Egoist okur

Sonrası: Bir evlilik bittiğinde geriye ne kalır?

Bir felaket yaşanırken sıcağı sıcağına değil, her şey olup bittiğinde  yazılmış kitaplardan biri bu, yıkıntının, geriye kalan tortunun, toparlanmanın, bir şeyi kaybettikten sonra kendini bulmanın kitabı… Rachel Cusk’ın, kaybı bir son olarak değil, insanın kendisiyle ve hatırladıklarıyla kurduğu ilişkinin kırıldığı bir eşik olarak ele alan Sonrası: Evlilik ve Ayrılığa Dair adlı anlatısı…

Sonrası: Evlilik ve Ayrılığa Dair, Rachel Cusk
Anılar Kitabı: İnsan gerçekten hatırlayabilir mi?

Ayrılık üzerine birkaç öneri
Kocanın Güzelliği, Anne Carson, Metis Kitap
Veda Töreni, Simone De Beauvoir, Alfa Kitap
Altın Defter, Doris Lessing, Can Yayınları

Bir evlilik bittiğinde geriye ne kalır?

Bu soruyu hukuk kolayca cevaplayabilirdi. Ev derdi, para derdi, çocuklar ya da eşya derdi… Oysa Rachel Cusk’ın Roza Hakmen tarafından dilimize aktarılan kitabı Sonrası: Evlilik ve Ayrılığa Dair’i okurken, bir ayrılığın ardından geriye kalan asıl enkazın, gözle görülemez olduğunu fark ediyor insan. Bir zamanlar hayatın merkezini oluşturan ilişki ortadan kalkmış, geriye yalnızca devasa bir boşluk kalmıştır. Sting’in Consider Me Gone şarkısındaki gibi: “Paylaştığımız evde bağışlama odaları vardı, artık o alan boşaldı. Sabır dolapları vardı, raflar dolusu ilgi vardı, hepsi bitti gitti.”

“Kocam ve ben kısa süre önce ayrıldık,” cümlesiyle başlıyor Sonrası. Ardından her şeyi kusursuzca açıklayan bir imge, romanın kapağında da yer alan o kırık tabak imgesi geliyor. Anlıyoruz ki, bu kadının hayatındaki yeni gerçeklik, artık kırılmış olanın gerçekliğidir. Bütünlük yitmiş, dağılan parçalar eski işlevlerine sonsuza dek veda etmiştir.

Rachel Cusk, baş başa kaldığı bu yeni gerçeklikte, hikâyelerden nefret etmeye başlıyor ilkin. Çünkü öyle ya; hikâyeler, teselli edici bir düzen kurar, olup bitenleri anlamlı kılarak sebepler ve sonuçlar üretir. Oysa yazar için ayrılık, anlam üretilemeyecek bir deneyimdir, hiçbir açıklama olanı kavramaya yetmeyecektir. O da bu yüzden evliliğinin nasıl bittiğini anlatmaz. İlgilendiği şey felaketin kendisi değil, sonrasıdır, yani büyük patlamanın ardından havada asılı kalan toz bulutu, yanmış metal kokusu, yerlerinden oynamış taşlar.

Elimizdeki kitap işte tam olarak bu simgesel savaş alanında geçiyor.

Öte yandan Cusk’ın kendi yabancılaşma halini kaydettiği anlar, kitabın en güçlü anları. Kendini bir harabe gibi hissederken kırılganlığını saklamıyor çünkü. Bir süre sonra, bitenin aslında bir yanılsama olduğunu, sadece hayatının belirli bir safhasına dair kurduğu hikâyenin sonlandığını anlıyor ve artık hikâye anlatmak değil, sadece yaşamak istiyor. Nefes kesici bir açık sözlülükle itiraf ediyoır bunu. Büyük bir felaketten sağ çıkanların kararlılığıyla. Hayatta kalmış olmanın başlı başına harikulade bir gerçeklik olduğunu bilerek.

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of

0 Comments
oldest
newest most voted
Inline Feedbacks
View all comments