Anılar Kitabı: İnsan gerçekten hatırlayabilir mi?
Péter Nádas’ın Anılar Kitabı, bir “anı kitabı” değil aslında. Elimizde bilinç akışı tekniğiyle yazılmış, üç ana anlatı düzlemi arasında dolaşan bir roman var. Nádas, zamanı parçalara bölen, sürekli kendini sorgulayan ve belleğin çalışma biçimini taklit ederek kendi yazılış sırlarını ele veren bir metin yaratmış.
Anılar Kitabı, Péter Nádas
W.G. Sebald’ın ölmeden üç gün önce girdiği dersten notlar
Belleğin güvenilmezliği üzerine
Austerlitz, W.G. Sebald, Can Yayınları
Kayıp Zamanın İzinde, Marcel Proust, Yapı Kredi Yayınları
Neden, Thomas Bernhard, Sel Yayıncılık
Anılar Kitabı: İnsan gerçekten hatırlayabilir mi?
Elimizdeki romanın, Fransız edebiyatçı Annie Ernaux’nun kazandığı Nobel Edebiyat Ödülü sonrasında zirveye çıkan otokurmaca türünde olup olmadığını düşündüm ilkin. Çünkü Péter Nádas’ın ustalık eseri Anılar Kitabı, Marcel Proust ve Thomas Mann’ın mirasını sahiplenen hatta onu ileriye taşıyan, büyük tarzda yazılmış itirafçı bir otobiyografik roman izlenimi uyandırıyor ilk bakışta. Oysa bundan çok daha fazlası: Avrupa’nın yakın geçmişine musallat olan hayaletlerle ve bastırılmış kâbuslarla yüzleşen çağdaş bir psikolojik roman sunuyor bize Nádas. Üç farklı birinci tekil şahıs anlatısından oluşan romanda anlatılar birbirine karışıyor, anlatıcılar yer değiştiriyor, geçmişle şimdiki zaman sürekli olarak birbirlerini dönüştürüyor.
İlk okuduğumuz, genç bir Macar yazarın anlatısı. Anlatıcının ergenlik yıllarının Budapeşte’de geçtiğini öğreniyor, bir zamanlar üst sınıfa mensupken sonradan Komünist rejime entegre olmak durumunda kalan ailesinin çözülüşüne ve çok sevdiği babasının 1956 ayaklanmasının ardından intiharına tanık oluyoruz. Travmatik bir süreci hikâye eden bu ilk anlatıyla dönüşümlü ilerleyen ikinci anı-metinse, Belle Époque döneminden zarif bir esteti konu ediyor. Burjuvazi karşıtı ihlaller, anlatıcının kendi deneyimlerinin duygusal açıdan aşırı yüklenmiş yankıları gibi adeta. Üçüncü sese gelince; anlatıcının ülkesine dönüşünün ardından görüşüp konuştuğu çocukluk arkadaşına ait bir ses bu. Nádas, üç farklı anlatıcının sesiyle şekillenen romanında zamanı da büküyor. Doğu Berlin’in gri sokaklarından Budapeşte’nin sarı ışıklı çocuk odalarına, Belle Époque’un pastel tonlarından totaliter hükümetin gözetim karanlığına uzanan bu labirentte üç zihin iç içe geçiyor.
Péter Nádas, Orta Avrupa edebiyatının o tuhaf, derin geleneğinden gelen bir yazar. Tarihle bedenin, ideolojiyle mahremiyetin, kamusal olanla mahrem olanın birbiriyle temas halinde olduğu bir gelenek bu. Macaristan’da doğmuş, Stalin sonrası dönemin ağır gölgesinde büyümüş bir yazar olarak Nádas için bellek sadece bireysel bir arşiv değil, politik bir yük, hatta bazen bir suç ortaklığı. Hatırlamaksa, hayatta kalmanın bedeli.
Dilimize Erdal Şalikoğlu’nun çevirdiği Anılar Kitabı’nın asıl sorusu şu: İnsan gerçekten hatırlayabilir mi? Yoksa hatırladığını sandığı şey, yıllar boyunca yeniden ve yeniden yazılmış bir kurmaca mıdır? Belleğin güvenilmezliğini kabul etse de ondan vazgeçmeyen Nádas’a göre unutmak daha büyük, hatta en büyük tehlike. Totaliter rejimlerin, ideolojik baskının, kolektif yalanların karşısında tüm kusurlarına rağmen bireysel bellek tek sığınak.
Eleştirel okumalara baktığımızda Nádas’ın çoğu zaman Proust’la karşılaştırıldığını görüyoruz. Öte yandan Proust’ta bellek, estetik bir kurtuluş ihtimali taşırken Nádas’ta ağır bir yük haline geliyor; acı veren ve katiyen kurtuluş vaat etmeyen bir yük. Hatırlamak yüzleşmek anlamına geliyor ve bu yüzleşme insanı ne iyileştiriyor ne de özgürleştiriyor. Tam aksine yalnızlaştırıyor. Bu yüzden Anılar Kitabı satır aralarında okurdan bir tür ahlaki cesaret talep ediyor. Karakterlerle birlikte okur da kendi belleğine; arzularına, suskunluklarına, kaçtıklarına baksın diye. Böylece edebiyat bir anlatma aracı olmaktan çıkıp bir hatırlama eylemine dönüşüyor.
Özetle Anılar Kitabı belleğin romanı olduğu kadar, unutmaya, basitleştirmeye, rahatlatıcı hikâyelere karşı direnmenin de romanı. Bu da onu hakikatle temas etmek için okunacak bir eser haline getiriyor. Eh, edebiyatın asıl işlevi de bu değilse nedir?
Gülenay Börekçi
Subscribe
0 Comments
oldest