Egoist okur

Tufandan sonra…

Füsun’la bugünlerde aynı şeyleri hissediyoruz. Parçalarımız dağılmış gibi, nasıl toplayacağımızı bilemez gibi, nasıl desem durduğumuz odalar bize dar gelir gibi… Hayatımızın bir kısmı için geçerli bu sıkıntılı hal. Kuşlar gibi kanatlanmak, uçmak, kaçmak istiyoruz. Sonra bir şey bizi tutuyor, zira neyse ki sıkıntılı olanın haricindeki esas hayatlarımız sapasağlam, yekpare, güneşli bir şekilde orada öylece duruyor… Zamansız Hikayeler’i bu kez kanat sesleri ve lodosun nefesi eşliğinde okuyunuz… Füsun Saka’nın bir film karesi güzelliğindeki fotoğrafına iyice baktıktan ve özgürlüğü hatırladıktan sonra…

Gülenay Börekçi

duvar fusun

Tufandan sonra…

Sıkışmışlığın, beklentilerin, umarsızlığın ve sonuçta bomboş bakışların beyninden kalbine ulaşması bittiğinde, senden geriye ne kalır ki?

Dağılan parçalarını yeniden toplamak için çırpınışların binlerce kuşun kanadına asılıp gittiğinde, hayata karıştıklarında yani, belki paramparça dönersin yaşama. Ama bu kimin umurunda…

Dönmek için bazen vakit çok geçtir. Döndügünde; azgın denizlerin dalgalarından kurtulmuş da olsan, gökyüzünün mavisi kan rengine de bürünse o vakitler, bir kan sızıntısı da kalsa göz pınarlarında, sen her şeye rağmen sessiz sakin beklersin kapıyı çalıp. Sanki içindeki fırtınalar çoktan dinmiş, tuhaf bir rehavet halinde, gülümsersin.

Konuşursun sadece kendi sesini duyarak. “Ben geldim, beklemiyordun, belki içinden geçiriyordun zaman zaman ama beklemiyordun işte. Oysa tam karşındayım. Beklemediğin zamanda, beklemekten hislerini unuttuğun bir akşamda, bakışların çok öteye gitmişken, bir kuzgun siyahlığında kalbin donmuşluğuyla karşılıyorsun.”

Bir şiir okuyorum içimden her zor durumda kaldığımda yaptığım gibi. Sadece ben duyuyorum. Sen bakıyorsun, bakıyorsun, bakıyorsun… Lodos var, karnından kalbine doğru dalgalarını savuruyor. İçindeki tüm ağlamaları dindirmek istercesine kıyılarına vuruyor. Kıyıların da kimsesiz ve beklentisiz halbuki.

Lodos, bütün fırtınalar gibi yıkıcı, yakıcı, darmadağın edici ama sonrası dinginlik… Şimdiyse en azgın zamanındayız. Kana karışan irin kıvamında sinsi bir duygu dalgaların ucunda dolaşıyor, içeri sızdı sızacak.

Sonra mı? Sabah olacak, devamında bir sürü akşam ve yeniden sabah. Bir sabaha karşı anımsayacaksın karın ağrılarını. Ilık bir lodos öncesi yağmura hazırlanacaksın. “Acaba” diyeceksin, “Acaba o da şimdi bir lodosa tutulmuş olabilir mi? Belki de lodostan arta kalan ve olması gereken ortamdan çok uzağa savrulmuş bir deniz kabuğu misali bekliyor. Üstelik en kırılgan noktasında kabuk bağlayarak, katılaşıp kalmış bir kalp gibi .”

Yazı ve fotoğraf: Füsun Saka

Yazarın Deviantart sayfası

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of