Egoist okur

Yine bir görüş günü ve annem gelmiş…

Egoist Okur için “Zamansız Hikayeler” yazan Füsun Saka aynı zamanda müthiş iyi gören bir fotoğrafçıdır. Başkalarının önünden öylece geçip gideceği, önemsemeyeceği küçük ayrıntılar onun gözünde büyür, genişler, güzelleşir… Tesadüfen çektiği bu fotoğrafı bana ilk gösterdiğinde çok sevmiştim. Masalsı bir havası vardı… Ciddiye alınacak bir oyun gibiydi. Sınırlarını tahayyül bile edemediğimiz sonsuz evrenimizde ne kadar küçük, önemsiz ve kırılgan olduğumuzu gösteriyordu. Ama kameranın arkasında karanlık bir göz ve kalp olmadığı için, biz insanların eğilirken, kırılırken, düşerken bile ne kadar kuvvetli ve dirençli olabildiğimizin de resmiydi. Sizin için neyin fotoğrafıdır, bakıp kendiniz karar verin. Ama önce Füsun’la zaman tünelinden geçin, daha doğrusu haftalardır yaptığım yoğun baskının neticesinde bu fotoğraf için yazdığı yazıyı okuyun.

Gülenay Börekçi

fusun ipler

24 Yıllık Yolculuk

Tam 24 yıl sonra yine aynı yerdeyim… Bu seyahatin sonunda hayatımın 24 yıl geriye gideceğini benden başka kimse bilmiyor tabii ki. Artık ben, o 24 yılı geride bırakmış ve hafızasından silmiş biri değilim. İstesem de olamam. Somut durumun böyle gelişeceğini bilmeme rağmen buradayım. Hayatından bazı kesitlerle yüzleşmek ne demekse ,onu yapmam gerekiyordu ve yaptım…

Bir arkadaşımı askerde ziyaret etmek işin bahanesiydi aslında. Gittim. Ve orada kayboldum. Nizamiye kapısından içeri girerken bile oradan bir daha nasıl çıkacağımı bilemiyordum ama inatla girdim.

Kimliğimi verdim, cep telefonumu ve kayıt cihazımı aldılar. Beni nazikçe içeri davet ettiler. Şimdi yemyeşil bir bahçede oturuyoruz arkadaşımla. İş yerinden, ayrıldığı sevgilisinden bahsediyor hararetle ve benim acıklı bir ifadeyle geçmişe baktığımı görmüyor…

Yine bir görüş günü ve annem gelmiş. Yüzünün rengi her zamanki gibi soluk, bakışları çok üzgün. Sorular soruyorum vaktin onun için ne kadar hızlı aktığını bile tahmin edemeden… Hala telaşlarım var insanların hayatlarına dair. Oysa sadece beni görmeye gelmiş. Annem anlatıyor, anlatıyor ve neden mektuplarını yanıtlamadığımı soruyor. Öylece seyretmek istiyorum onu. Gri paltosu, kumral saçları, soluk sarı yüzüyle sanki on yıl yaşlanmış gibi. Bu tabloya ben neden oldum, biliyorum. Bunları düşünürken, “Görüş bitti” diye bağırıyor gardiyan ve annem kapıdan çıkana kadar onu izliyorum…

Birden marşlar söyleyerek yemeğe giden askerler bölüyor hatıralarımı ve onlara takılıyor gözüm. Tanrım bu tavşanlar, ördek yavruları ve kedilerin beslendiği bahçe miydi benim en son ayrıldığım yer. Ne kadar insanca. Kahkahalar atıyorum içime sessizce…

O tarihteki Mamak görüntüsüne hiç benzemiyor. Sadece askerlerin söylediği marşlar aynı…

Marşların sesleriyle yine o günlere dönüyorum. Nizamiye kapısına geldiğimde dönüp Samsun asfaltına bakıyorum. Tam ortada annemi görüyorum, bana el sallıyor… Nasıl da mutlu. Çünkü nihayet iki yıl sonra beni kucaklayabilecek. En yakın arkadaşım da annemin yanında ve elinde çiçekler var. Nedense annemi hatırlıyorum daha çok. Asker bir an önce oradan uzaklaşmam gerektiğini işaret ediyor sert bir bakışla çünkü ben yolu geçip geçmemekte kararsızım. Bir ince köprü var önümde ve sendelersem hayatımın sonu olacak gibi. Karmakarışık sarılıyorum anneme, istediğimin yarısı kadar bile ilgi gösteremeden. Annemin gözleri burkuluyor, sesi titriyor, arkadaşımın elindeki çiçekler öylece kalıyor. Benimse hiç dönmeyecek olan mutluluğum o kapının ardında, bunu kimse bilmiyor. Sonra bir kafeye oturup birlikte çay içiyoruz bardaklar dolusu. Öyle özlemişim ki. Hayatı…

Ve şimdi 24 yıl sonra Adem başçavuş, arkadaşım ve ben çay içiyoruz yeniden serin bir havada, ağaçların altında ve sohbet ediyoruz. Adem başçavuş ördek yavrularını getiriyor, sevmem için. Bir konuk olarak ilgi gösteriyor bana. Mutluluğumun, yüreğimin orada kaldığın bilmeksizin.

İşkenceler, hücre cezaları, idama giden mahkumların ayaklarını sürüdüklerinde çıkardıkları sesleri dinlediğim geceler… Kim silebilir hafızamı/ Ankara’nın havasının bile buz kestiği o soğuk kış gecelerinde makineli tüfeklerle gökyüzünü tarayarak uyandırırlardı bize. Sayım yaparlardı. Titremekten düşünemezdim ama gökyüzündeki yıldızlara gözümü diker, belki de sevdiklerimin orada benimle buluştuğunu hayal ederdim, yıllar önce annemle sohbet ederken yaptığım gibi, bir de şiirler okurdum. Artık asla okumuyorum. Mutlu bir hayatın sessiz, sakin güven içinde uyumak olduğunu düşünür gülümserdim… Gülümsüyorum yine.

Yazı ve fotoğraflar: Füsun Saka

Yazarın Deviantart sayfası

3
Leave a Reply

1 Comment threads
2 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of