Egoist okur

Murat Gülsoy’un kütüphanesi… Haydi içinde kaybolun!

“(Kütüphanem) John Fowles, Murakami, Tanpınar, Kafka ve Pamuk yönünden zengin bir kitaplık sayılır. Psikoloji, felsefe, ilahiyat açısından da fena değildir. Son dönemde yazdığım roman nedeniyle epeyce oryantalistler, Batılı gezginlerin anıları, Osmanlı’da gündelik hayat üzerine okudum, ilginç kitaplar çıkabilir bakan birinin karşısına. Beni en heyecanlandıransa şu oldu: Dün kitaplar arasında İyi Şeyler Yayınları’ndan çıkmış bir dizi şiir kitabı buldum. Çok severek almıştım. Hiç unutmuyorum, 1993 yılıydı, Hayalet Gemi’nin 13 ve 14. sayısıyla TÜYAP Kitap Fuarı’na katılmış hatta küçücük standımızı gemicilik çağrıştıran nesnelerle süslemiştik. O zamanlar kapak tasarımlarını yapan Yalçın Karaca gerçek boyutta bir iskele babası yapmıştı örneğin, hakiki bir halat alıp bağlamıştık. İşte aynı koridorun sonunda İyi Şeyler Yayınları da standını balıkçı tezgahı şeklinde tasarlamıştı. İnce uzun şiir kitapları kırmızı balıkçı tablalarının üzerinde, tepeden sarkan çıplak ampullerin ışığında sunuluyordu. Stand görevlileri balıkçı gibi giyinmişti. Ne güzel bir fuardı…”

Murat Gülsoy’la aşağıda okuyacağınız kütüphane röportajını Ümran Avcı yaptı. Ama soruları bildiğiniz üzere ben hazırlamıştım. Böylece bir nevi ortak yapım çıktı ortaya. En büyük pay da hiç şüphesiz Murat Gülsoy’un.

Bence Gülsoy’un kütüphanesini gezmeye, yangında ilk kurtarılacaklar rafına göz atmaya hemen başlayın, çünkü kesinlikle içinde kaybolmaktan zevk alacağınız bir yer orası.

Gülenay Börekçi

murat gulsoy egoistokur kutuphane

Murat Gülsoy’un ilk 10’u

Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

Orhan Pamuk, Kara Kitap

Yaşar Kemal, Yer Demir Gök Bakır

Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Kafka, Dava

Borges, Kum Kitabı

John Fowles, Fransız Teğmenin Kadını

George Orwell, 1984

Albert Camus, Yabancı

Çocukken en sevdiğiniz kitaplar hangileriydi? Sizden kaçırılan “tehlikeli” kitaplar var mıydı? Büyüklerden gizli gizli neler okurdunuz?

Çocukken okumaya çizgi romanlarla başladım, hâlâ da fırsat buldukça okurum. Benden kimsenin kitap kaçırdığını hatırlamıyorum. İlkokulda çizgi roman düşmanı hocalar vardı galiba ama kulak asmazdım, sevdiğim tarzda olanları okurdum. Gerçek okuma zevkini o sayede edindim. Evde kimse karışmazdı ne okuduğuma ama sonra fark ettim, “devlet baba” hepimiz adına kitapları tehlikeli diye yasaklıyordu. Örneğin ben ortaokuldayken Nazım Hikmet yasak kitapların başında geliyor ve hiçbir kitapçıda bulunmuyordu. Yasak olduğu için de tabii o kitaplara ilgi daha çok oluyordu.

Neden yasaktı o kitaplar, tehlikeli sayılma sebepleri neydi?

Onları okuyan insanların “beyinlerinin yıkanacağından” korkuluyordu. Tabii bir kitaba böylesine ciddi bir önem atfettiğinizde, o kitap iyiden iyiye değer kazanıyor, daha da cazip hale geliyor. İşte diyorsunuz kendi kendinize, o kitabı okuyacağım ve bambaşka biri olacağım… Orhan Pamuk’un yeni Hayat romanının ilk cümlesi “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” ya, orada bence böyle bir anlam da gizli. Öte yandan aile büyükleri kitap okumamla her zaman gurur duyardı, herhangi bir türü yasaklamaları söz konusu değildi. Zaten ben de başlangıçta ansiklopediciydim.

O ne demek?

O dönemlerde fasiküller halinde yayımlanan tüm ansiklopedileri biriktirirdim. Ama hiçbiri komşumuzda gördüğüm ve fasikülleri ben daha yetişemeden tamamlanmış olan Meydan Larousse’un yerini tutmazdı. Ben her ansiklopedide onu arıyordum aslında ve tümünü yan yana koyup o devasa bilgi hazinesini elde etmeye çalışıyordum. Kısacası çocukken bir yandan eğlenmek için bir yandan da bilgi açlığımı gidermek için okuyordum.

Okumakla ilgili kötü alışkanlıklarınız oldu mu? Mesela kitap çaldınız veya ödünç aldığınız bir kitaba el koydunuz mu? Yahut okumak konusunda “yaramaz” zevkler edindiniz mi?

Kaybetmek! Evet en kötü huylarımdan biri, kitaplıklarımı hiçbir zaman istediğim gibi bir düzende oluşturamamış olmaktır. Dağınık duruyorlar bana göre ve bundan gizli bir zevk falan da duymuyorum. Karışıklık, dağınıklık güzellemesi yapanlardan değilim. Yani bu karışıklık benim iç dünyamın ya da düşünsel haritamın bir izdüşümü sayılmaz. Ama son yıllarda, daha doğrusu son 10 yılda, çalışma masası meselesini hallettim. En azından masam dağınık değil. Ama kitaplar… Ne yazık ki aradığımı bulamıyorum. Bir bunak gibi bazen aynı kitabı satın alıyorum. Bazen de bile bile almak zorunda kalıyorum. Acilen bir seminer için ya da bir makale yazarken mesela bir kitap lazım oluyor ve ben evdekini bulamadığım için mecburen gidip satın alıyorum. Ama sizin sorduğunuz daha çok yaramaz zevklerdi. Peki o zaman, arada sırada canım sıkı bir gerilim çekiyor ve okumam gereken onca şeyi bırakıp Stephen King’in son romanına dalıveriyorum. Eski dostlar unutulmuyor hiç!

