Egoist okur

Takip edilmek yahut edilmemek: İşte bütün mesele bu!

Günlük yazmanın modasının geçtiğini düşünenler var. Onlara göre çoğu yazar artık günlük tutmuyor, çünkü hepsi sosyal medyada var olmayı tercih ediyor. Yani Virginia Woolf, Cemil Meriç, Susan Sontag gibi efsaneleşmiş günlük yazarlarının soyunun tükendiğini söylersem abartmış olmam. Peki ama edebiyatçılar niçin Twitter’dan bir türlü vazgeçemiyor? Günün birinde Toplu Tweetler’ini yayınlayacakları için değil herhalde. Daha sağlam bir sebebi olmalı…

Gülenay Börekçi

twitter egoistokur toplu tweetler 7

Virginia Woolf,1915’den 1941’e, yani 33 yaşından intiharından dört gün öncesine kadar aralıksız bir biçimde günlük tutmuştu. 26 ciltlik günlükleri dünyaya dair kayıtlarının bir özeti, duygu ve düşünce dünyasının en özel, en gizli anlarının ifadesiydi. Başka anlamları da vardı; onları bir nevi yazınsal egzersiz, roman provası niyetine de tutuyordu Woolf. En önemlisi de, içindeki derin huzursuzlukla mücadele etmek, egosunu törpülemek ve ruhunu teskin etmek için yararlandığı terapötik bir yöntemdi.

Bir keresinde şöyle yazmıştı mesela: “Hayat neden bu kadar trajik. Sanki dibi görünmeyen bir uçurumun kenarındaymış gibiyim. Aşağı bakınca başım dönüyor, yola nasıl devam edeceğimi kestiremiyorum. Lakin daha bu sözleri yazar yazmaz başka türlü hissetmeye başlıyorum. Ben yazdıkça melankolim soluyor, siliniyor. O halde neden daha sık yazmıyorum? Kibrim izin vermiyor herhalde. Kendimi mutlu ve başarılı görmeyi arzuluyorum ama yükselmek için önce dibe dalmam, en mutsuz ve sefil hallerimi yazmam gerekiyor.”

Günlükleriyle tanıdığımız bir diğer isim olan Cemil Meriç’se tam tersini düşünüyor olmalıydı ki, “Yazı doyurmuyor, tedirgin ediyor insanı” diye yazmıştı iki ciltlik Jurnal’inde. Oğlu tarafından yayına hazırlanan Jurnal, Cemil Meriç’in düşünce ve duygu dünyasının “mahremi”… Yazarın şahsi buhranları, arayışları, sorgulamalarının yanı sıra  Türk düşünce hayatıyla ilgili tespitleri, sıkıntıları, isyanları da yer alıyor. Yalnızlığa (ve marjinalliğe) itilen hatta belki bunu seçen bir insanın toplumla hesaplaşması…

Biraz itiraf, belki biraz da günah çıkarma

İşin aslı psikoanalizde de günlük tutmanın iyileştirici etkileri biliniyor. Öte yandan günlükler, bir açıdan edebiyatın paparazzi’liğe en yakın olduğu yer. Tek fark şu: Yazar başkalarını değil kendisini gözetliyor en çok; kendi hayatından enstantaneler paylaşıyor, kendi sırlarını ifşa ediyor. Günlük tutmak, biraz da itiraf etmek, günah çıkarmak demek… Yoksa sıkıcı bir gündelik olaylar silsilesini kim, niçin okusun!

Ama yok, bu son cümleyi geri alıyorum. Zira Twitter ve Facebook’ta artık birçok başka ünlü gibi yazarların da gündelik hayatından ayrıntıları, daha teknik bir ifadeyle onların mikro-günlüklerini sıkılmadan okuyoruz. Sıkılmak ne kelime, bu konuda gayet hevesliyiz bile… Bazıları bu konuda son derece temkinli; okurlarına okudukları kitapları, dinledikleri albümleri, seyrettikleri filmleri falan öneriyor, röportajlarını veya imza günlerini haber veriyorlar. Bazılarıysa daha içerden bilgileri paylaşmakta sakınca görmüyorlar. Siyasi görüşlerini, gündeme dair yorumlarını, tatilde veya eylemde çektikleri Instagram fotoğraflarını… Takipçileriyle veya meslektaşlarıyla ortalıkta tartışanlar bile olabiliyor. En son Gezi olaylarının ardından buna benzer birçok örneğe şahit olduk.

Okurların sosyal medyada edebiyatçıları takip etmelerinin en önemli sebebi, onların hayatındaki iniş çıkışları, yazmanın yarattığı sorunlarla hatta yazamama halleriyle nasıl baş ettiklerini takip etme isteği. Mesela romancı Hamdi Koç, bu hafta çıkan romanı Çıplak ve Yalnız’ı yazma sürecinde hissettiklerini zaman zaman Twitter’da okurlarıyla paylaşmıştı. O nun bu süreçte son hızla ilerlediğini, bazen araya başka şeylerin girmesine izin verdiğini, bazen de gaza basıp durduğunu falan öyle öğrenmiştik.

Susan Sontag’ın günlükleri, oğlu David Rieff tarafından yayına hazırlandı. Sontag en yaralı, en çaresiz olduğu anları da yazdığı günlüklerini genç bir kız olduğu yıllarda tutmaya başlamıştı.

