Egoist okur

Knut Hamsun’dan trajik bir aşk hikâyesi

Nobel ödüllü edebiyatçı Knut Hamsun, Victoria adını taşıyan incecik ama güzel, güçlü ve şiirli novella’sında sınıf ayrımcılığı ve toplumsal baskının belirgin olduğu bir toplumda aşkın imkansızlığından bahsediyor.

Victoria’yı satın almak için

Knausgaard: “Hayatı kitaplar değil edebiyat değiştirir”

Knut Hamsun’dan trajik bir aşk hikâyesi

Ünlü yazar Arthur Koestler, Knut Hamsun’un Victoria’sını “Tarihin en büyük aşk hikâyelerinden biri,” olarak nitelendirmiş, Norveçli edebiyatçı Karl Ove Knausgaard ise “Knut Hamsun’un sihirli bir kalemi olduğunu”,cümlelerinin adeta parladığını söylemiş.

Victoria, Hamsun’un kısa sayılabilecek eserlerinden biri, başka bir deyişle bir novella’dır. Olaylar 19. yüzyılın sonlarında, Norveç’in bir sahil köyünde geçmektedir. (Hamsun’un doğup büyüdüğü köye çok benzeyen bir yerdir burası, zaten aslında kitapta pek çok öz yaşamsal unsur bulunduğu düşünülmektedir.) Bir değirmencinin oğlu olan ve günün birinde şair olma hayalleri kuran Johannes Møller, “sarayın efendisi” lakabıyla anılan zengin bir adamın kızı Victoria’ya tutkulu bir aşkla bağlıdır. Aşkı karşılıksız değildir ama maddi durumu gittikçe kötüleşen “sarayın efendisi”, güzeller güzeli Victoria’yı varsıl bir ailenin oğlu olan Otto’yla evlendirmeye karar verir. Karakterinin en belirleyici özelliği kararsızlık olan genç kız da aşkına rağmen bu karara itiraz etmez. Sonraki 15 yıl boyunca Johannes ile Victoria’nın yolları sık sık yeniden kesişecek ama onları ayıran şeylerin büyük bir kısmı ortadan kalktığında bile iki aşık hiçbir zaman kavuşamayacaktır. Hamsun’un dünyasında mutlu bir son yoktur çünkü, sadece nihai trajedi vardır. Şu cümleyle özetler yazar hikâyesini: “Ve aşk dünyanın başlangıcı, hükümdarı oldu, ancak aşkın yolları çiçekler ve kanla kaplıdır…”

Bu incecik ama güzel, güçlü ve şiirli novella’da Hamsun, sınıf ayrımcılığı ve toplumsal baskının belirgin olduğu bir toplumda aşkın imkansızlığından bahsediyor. Zaman zaman aşırı melodram tuzağına düşse de yazar olarak Hamsun’un hayatla ve gerçeklikle bağı hiç kopmaz, toplumsal eleştiri dozu azalmaz. Victoria’da bütün bir hayat, rüyayı andıran bir üslupla anlatılır.

Knut Hamsun’a dair

1859 yılında Norveç’te doğdu. Çocukluğu ve gençliği bir sahil köyünde geçti, hiç resmi eğitim almadı. Okumayı ve yazmayı kendi kendine öğrendi. Bu konuda öyle tutkuluydu ki, çok genç yaşlardan itibaren türlü çeşit işte çalışırken bir yandan da sürekli öyküler yazıyordu. 21 yaşında ilk romanı Açlık’ı yazdı. Roman büyük bir ticari başarı elde etti. Hamsun artık ardı ardına yeni eserler üretmeye başlamıştı. Göçebe, Viktoria, Pan, Son Mutluluk gibi eserleriyle 1920 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. 1930’larda kendini faşizme yakın hissettiğini açıkladı ve İkinci Dünya Savaşı sırasında açıkça Nazi Almanyası’nı destekledi. Savaştan sonra bu nedenle yargılandıysa da artık çok yaşlı olduğu için sadece para cezasına çarptırıldı.

Rus edebiyatından, özellikle Dostoyevski’den etkilenen ve eserlerini yalın, naif bir üslupla kaleme alan Hamsun’un romanları incelikle örülmüş birer düzyazı şiir gibidir. Bu nedenle 20. yüzyılın başlarında gelişen yeni romantizmin edebiyattaki öncüsü olarak kabul edilmiştir. Romanlarının eleştirmenler tarafından değer görmesi ise ancak 1952 yılındaki ölümünden sonra olabilmiştir.

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of

0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments