu olduğunu belirtmeyin. Bunun yerine, okurun onu gözünde eylemleriyle canlandırmasını sağlayın. Yani göstermeyin, anlatın. Mesela şöyle: “Adam, masif meşe masayı elleriyle tuttuğu gibi yukarı kaldırdı.” Görüyor musunuz, söz konusu adam iri yarı ve kuvvetli ama neyse ki siz bu kelimeleri kullanmadınız.

2. Alıştırma

Bir saat içinde katiliyle buluşacak olan birini anlatın. Anlattıklarınız içinde o kişiye ait çeşitli bilgiler dolaylı biçimde yer alsın. Mesela adı, yaşı, cinsiyeti, ses tonu, boyu posu, kilosu, teninin ve gözlerinin rengi, fiziksel özellikleri, duruşu, kardeşleri olup olmadığı, eğitim durumu, cinsel eğilimleri, en sevdiği yemek, en sevdiği film, mesleği, kiminle yaşadığı, ehliyeti olup olmadığı, arabası olup olmadığı, mizacı, arkadaşları, kötü alışkanlıkları ve en sevdiği yer…

Bu insanı iyice tarif ettikten sonra onun katil gelmeden az önce evde neler yaptığını, son bir saatini nasıl geçirdiğini anlatın. Cinayet bu öykü parçacığının finali olacak, unutmayın. Cinayetin yeterince etkili olabilmesi için, okurun kurbanla tam olarak özdeşleşmesi, onu tanıması gerekir.  Ama hiçbir ayrıntıyı dümdüz anlatmayın. İlk alıştırmadan farklı olarak bu kez sıfat kullanabilirsiniz. Tabii dikkatli ve tutumlu olmak koşuluyla…

Bir notum daha var, yukarıda saydıklarımın hepsine cevap vermeniz gerekmez. Ben onları sadece size biraz yardımcı olabilmek için listeledim. Sizin aklınıza bambaşka ayrıntılar da gelebilir.

Tavsiye listesi

Polisiye roman yazma teknikleri üzerine daha ayrıntılı okumalar için kitaplar

1. Isobel Lambot, How to write crime novels
2. Sue Grafton, Writing Mysteries

4. DİYALOG

Evet, havadan yani bir hiçten karaktere benzer bir şey elde ettiniz. Yeni bir arkadaş edinmek gibi, öyle değil mi? Fakat romanlarda, hele polisiye romanlarda ilgi çekici karakterler yaratmak romanı zevkle okutmaya yetmez. Bütün o karakterlerin konuşmaları, birbirleriyle diyaloga girmeleri de gerekir.  Bu, üzerinde ciddiyetle çalışmanız gereken bir konudur. yeterince zaman ve enerji harcarsanız, emin olun polisiye roman yazmakta çok başarılı olacaksınız.

İyi yazılmış diyaloglar hem karaterlerinizi etten kemikten insanlar haline getirir hem de olay örgüsüne incelik kazandırır. Aynı şekilde kötü yazılmış diyaloglar okurların kitabınıza şöyle bir göz attıktan sonra en yakın çöp tenekesine fırlatmasına yol açacaktır. Diyalog yazmak kesinlikle zor bir sanattır ve epeyce egzersiz yapmayı gerektirir. En iyisi size bu konuda birkaç ipucu vereyim…

Her karakterin “kendi sesi” olduğunu unutmayın ve yazarken kendinize sorular sorun:Bu karakter böyle bir şeyi aynı benin yazdığım gibi mi söylerdi? Gerçekten böyle mi konuşurdu? Bu ifade ona yakışır mydıı yoksa bu kelimeler onda uygunsuz mu dururdu?

Karakterin konuşma biçimini belirlerken onunla ilgili çeşitli unsurları da göz önünde bulundurmalısınız. Mesela…

+ yaşını
+ cinsiyetini
+ toplumsal konumunu
+ kültürünü
+ mesleğini
+ eğitimini

Metnin içinde diyalog gerektirecek bir dinamik olmasını sağlayın. “Patrik yaşlı kadının kapısını çalarak açmasını bekledi…” tarzında sıkıcı bir cümle yazmaktansa doğrudan diyalog yazın ve karakterin ne yaptığını, kiminle karşılaştığını o vesileyle anlatın.

Her diyalog cümlesinden sonra “… dedi Patrik” yazmak da feci şekilde sıkıcı bir şeydir. Bana kalırsa “dedim, dedi” cümlelerini olabildiğince az kullanmalısınız. Neticede birbirimizle konuşurken her cümlemizi tırnak içine almıyoruz, değil mi?

Bence cümle içinde aşırı zarf kullanmak da berbat bir şey. Zarfları kullanırken bir parça cimri olmaya çalışın. “… dedi kısık bir sesle”, “… diye fısıldadı sessizce”, “… diye bağırdı öfkeyle” gibi zarfları kastediyorum. Bunun yerine okurun kavrayışına ve satır aralarını okuma kabiliyetine güvenin.