Kütüphanenizin bir haritasını çizmenizi istesek neler anlatırsınız? Okumayı en az sizin kadar seven biri kütüphanenizi görse ne hazinelerle karşılaşır?

Bilemiyorum, John Fowles, Murakami, Tanpınar, Kafka ve Pamuk yönünden zengin bir kitaplık sayılır. Psikoloji, felsefe, ilahiyat açısından da fena sayılmaz. Son dönemde yazdığım roman nedeniyle epeyce oryantalistler, Batılı gezginlerin anıları, Osmanlı’da gündelik hayat üzerine okudum, ilginç kitaplar çıkabilir bakanların karşısına. Beni heyecanlandıransa şu oldu: Dün kitaplar arasında İyi Şeyler Yayınları’ndan çıkmış bir dizi şiir kitabı buldum. Çok severek almıştım. Hiç unutmuyorum, 1993 yılıydı, çıkarmakta olduğumuz Hayalet Gemi’nin 13-14. sayısıyla TÜYAP Kitap Fuarı’na katılmış hatta küçücük standımızı gemicilik çağrıştıran nesnelerle süslemiştik. O zamanlar kapak tasarımlarını yapan Yalçın Karaca gerçek boyutta bir iskele babası yapmıştı örneğin, hakiki bir halat alıp bağlamıştık. İşte aynı koridorun sonunda İyi Şeyler Yayınları da standını balıkçı tezgahı şeklinde tasarlamıştı. İnce uzun şiir kitapları kırmızı balıkçı tablalarının üzerinde, tepeden sarkan çıplak ampullerin ışığında sunuluyordu. Stand görevlileri balıkçı gibi giyinmişti. Ne güzel bir fuardı…

İnternetten alışveriş ediyor veya elektronik kitap satın alıyor musunuz?

Artık sadece internetten kitap satın alıyorum. Çünkü kitapçılarda sadece yeni çıkan kitaplar bulunuyor. Taşıması da daha kolay. Ancak Idefix el değiştirdiği için son dönemde sistem çok aksıyor. Böyle giderse başka yollar arayacağım. E-kitap almıyorum, çünkü mesleki olarak sürekli monitörden pdf dosyaları okumaktan bunalmış durumdayım. Zevk için aldığım kitaplar genellikle k-kitap, yani kağıt kitap.

Hakkı yenmiş kitaplar dendiğinde aklınıza hangileri geliyor?

Yazar olarak ilk aklıma gelen Haldun Taner’dir. Biliyorum, çok ünlü, çok satmış, çok okunmuş bir yazar, halen de çok satılıyor. Ama değeri yeterince anlaşılamadı. Örneğin 60 yıl önce yazmış olduğu Ay Işığında Çalışkur bence modern edebiyatımızın başyapıtıdır ama üzerinde çok fazla çalışıldığını düşünmüyorum.

Asla almam dediğiniz türden kitaplar var mı? Hangi kitapları ya da yazarları hiç okumazsınız?

O kadar çok ki… Kitapçılarda bulunan kitapların büyük çoğunluğu ilgi alanıma girmiyor. New Age inançlar içerenler, kendini geliştirme kitapları, mevsimlik best-seller olarak tasarlanıp yazılmış kitaplar, komplo teorileri içeren kitaplar… Yüzeysel yazarları okumuyorum diyebilirim. Tabii şu sorulabilir, okumadan yüzeysel olduğunu anlamanın bir yolu var mı? Elbette hızlıca neler yazdıklarına göz ucuyla da olsa bakarım. Bir yazarın kendisini “derin ve karmaşık” göstermesinin modası geçeli çok oldu. Yüzeysel olanın “doğru” olduğu dönemdeyiz. Bununla övünülüyor da. Popüler kültürün basitlik ve doğrudanlık iddiası var. Karmaşık olanın bir ukalalık ve hatta bir tür pasif şiddet içerdiğini iddia edenlere bile rastlamak mümkün. Dolayısıyla bu alana talip olmuş yazarları okumuyorum.

Peki şu sıralar neler okuyorsunuz? Rafta gördüğünüz zaman sizi hangi kitaplar heyecanlandırıyor?

Şu anda elimde birkaç kitap var. Biri W. G. Sebald’ın Satürn’ün Halkaları. Diğeri Faruk Ulay’ın Beldeler Kitabı. Ayrıca Eric Kandel’in İçgörü Çağı: Zihin, Beyin ve Sanat İçin Bilinçdışını Anlama Arayışı, 1900’lerin Viyanasından Günümüze (The Age of Insight: The Quest to Understand the Unconscious in Art, Mind, and Brain, from Vienna 1900 to the Present) adlı kitabını okuyorum, gerçekten harika. Umarım Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi olarak yayımlarız.

Son zamanlarda yayımlanan kitapları düşünürseniz, bir keşiften söz edebilir misiniz? Bir gün herkes şu kitaptan ya da şu yazardan söz edecek gibi…

Bu tür kehanetlerde bulunmak çok anlamlı değil. Umarım herkesin sadece belirli yazarlardan bahsettiği kısır bir ortam yerine çok sesli, çok çeşitli bir edebiyat dünyamız olur.

Ümran Avcı, Habertürk Kitap Eki

Comments are closed.