Egoist okur

AHMET BÜKE: Dünyanın En Güzel Dedesi

Bir hayal kurmasını, yaşamak istediği yeri seçmesini istedim Ahmet Büke’den… “Benim bildiğim tek şey öykü yazmak” dedi ve hayalini bir öykü aracılığıyla anlattı. Okurken, Ahmet’le dedesinin gemiden kütüphaneleriyle dünyayı köy köy dolaşıp yaşlılardan dinledikleri masalları kaydedişlerini ben de hayal ettim. Sonra bir çeşit huzur doldu içime: Bir kütüphane geminiz varsa eğer, işler kötü gittiğinde karaya oturabilir ama o zaman da siz onu bir deniz okulu olarak kullanabilirsiniz. Güzel, değil mi? Ama en güzeli şu: Gün gelir geminiz parça parça olabilir ve artık ne kütüphaneniz kalır, ne okulunuz… Bu gene de iyi bir şeydir, çünkü geminizin dağılması aslında eve dönme zamanı gelmiş anlamına gelir.

ahmet buke egoistokur oyku1

Dünyanın En Güzel Dedesi

Su samuru dadandı bu aralar. Kırçıllı ve kınalı sırtı var. Hayat herkesi yorarken onun kılı depreşmiyor. Çin’de Kara Nilüfer çetesindenmiş. Afyon zulasını satın hasta anasını doktora götürünce kız kardeşlerini boğmuşlar. Suda değil havagazı fırınında.

“Evet,” diyorum. “Bir sonraki hikâyede seni yazacağım.”

Şaşkın şaşkın bakıyor yüzüme. Sonra çamurlu sulara atlayıp kayboluyor.

Yağmur çok yağdı. Sesler kırıldı çatılarda. Ateş kiremitlerin kanıyla beraber süzüldüler toprağa. Karasuluklar patladı. Nem çiçekleri, küf çocukları göbekleri paylayıp yayıldı. Kaldığım Üzüm Salkımı’nın buna aldırdığı yok ama. Bütün yüzeyleri iyice yalıtılmış. Bu binalara salkım ismini vermek ne kadar da isabetli olmuş. Küçük, camdan oval odalar birbirlerine bağlı. Bütün vadiyi görebiliyorum. Yatağım, çalışma masam, üç raflık kitaplık. Odanın dokunduğu diğer odalara dar merdivenlerden bağlantılar var. Arkadaki ortak banyo ve mutfaklara ise yine cam silindirden koridorlarla ulaşılıyor. En yukarıda sinema ve kütüphane var. Onları uçuruma açan teraslarda ise çay, bira ve ot içilen sekiler duruyor. Manzara inanılmaz. Yan komşularımın gürültüsünden kaçıp sık sık geliyorum buraya. Çinli iki kız oturuyor. Yeni sevgili olmuşlar ama bir yere kadar. Öykü yazmak için işyerine gidiyorum.

Yeni buldum bu işi. Son kitaptan aldığım kitabın telif kuponuyla iki yıldır Üzüm Salkımında kalıyorum. Yemek ve çamaşır yıkama dahil. Sürenin sonuna yaklaşınca yerel gazetelerden birinde düzeltmenlik yapmaya başladım günde iki saat. Haftada bir de röportaja gidiyorum. Ekstra kuponları biriktirip Büyük Göl’e kampa gideceğim.

Gideceğim diyorum ama Kiraz olmasa daha kolay olacak.

Çok nazlı o.

Kapağı bile nasıl olacak aklımda ama, bir türlü bitiremiyorum dosyayı. “Kısa öykü yazma,” demişti dedem. Dinlemedim. Zaten onu dinleseydim daha kızardı bana. Dedem, beş yıl önce yalıçapkınları çoğaltma istasyonuna gitti. İki defa mektubu geldi. Bir kez de arkadaşının e-posta adresinden selam yolladı bana.

“Görsen burada enfes bir asistan var. Ben bile deniz fenerine döndüm. Mutlaka gelmelisin, kaz kafalı torunum. Bu sezon rotasyonlu yönetim kadrosunu girdim. İstesen kuşlarla ilgili bir öykü atölyesi öneririm. Yol kuponunu buradan göndeririz. Olmaz ise otostopla gelirsin. Ama mutlaka gel, eşek herif!”

Gitmedim tabii. Dedemle bu konuda asla yarışamam.

Annemi, babamı bilmiyorum. Dedem büyütmüş beni. Onun kütüphane gemisinde dolaşırdık bütün yıl. Dünyanın en uzak koylarına bile gittik. Bir defasında vardığımız köyün yaşlılarını dinleyip anlattıkları masalları kaydettik. Ertesi yıl eve dönerken gemi karaya oturdu. İki sene deniz okulu olarak çalıştırdık. En sonunda parçalandı da eve döndük.

Dedeme şöyle yazdım.

“Sayın azgın teke. Kıta Edebiyat Sitesinde iki öyküm arka arkaya yayınlandı. Büyük Nehir turuna yetiyor kuponum. Orada bahsettiğin asistanlardan bir gemi dolusu olduğu biliyorum. Bu da sana karın ağrısı olsun!”

Bu sabah şehrin en yaşlı plak koleksiyoncusuna röportaja gidiyorum. Uyku tulumumu da aldım Acı Göl’de geceleyeceğim.

Şu Çinli kızlar gitmiş midir acaba oraya?

Merak işte.

Ahmet Büke

1
Leave a Reply

1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of
fatma ak

hayallerim suya bırakılmış bir gemi gibi nereye üflersen artık oraya akıyor… devrilmek korkusu beni mahvetti ayakta kalmalıyım yelkenlerim fora olmalı….