Egoist okur

Bahçıvan ve Ölüm: Romana dönüşen bir yas bahçesi

Oğulun, ölen babası için bir yas bahçesi inşa ettiğini düşünün. Ve o bahçenin bir romana dönüştüğünü. Türkiyeli okurların çok sevdiği Bahçıvan ve Ölüm işte tam da bu kitap. Anlatıcının bahçıvan babasının hayat hikâyesini, ülkesinin yakın tarihini, dahası kendi çocukluğunu da içeriyor ama asıl meselesi, bir metafor olarak bahçıvanlık, yani toprakla uğraşmak, gövdenin, yıkıldığında bile ayakta kalabilmesi için kökleri, belleği, mirası diri tutmak…

Bahçıvan ve Ölüm, Georgi Gospodinov, Metis Kitap
Muriel Barbery: “Bahçemden topladığım kabak ve pancarlarla leziz çorbalar yapmak gurur veriyor”

Yas üzerine birkaç kitap
Mavi Geceler, Joan Didion, Domingo Yayınları
Yas Günlüğü, Roland Barthes, Yapı Kredi Yayınları
Keder Üzerine, Chimamanda Ngozi Adichie, Doğan Kitap

Gospodinov, insanın doğayla temasını kaybetmesinin sonucunu şöyle açıklıyor: “Botanik bilimi gerçekte ölmeden de nasıl güzel ölüneceğini bilir.”

Bahçıvan ve Ölüm: Romana dönüşen bir yas bahçesi

“Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe,” diye açılıyor Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm’ü. Yazar, yıllarca sebzelerle, çiçeklerle ve meyve ağaçlarıyla uğraşmış “toprak işçisi” babasının son aylarını anlatıyor.

Kanserle mücadele etmiştir baba ve onun ölümüyle bahçe bir anda hem koskocaman bir boşluğa hem de somut bir mirasa dönüşmüştür. Başka bir deyişle toprağın belleğine bir beden daha eklenmiştir.

Şimdi, geçmişin temsilcisi baba ölünce, modern çağın bir bireyi olarak Gospodinov, bahçeyi devralıyor ama işleyişini, düzenini değiştirmiyor. Her bir fideye dokunduğunda, açan her çiçeğe baktığında bir anı canlanıyor zihninde. Bir pazar sabahı ilk defa babasının ellerindeki nasırları fark ettiği an mesela. Yahut bahçedeki gülün rengiyle babasının yüzündeki toprak tonunun birbirine karıştığı o uzun öğle sonları.

Babanın ölümüyle bir devir kapanırken Gospodinov’un çocukluğu da son buluyor. Öte yandan geçmiş, toprağın yaşlı, sabırlı belleği sayesinde yavaş yavaş geri dönmeye başlayacaktır; bir bitkinin öz suyunda, bir domatesin çekirdeğinde, yazarın zihninde ansızın belirip kaybolan bir imgede… Çünkü bahçe yalnızca büyüyen şeylerin değil, hatırlanan şeylerin de mekânıdır.

Bahçıvan ve Ölüm, Gospodinov’un babası için inşa ettiği bir yas bahçesi. Toprağı sulayıp havalandırması, yalnızca bitkileri değil, geçmişin anılarını da diriltiyor. Babasının hayat hikâyesini, Bulgaristan’ın yakın tarihini, Sovyet döneminin ağırlığını ve etkilerini, dahası kendi çocukluğunu da içeriyor roman ama asıl meselesi, bir metafor olarak bahçıvanlık, yani toprakla uğraşmak, gövdenin yıkıldığında bile ayakta kalabilmesi için kökleri, belleği, mirası diri tutmak…

Öyle ya; bitkiler ölmez, biçim değiştirir. Bir çiçek solduğunda kökleri toprağın içinde yaşamayı sürdürür. Bir yaprak düştüğünde başka bir yaprağa yer açar. Köklerini unutan insansa, ömrünü hep bir son duygusuyla geçirir, bir gün öleceğinin acı bilgisiyle.

Başrolde toprak, başrolde hayat, başrolde yazı…

Her şeye rağmen umutsuz bir hikayeden bahsetmiyoruz. Unutmayalım, bu bir roman ve biz olanları Gospodinov’un yazdıklarından okuyoruz. Dolayısıyla ilerleyen sayfalarda doğanın işleyişi dışında da ölümü yenebilen bir şey, hem de insan icadı bir şey daha olduğunu görüyoruz. O şey, “dil”. Gospodinov’un anlatısında topraktaki her ot, her yaprak, her çiçek, her taş bir harfe, harfler kelimelere ve cümlelere dönüşüyor, elbette baba da. Böylece yasın içinden yepyeni, bambaşka bir dil çıkıyor ortaya.

O zaman anlıyoruz: Her roman bir bahçe aslında, tohum yerine harflerin ekildiği, kök saldığı ve o tohumları yazarla okurun ortaklaşa büyüttüğü bir bahçe. Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama bir eleştirmen, Gospodinov’un poetikasını, Walter Benjamin’in “anıların evi” dediği ve her cümlenin bir çekmeceyi açtığı, her çekmecedense başka bir kaybın çıktığı yapıya benzetmiş, çok doğru. Neticede ölümü yazmak, ölümün içinden yazmak ya da ölümle yazmak, kaybı vurgulamanın ötesinde onu akışa dahil etmenin bir yolu. Bahçıvan ve Ölüm’ü bir yas kitabı olmaktan çıkarıp hayata dair bir romana dönüştüren şey de tam olarak bu.

Son olarak Bahçıvan ve Ölüm’de ölümü yenebilen bir diğer şeyin de çeviri olduğu söylemek istiyorum. New Yorker dergisinde yayaımlanan bir başka eleştiriye göre bu roman, aslında “bir çeviri denemesi” yahut bir nevi “sessizliği kelimelere dökme çabası”. Tıpkı toprağın iyice suskunlaştığı dönemlerde yeni yeni köklerin filizlenişi gibi.

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of

0 Comments
oldest
newest most voted
Inline Feedbacks
View all comments