Kusursuzluk: Arzulanan hayat hep daha ötede
Kusursuzluk, Vincenzo Latronico’nun modern insan üzerine yazdığı incecik ama epey rahatsız edici bir metin. Latronico, Berlin’de yaşayan genç bir çiftin dışarıdan kusursuz görünen hayatını anlatıyor. İlham kaynağı ise, Georges Perec’in Şeyler: Altmışlı Yılların Bir Hikayesi adlı romanı.
Perec bize modern arzunun nasıl kurulduğunu anlatıyor, Latronico ise o arzunun gerçekleştiğinde bile asla tatmin etmediğini gösteriyor.
Kusursuzluk, Vincenzo Latronico Çeviren: Mine Çilingiroğlu, YKY
Şeyler: Altmışlı Yılların Bir Hikayesi, Georges Perec Çeviren: Sevgi Tamgüç Metis Kitap
Güzel olduğum için benden nefret etmeyin!
Modern hayatın o yalancı pürüzsüzlüğü
Genç İtalyan yazar Vincenzo Latronico’nun Kusursuzluk adlı romanı Avrupa’nın güneyinden Berlin’e gelip yerleşmiş genç bir çiftin hikayesi. Anna ile Tom, internetin yaygınlaştığı dönemde büyümüş, evden çalışan iki dijital tasarımcı. Yaşadıkları daire, bitkilerle ve İskandinav mobilyalarıyla dolu. Kendilerine benzeyen göçmenlerle arkadaşlık ettikleri bir yaşantıları var ve sosyal medya gündelik hayatlarının ayrılmaz bir parçası…
Dışarıdan bakılınca her şey kusursuz görünüyor: parlak işler, en küçük ayrıntısında bile estetiğin gözetildiği ve dergi sayfalarından fırlamışa benzeyen bir ev, doğru seçilmiş kitaplar, özenle planlanmış seyahatler… Müthiş bir pürüzsüzlük, günümüzün “iyi yaşama” fikrinin eksiksiz bir örneği. Yani neredeyse…
Latronico, bahsi geçen pürüzsüzlüğü, bir başarı hikayesi olarak değil, tekrar eden ayrıntılar üzerinden ve neredeyse duygudan arındırılmış bir gözle aktarıyor, böylece okura da, çiftin yaşadığı bu hayatın, dünyanın farklı yerlerinde kolayca çoğaltılabilen bir şablon olduğunu fark ettiriyor. Bu “kusursuz” evde hiçbir şey gerçekten başlamıyor, hiçbir şey gerçekten bitmiyor. Önceden yazılmış bir senaryo dikkatle uygulanıyor sanki.
Romanı güçlü yapan şey de zaten işte bu. Her şeyin doğru olduğu ama bize akıl almaz ölçüde ruhsuz gelen hayatları okuyoruz. Karakterler açık bir mutsuzluk yaşamıyor belki, ama işte bir şeyler -hem de nasıl- çok, çok, çok eksik. Modern hayat estetik olarak kusursuz hale gelirken, onu yaşayan insanlar içten içe yoksullaşmış.
Eh, öyle bakınca da görüyoruz: Kusursuzluk adlı bu kısa ama fazlasıyla çarpıcı roman, yalnızca parlak bir çiftin hikayesi değil, günümüzün küresel, iyi eğitimli, “zevk sahibi” insanlarının ortak varoluşuna dair sessiz ama keskin bir eleştiri.
Şeyler’in kusursuzluğu
Vincenzo Latronico’nun Kusursuzluk’u yazarkenki çıkış noktası, Georges Perec’in Şeyler: Altmışlı Yılların Bir Hikayesi adlı romanı.
Bugün çoktan klasikleşmiş romanında 1960’larda yaşayan genç bir çiftin hayatını anlatırken, onların arzularını, eşyalar, yani mobilyalar, kumaşlar, objeler, markalar üzerinden kurmuş Perec. Başka bir deyişle, karakterlerin iç dünyasına doğrudan girmemiş, ne istediklerini, nasıl bir hayat hayal ettiklerini, ‘şeyleri’ anlatarak göstermiş. Bu yüzden tıpkı Kusursuzluk’taki karakterler gibi, Şeyler’deki karakterler de nesnelerle çevrili, onlar da hayal ettikleri hayatı ve estetiği aynı şekilde titizlikle kurmaya çalışıyorlar. Ama tabii Şeyler’in Jérôme ile Sylvie’si için istedikleri hayat hep biraz daha ötede, hep biraz daha erişilmez.
Neticede Latronico bir adım ileri giderek mesafeyi ortadan kaldırıyor ve kendimizi çiftin arzu ettiği o hayatın içinde buluyoruz. Ya da bize öyle geliyor. Nesneler doğru yerde, hayat doğru ritimde, estetik kusursuz. Ama işte tam da bu yüzden artık bir şey eksik. Arzu sahneden çekilmiş, isteme ediminin kendisi bile sırra kadem basmış. Okur olarak bize düşen de o rahatsız edici soıruya cevap bulmak oluyor: Eğer artık arzu etmiyorsak, ne için yaşıyoruz? Ya da gerçekten yaşıyor muyuz?
Kısacası Perec modern arzunun nasıl kurulduğunu, Latronico ise o arzunun gerçekleştiğinde bile asla tatmin etmediğini gösteriyor bize.
Gülenay Börekçi
Birkaç kitap daha
Çerçeve
Kusursuzluk’un duygusuz tonuna çok yakın diyebileceğimiz bu romanında da ana karakter neredeyse siliniyor ve başkalarının hikâyelerinin yanı sıra boşluklar ve sessizlikler öne çıkıyor. (Rachel Cusk, YKY)Dinlenme ve Rahatlama Yılım
Her şeye sahip olup gene de hiçbir şey hissetmemek fikri burada biraz daha bireysel ve karanlık bir biçimde işleniyor. (Ottessa Moshfegh, İthaki Yayınları)Arkadaşlarla Sohbetler
İlişkiler, entelektüel hayat ve duygusal mesafe. Her şey yerli yerinde gibi görünüyor, gene de bir şey sanki eksik… (Sally Rooney, Can Yayınları)Klara ile Güneş
Duyguların yerini alan simülasyonlar, “gerçek” ile “yeterince iyi görünen” arasındaki fark. (Kazuo Ishiguro, YKY)Beyaz Gürültü
Bu romanda da modern hayatın yüzeyselliği, reklam dili ve tüketimle kurduğumuz ilişki ironik ve soğuk bir şekilde ele alınıyor. (Don Delillo, Siren Yayınları)
Subscribe
0 Comments
oldest