Gerçekçi diyalogların nasıl yazılacağı da ayrı bir konu. Gerçek hayatta insanlar birbirlerini gördüklerinde bir sürü gereksiz cümle sarf ederler. Ayrılırken de tabii. (Roman için gereksiz demek istiyorum şüphesiz.) O yüzden hikaye için gerekli olmayacak her ayrıntıyı kırpın. Net olmak her zaman gereksiz süslemeler yapmaktan iyidir.

Son tavsiyem: Yazdığınız diyalogları yüksek sesle okuyun ve kulağınıza nasıl geldiğine bakın.

1. alıştırma

Metroda, bir kafede ya da başka tür bir açık have mekanında çevreye kulak kabartıp konuşulanları dinlemek feci yararlı olabilir. Duyduklarınızı kaydedin ve bu diyalogun geçtiği bir entrika tasarlayın. (Bunu kimseye belli etmeden yaparsanız daha iyi olur.) Ardından, söz konusu diyalogu defalarca yeniden yazın. Ama karakterlerin yaşlarını, mesleklerini vb. değiştirerek… Bu konuda sınırsız özgürlüğünüz var. Neticede yazar sizsiniz, kim ne karışır!

2. alıştırma

En az iki A4 kağıt (dosya kağıdı) sürecek kadar uzun bir dialog yazın. Bunun için aşağıdaki senaryolardan birini seçebilirsiniz:

+ Bir polis, karısını öldürdüğü düşünülen bir adamı sorguya çeker. Adam karısının üç gün önce çekip gittiğini söyler ve o zamandan beri de ortalıkta gözükmediğini…
+ Bir karı koca, oğullarının genç kızlara tecavüz edip öldürdüğünden şüphelenmektedir. Baba hemen polise gitmeleri gerketiğini düşünür, anne ise sessiz kalmaları gerektiğini söyler.

Tavsiye listesi

Donna Tartt’tan Gizli Tarih… Bu kitap, yazılmış en iyi gerilim romanlarından biridir. Başlıbaşına onu okumak bile bir eğitim sayılır.

5. ÇEVRE  

Bir önceki diyalog ödevi zordu, öyle değil mi? Ama eminim eğlenceli de buldunuz. Sizden istediğim şeyleri, mesela kalabalık yerlerde başkalarının konuşmalarını dinleme işini ben hâlâ zevkle yapıyor hatta sonradan o konuşmaları küçük değişikliklerle yeniden yaratıyorum. Kitaplarımdaki bazı diyaloglar açıkçası bu küçük egzersizlerden sonra ortaya çıktı.

Polisiye romanda önemli bir diğer unsur da çevredir. Hatta bana göre çevre başlı başına bir karakter sayılır. Kendi sesi ve tonu vardır. Şimdi bunun üzerine çalışalım.

Romanınızın geçeceği ortamı dilediğiniz gibi seçin. Ama dikkat! Tatil için birkaç haftalığına kuzeye gitmiş ve çok beğenmiş olabilirsiniz, yine de romanınız burada geçmesin. Zira orayı ne kadar severseniz sevin, üzerine ne kadar çok araştırma yapmış olursanız olun, kuzeyi çok iyi tanımıyorsanız romanınızın burada geçmesi saçma olur. Bence hikayeniz sizin yaşadığınız ve zamanınızın çoğunu harcadığınız yerde geçmeli. Orada atmosfer size asla yabancı değildir, insanları tanır, tabiatlarını bilirsiniz. Mesela benim romanlarım Fjällbacka’da geçiyor. Çünkü orada büyüdüm. Tamam, 13 yaşıma bastığımda oradan ayrılmış olabilirim ama yine de hakkında bilinebilecek her şeyi biliyorum. Şu anda yaşadığım Stocktholm’ü bile çocukluğumun geçtiği bu kasaba kadar iyi anlatamam.  

Atmosferi yaratırken hava da çok önemli bir etmendir. Bunu kullanın. Mesela yağmurlu, puslu havalar romanınıza kasvetli ve derin bir hava verecektir, buna ihtiyacınız olabilir. Yapabileceğiniz o kadar çok şey var ki. Diyelim ki esas karakteriniz çok üzgünken yağmur yağmaya başlıyor ve yağmur damlaları göz yaşlarına karışıyor. Bunu güneşli bir Akdeniz kasabasında yapamayabilirsiniz ama hikayeniz yukarıda sözünü ettiğim tarzda bir yerde geçiyorsa, çok güzel olmaz mı?

Mekan tariflerinde beş duyunuzun beşini de kullanın. Görmek değil sadece, koku almak, dokunmak, işitmek ve tatmak da çok önemlidir ve romanınızı gerçekçi kılar. Sonra “Yağmur yağıyordu” demektense yağmur yağdığında olanları anlatın. Bu da üslubunuza gerçeklik katacaktır. Her mekanın kendi tarihi, ekonomisi ve elbette efsaneleri vardır. Bunların hepsini okura anlatmanız gerekmeyebilir ama sizin bilmeniz kesinlikle şarttır.