Her yazarın iki günlüğü olmalı…

Ama tabii şahsen ben, sosyal medyadaki mikro-günlüklerin eski usul defter günlüklerin yerini alabileceğini düşünmüyorum. Bazı istisnalar hariç, eski usul günlükler okunsun diye yazılmıyordu çünkü. Mesela Savaş ve Barış, Anna Karenina gibi dev romanların yazarı Tolstoy, bir değil iki günlük tutuyordu. Bir, evdekilerin bildiği sahte günlük. İki, herkesten sır gibi saklanan esas günlük. İlkine meraklı gözler çok isterlerse gizlice göz atabilirdi, tuzağa düştüklerini, yazarın oyununa geldiklerini bilmeden… İkincisiyse sadece Tolstoy’a özel bir alandı.

İşte günümüz edebiyatçılarının sosyal medyada yazdıkları, Tolstoy’un sahte günlüğüne tekabül ediyor bence. Bu yazarların en çıplak halleri yahut sadece kendilerinin bakabildikleri gizli aynaları olan esas günlüklerinin akıbetiniyse henüz bilmiyoruz.

Son olarak şunu sormazsam içim rahat etmez, lütfen dürüst cevap verin: Hangi yazarın “Toplu Tweetler”ini kütüphanenizde baş köşeye koymak istersiniz?

‘Twitter’da yazmak, üzümleri şarap yapmak yerine etrafa dağıtmak gibi’

Jess Walter, romancı

Domingo Yayınları’ndan çıkan Güzel Harabeler’in yazarı Jess Walter edebiyatçıların sosyal medyada boy göstermeleri konusunda şüpheci davrananlardan…

“Şahsen bazı fikirlerimi yazmak yerine doğrudan okurla paylaşmaktan pek hoşlanmıyorum. Bir şarap üreticisinin bahçesinde yetiştirdiği üzümleri şarap yapmak yerine etrafa dağıtmasına benziyor bu. Facebook ve Twitter’ın insanları bir araya getirme, buluşturma kapasitesine hakikaten hayranım ama yazarların bence ara sıra kendilerini bu akıştan koparıp yalnız kalmaya da ihtiyaçları var. Aksi takdirde farkında olmadan sizi kuşatan pop kültürün bir kurbanı olmanız işten bile değil… Aslında ben de 20 yıldır günlük tutuyorum, lakin günlükte yazdıklarım, nasıl desem, Twitter’a yazılacak kadar ‘özlü’ şeyler sayılmaz.”

‘Yapayalnız yazar imajı eskide kaldı’

Matt Bell, romancı

Yeni kuşağın umut vaat eden isimlerinden Matt Bell, hem Facebook ve Twitter’da, hem de blogunda küçük notlar yayınlıyor. Bu notlarda Bell kimi zaman meslektaşlarına, kimi zaman da ona şu ya da bu şekilde eleştiren gerçek insanlara, yani okurlara isim vererek saldırmaktan geri durmuyor.

“Günümüzde ‘çılgın kalabalıktan uzak, yapayalnız yazar” mitine ihtiyacımız kalmadı, yazarların hayatı hiç olmadığı kadar şeffaf. Okurlarla aramızdaki uçurumun kapanması da herkesin yararına. Okur en sevdiği yazarın bile birçok bakımdan kendisine benzediğini biliyor. Bu saatten sonra hiçbir yazar ‘seçilmiş insan’ yahut ‘ermiş’ pozlarını yutturamaz. Nihayetinde kitapları sihir yardımıyla yazmıyoruz, öyle değil mi? Çoğumuzun bir ailesi, evi barkı, çoluk çocuğu var. Hepimiz kusurluyuz. Bazen ölesiye sıkılıyor, bazen çok eğleniyoruz. Dertlendiğimiz zamanlar bile oluyor, çünkü insanız. Sosyal medya insanların bu gerçeği görmesine yaradı.”

‘Arzuyla utanç arasında gidip geliyorum’

Kate Zambreno, romancı

“Gündemi yorumlayan tweetler atıyorum. Gidişattan kaygılı bir Twitter kullanıcısı olduğum söylenebilir. Yazdıklarımı paylaşırken utanç ve arzu arasında gidip geliyorum. Hem yazmayı çok istiyorum, hem de bu, bana gereksiz cesaret gibi geliyor… Çoğunlukla yazıyorum, vazgeçtiğim pek az oldu. Bunun beni beslediği ortada. Sözgelişi bazı tweetlerim daha sonraki öykülerimin iskeletini oluşturdu. Şu da var tabii: Sosyal medyada var olmam eski usul günlük tutmamı engellemiyor. Günlüklerim benim için hâlâ vazgeçilmez bir ihtiyaç.”

‘Çoğu günlük yazarı uydurukçudur’

Nick Harkaway, romancı

Hayatımın güvenli ve mutlu gerçekliğinin çok da anlatılmaya değer olduğunu hissetmediğim için, asla günlük tutmaya ihtiyaç duymadım. Gerçi ne yalan söyleyeyim, birçok klasik günlük sanıldığı kadar samimi değildir; çünkü nasılsa bunların vakti gelince yayınlanacağını düşünenler tarafından kaleme alınmışlardır. Mesela Winston Churchill bence çılgın ama okuması zevkli bir uydurukçuydu.

‘Online bir maskeye ihtiyacım yok’

Caroline Leavitt, romancı

“Sosyal medyada mahremiyetimden söz etmiyorum diye bana ‘samimiyetsiz biri’ denemez. Ne yani, her yaptığımı, düşündüğümü, hissettiğimi bağıra çağıra dile getirince mi dürüst olacağım? Doğrusu ben, hayatımın bazı alanlarını şahsen tanıdığım ve güvendiğim insanlarla paylaşmayı tercih ediyorum. Yazar olarak ne kadar açıksözlü olursam olayım, birey olarak kendimi koruyorum. Online bir maskeye ihtiyacım yok.”

Gülenay Börekçi

1
Leave a Reply

1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

Faydalı bir yazı olmuş.. Teşekkürler..