Egoist okur

Kar kokusu

Epeydir okuduğunuz Zamansız Hikayeler’in yazarı Füsun Saka bu kez başka türlü bir hikaye yazdı Egoist Okur takipçileri için. Gelecekte ondan okuyacaklarınıza dair ipuçları taşıyan tuhaf ve güzel bir hikaye… Sitenin yenilenme çalışmaları benim olanca avareliğime rağmen tüm hızıyla sürerken, hayatımızda bazı şeylerin neyse ki hiç değişmeyeceğine, aynı kalacağına dair huzur veren bir vaat bu aynı zamanda.

Gülenay Börekçi

fusun-pinar-esas

Duymamak… Görmemek… Hissetmemek…

Gidersen ve ben buna seyirci kalırsam, yani içimden çekip kendini çıkartırsan, bedenini kaybeden sıradan bir giysi haline geleceğim. Kim giysi, kim beden olmuş ne fark eder? Biri diğerinin giysisi ya da bedeni olur hep o birleşme halinde. Sonuçta bedenini kaybedenler buruşmuş, ayakta duramayan, formunu yitirmiş, askıdaki bluzlar, paltolar kadar sıradanlaşır…

Hani bazen bir yumruk gibi olur acı ve boğazına dolanır, boğulduğunu sanırsın sonra o his boğazından göğsünün tam ortasına iner… Bir daha asla kıpırdamaz. Hayat o acıyla sürer, eksilse ve zaman üzerini örtse de ki örtmez, sadece aldanışındır geriye kalan örtülü sandığın yerlerinde…

Rüzgarla birlikte savrulan kar tanelerinin acıtan soğuğu yüzümü yalıyor, adım atıyorum ama nereye doğru yürüdüğümü görmüyorum. Kar fırtınasıdır bu yaşamımın artık iyi biliyorum. Kibritçi Kız masalını kendime anlatmak burada sadece müstehzi bir gülümseme yayıyor yüzüme. Kar fırtınasından çıkış yok çünkü!

Bir yandan da tutuyorum ipin ucundan, sıkıca sarıldım hatta bir ara bıraktığımı sandığım her noktasına dokunmaya çalışarak sıkıca sarıyorum ya da öyle sanıyorum ama ulaşamıyorum. Duyguların en berbatı ne olabilir ki, bundan başka. Bir de kendine itirafındır acıların en büyüğü. Sonrasında yapayalnız bir çizgi kalır geriye içini boydan boya yırtan bıçak yarası gibi. Oysa bütün bıçak yaraları yabancıdır vücuda… Bıraktıkları izler hiç silinmez ve sırıtır bedenlerimizde.

Duyumsamak…

İnsan havayı ilk duyumsadığında neler hissediyor? Filmi geri sarabilsek nefes almak için ne acı çektiğimizi anlardık. Sonra kaybetme duygusunu ilk yaşadığımız anı hatırlasak… Hiç uzak değil ve hep onunla sürmüyor mu zaten?  Kar bütün kirlerin üzerini örter ve bir süreliğine de olsa kapatarak kaybeder ya gerçeğin çirkinliğini, öyle bir kar kokusu var havada. Buz mavisinden, soğuğun beyazına ve saydamlığına adım atıyorum. Duyumsuyorum işte…

Görüyorum ve hissediyorum

Görüyorum evet. Mavinin ortasındayım ama belki eğilmeyi bildiğim için tüm açılardan görmeyi başarıyorum üzerinde durduğum dünyanın rengini. Sadece izliyorum. Soğuktan donmak üzere olan bir insanın uyuşukluğu ve kendinden geçmek üzere olanın hoşnutluğu içinde izliyorum. Çünkü hissetmek hepsinden zordur. Donmaksa hisleri öldürür.

Yazı ve fotoğraf: Füsun Saka

Yazarın Deviantart sayfası

Kar kokusu

Duymamak… Görmemek… Hissetmemek…

Gidersen ve ben buna seyirci kalırsam, yani içimden çekip kendini çıkartırsan, bedenini kaybeden sıradan bir giysi haline geleceğim. Kim giysi, kim beden olmuş ne fark eder? Biri diğerinin giysisi ya da bedeni olur hep o birleşme halinde. Sonuçta bedenini kaybedenler buruşmuş, ayakta duramayan, formunu yitirmiş, askıdaki bluzlar, paltolar kadar sıradanlaşır…

Hani bazen bir yumruk gibi olur acı ve boğazına dolanır, boğulduğunu sanırsın sonra o his boğazından göğsünün tam ortasına iner… Bir daha asla kıpırdamaz. Hayat o acıyla sürer, eksilse ve zaman üzerini örtse de ki örtmez, sadece aldanışındır geriye kalan örtülü sandığın yerlerinde…

Rüzgarla birlikte savrulan kar tanelerinin acıtan soğuğu yüzümü yalıyor, adım atıyorum ama nereye doğru yürüdüğümü görmüyorum. Kar fırtınasıdır bu yaşamımın artık iyi biliyorum. Kibritçi Kız masalını kendime anlatmak burada sadece müstehzi bir gülümseme yayıyor yüzüme. Kar fırtınasından çıkış yok çünkü!

Bir yandan da tutuyorum ipin ucundan, sıkıca sarıldım hatta bir ara bıraktığımı sandığım her noktasına dokunmaya çalışarak sıkıca sarıyorum ya da öyle sanıyorum ama ulaşamıyorum. Duyguların en berbatı ne olabilir ki, bundan başka. Bir de kendine itirafındır acıların en büyüğü. Sonrasında yapayalnız bir çizgi kalır geriye içini boydan boya yırtan bıçak yarası gibi. Oysa bütün bıçak yaraları yabancıdır vücuda… Bıraktıkları izler hiç silinmez ve sırıtır bedenlerimizde.

Duyumsamak

İnsan havayı ilk duyumsadığında neler hissediyor? Filmi geri sarabilsek nefes almak için ne acı çektiğimizi anlardık. Sonra kaybetme duygusunu ilk yaşadığımız anı hatırlasak… Hiç uzak değil ve hep onunla sürmüyor mu zaten?  Kar bütün kirlerin üzerini örter ve bir süreliğine de olsa kapatarak kaybeder ya gerçeğin çirkinliğini, öyle bir kar kokusu var havada. Buz mavisinden, soğuğun beyazına ve saydamlığına adım atıyorum. Duyumsuyorum işte…

Görüyorum ve hissediyorum

Görüyorum evet. Mavinin ortasındayım ama belki eğilmeyi bildiğim için tüm açılardan görmeyi başarıyorum üzerinde durduğum dünyanın rengini. Sadece izliyorum. Soğuktan donmak üzere olan bir insanın uyuşukluğu ve kendinden geçmek üzere olanın hoşnutluğu içinde izliyorum. Çünkü hissetmek hepsinden zordur. Donmaksa hisleri öldürür.

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of