Alıştırma

Bir kadın 20 yıldan sonra ilk kez çocukluğunun geçtiği yere döner. (İşe bakın ki burası tam da sizin doğup büyüdüğünüz yermiş.) Çevreyi ve kadının duygularını iki A4 kağıtta anlatın.

6. ARAŞTIRMA

Evet bir polisiye roman yazmak için gereken birçok unsuru hızlıca gözden geçirdik. Ama tabii kimse her şeyi bilemez. İşte burada devreye araştırmanın önemi giriyor. Bilmediğiniz konularda araştırma yapmalı, işi şansa bırakmamalı, hikayenizin gidişatını kumar oynar gibi yazı tura atarak belirlememelisiniz.

Almanız gereken ilk önemli ders şu aslında: Kitabınızda anlattığınız her şeyin doğru olması gerekmiyor. Ama inandırıcı olması kesinlikle gerekiyor. Polisiye romanınızı yazarken,  konuya dair sahip olduğunuz bilgileri gözden geçirin. Takıldığınız noktaları araştırmanız gerektiğini de bilin.

Alıştırma

Aşağıdaki iki konudan birini seçin ve okurunuz olarak beni ikna edecek şekilde yazmak için araştırmaya başlayın. Tabii bunu sonuçta bir polisiye romanın bir bölümü diye düşünün, bilimsel makale değil. Dolayısıyla bütün bilgiyi önüme dökmeniz gerekmiyor, konuya hakim olduğunuzu ayrıntılarda gösterin yeter. Araştırmanızı hangi yöntemle yapacağınız size kalmış. kütüphaneye gidebilir, internete bakabilir, konunun uzmanlarıyla görüşebilirsiniz… İşte size iki senaryo:

1. Adli tıp uzmanı, bir kadın cesedi üzerinde otopsi yapmaktadır. Kimse kadının nasıl öldürüldüğünü bilmiyordur, bu sorunun cevabını uzman bulacaktır. İki A4 uzunluğunda bir metin yazın.

2. Hannukah bayramını kutlayan bir Yahudi, kutlamaların tam ortasında ailesinden brinin öldürüldüğünü fark eder. İki A4 uzunluğunda bir metin yazarak kutlamaları ve karakterinizin cinayeti keşfetmesini yazın.

Tavsiye listesi

Bir adli tıp sözlüğü edinmeniz işinize yarayabilir.

7. ESAS KARAKTERİ YARATMAK

Umarım başladığımız ilk bölümden bugüne, polisiye roman yazmak için seçilmiş insan falan olmak gerekmediğini, işin yönetimi bilir ve onun üzerine çalışırsa herkesin polisiye yazabileceğini artık öğrenmişsinizdir. SİZ DE yazabilirsiniz!

Bugün bence en önemli dersimizi görecek, esas karakterimizi yaratmayı öğrenecğiz.

Esas karakteri olmayan ve yine de başarılı olmuş pek az polisiye yazar vardır. Esas karakter romanınızın tonunu belirlemenize yardımcı olur. Dolayısıyla belirli bir kişi çevresinde dönen olaylar yaratacaksanız, onu gerçeken sevilebilir hatta özdeşleşilebilir biri haline getirmenizde yarar vardır.

Öncelikle karat verin: Karakteriniz bir dedektif olarak amatör mü yoksa profesyonel mi? Bir polis memuru yaratmanın avantajları büyüktür, karakterinizin niye kendini zırt pırt cinayetlerin ortasında bulduğunu açıklamanız gerekmez. Öte yandan amatör bir dedektif yaratırsanız bu da heyecan verici olabilir çünkü bu şekilde polisiyeye farklı bir bakış açısı kazandırabilirsiniz. Ingrid Kampås’ın hemşire, Liza Marklund’un gazeteci, Agatha Christie’nin örgü örmeye bayılan yaşlı kadın karakterini düşünün. Bir de yarı profesyoneller vardır. Kay Scarpetta’nın tıbbi araştırmacı, Åsa Larsson’un avukat ve Jonathan Kellerman’ın psikolog karakterlerini hatırlayın.  Bence karakterinizin iyi bildiğiniz bir mesleği olması avantajınızadır. Mesela Ingrid Kampås yazar olmadan önce hemşireydi ve hepimizin bildiği gibi Liza Marklund da gazeteciydi.

Alıştırma

Esas karakterinizi tasarlayın ve iki A4 kağıtta onu bana anlatın.

Subscribe
Notify of

4 Comments
oldest
newest most voted
Inline Feedbacks
View all comments
Munir
13 years ago

Muhteşem ! Merakla bekliyorum, şimdiden alıştırmaları yapmaya başladım :)

yasemin
13 years ago

bu tavsiyelerle bir polisiye öykü yazarsam sizle mutlaka paylaşacağım.. çok teşekkürler.. sevgiyle…

13 years ago

önce robert downeyi karşına almalı derim gerisi zaten gelir : )

efsun
13 years ago

çok sağolun deneyeceğim… robert downeyjr.fikri gayet güzel.