Egoist okur

“O sabah Mona Lisa bana pek güzel görünmedi!”

81 yaşında olmasına rağmen hâlâ çok ama çok seksi görünen Sophia Loren’in otobiyografisini, “Dün, Bügün, Yarın: Bütün Hayatım” adıyla Kırmızı Kedi Yayınları bastı. İtalyan Sineması’nın efsane yıldızı ve bana göre bu dünyanın gelmiş geçmiş en güzel iki üç kadınından biri olan Sophia Loren’in kitabında karşımıza cazibesine ve şöhretine rağmen şaşırtıcı derecede ürkek bir kadın çıkıyor. Öte yandan çelişkili bir biçimde bu kadın çok cesur, çünkü doğduğunda ona sahip çıkmayan babasından yapımcı Carlo Ponti’yle olan fırtınalı evliliğine kadar yaşadığı her şeyi inanılmaz bir açık yüreklilikle anlatıyor.

Bugünlerde herkes bu kitabı yazıyor, bense spoiler vermek yerine kitabı alın ve mutlaka okuyun diyorum. Çünkü biriciğim Mae West’inken sonra rastladığım en nefis aktris otobiyografisi.

Ama özel hayata ilgili alevli alıntılara falan girmeden kitaptan küçük bir bölümü aşağıya alıyorum. Sophia Loren’in “kendini takdim etmeden birbirini ölçen iki yabancının bakışması” diye anlattığı bu bölüm bana kalırsa iki muhteşem kadının Louvre Müzesi’nin tam ortasında zarif ama keskin düello’su aslında. Kadınlardan biri şüphesiz Loren, ötekiyse Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa’sı.

Dedim ya, okuyun. Hem bu vesileyle cazibenin sırrını da öğreneceksiniz.

Gülenay Börekçi

sophia loren egoistokur kirmizi kedi yayinlari

Müzede bir sabah

Cazibe mi? Cazibe nedir? Onu tanımlayabilseydik, herkesin ulaşabileceği bir malzeme olurdu. Oysa o bize doğanın bir armağanı. Fiziksel güzellikten farklı olarak yıllar onu eskitemez. Kalkütalı rahibe Theresa’yı, Rita Levi Montalcini’yi, Katharine Hepburn’ü veya Greta Garbo’yu… ve sonra Mona Lisa’yı düşünüyorum…

80’lerin başındaki o kış sabahında Louvre Müzesi tuhaf biçimde boştu. Her zaman turistlerle dolu olan koridorlarında tatlı ve dinlendirici bir huzur egemendi; ziyaretçilerle tablolar birbirleriyle eski dostlar gibi sohbet ediyorlardı. İşte o zaman kavak ağacından yapılmış o sade çerçeveyi, şöhretiyle ters orantılı küçüklükteki tabloyu fark ettim. Mona Lisa’nın önünde genellikle uzun hayran kuyrukları olurdu. O gün ise ben yalnızdım ve nihayet huzurla onun keyfini çıkarabilirdim.

O çözümlenemeyen gülümsemesini sorularıma yanıt bulmak için uzun uzun seyrettim. Zaman benim için de geçiyordu, cezaevi deneyimi, geride yorucu ve acılı bir iz bırakmıştı; öte yandan oğullarım güçlü, güzel, enerji dolu büyüyorlar ve beni her gün biraz daha gururlandırıyorlardı. 50 yaşıma yaklaşıyordum ve Deniz Prensesi tacını taktığımdan beri bana eşlik eden o güzelliğim artık derin düşüncelere dalmama neden olan bazı soru işaretleri yaratıyordu.

Baş döndürücü bir meslek hayatım olmuştu ve dönüp geriye bakma fırsatı bırakmamıştı bana. Şimdi artık biraz ara verip başarımın anlamını düşünecek zamanım vardı, görünür olanla gerçeklik arasındaki ilişkiye kafa yorabiliyordum. Elbette kendimi hep güzel hissetmiştim ama bu, huzursuz, kendine asla yetmeyen bir güzellikti. Zaten fazla önem verdiğin zaman güzellik bir çıkmaza dönüşebilir. En beklemediğin anda sana çelme takar, seni daha da yükseklere, göklere çıkartır ve sonra ansızın yere bırakır. Bütün dikkatini ona yönelttiysen bu düşüş gerçekten bir felakete dönüşebilir.

sophia loren egoistokur kirmizi kedi yayinlari 1

O sabah Mona Lisa bana pek güzel görünmedi. Biraz erkeksi bir havası, birkaç kilo fazlası vardı ve Cinecitta’da deneme çekimine gelse asla geçemezdi. Ne var ki onun çekiciliğinin insanlığı neden fethettiğini işte o gün anladım. Mona Lisa da sanki hayatımı değiştirecek sırrı bana açıklamaya hazırmış gibi gözlerini üzerime dikmişti. Durup ona kulak vermem yetti; bir anda her şey gözlerimin önünde açık seçik belirdi, aydınlandı.

Kendini takdim etmeden birbirini ölçen iki yabancı gibi bakışırken, cazibesinin bir tür içsel sükunetten, bu hanımın kendisi hakkındaki derin bilgisinden kaynaklandığını anladım. George Cukor’un dediği gibi, insanın kim olduğunu kabullenmesiyle ve bilinçle yarışabilecek hiçbir güzellik yoktu.

Artık kim olduğumu biliyordum ve ailemin sevgisi içinde kendimi gerçekleştirmiştim. Sinema, tutkum olmayı sürdürüyordu ama yılların deneyimi başka şeylerle de ilgilenmeme fırsat tanıyordu. Kendimle barışıktım, olduğum halimde rahattım, hayatla uyum içindeydim. Kendimi önceye göre daha iyi tanıyordum ve belki Charlie Chaplin’in değerli öğütleri sayesinde “hayır” demeyi de öğrenmiştim. Sözün özü enerjimi nasıl harcayacağımı ve neşeyi nerede bulabileceğimi biliyordum. İnsan ne kadar bilge doğarsa doğsun, bu güveni ancak yaşla kazanabiliyordu. Ve sadece bu güven hepimizin içinde gizlenen güzelliği besleyebiliyordu.

Gerçek güzellik, kendini ifade etmeyi sağlamanın yanı sıra çevrendekiler için de bir armağandır. Onu beslemek insanın sevdiklerine saygısının göstergesidir. Elbette yaşlandıkça bu biraz daha zahmetli hale gelir ve her şey bir disiplin meselesine dönüşür. Beden, bakım, özen ve ayrıca biraz da sabır ister. Yıllar içinde sırrımı soranlara hep iyi niyetle yanıt vermeye çalıştım. Herkes dinlenme ve hareket, etkinlik ve uyku, sağlıklı ve iyi beslenme arasındaki dengeyi mutfak zevkiyle kurmalıdır. Ama gençliğin gerçek iksiri gündelik hayatımız sırasındaki hayal gücümüzde, yaptığımız işe duyduğumuz tutkuda ve kendi yeteneklerimizi gösterirken kullandığımız zekanın sınırlarını kabullenmekte yatar.

Hayat kolay bir oyun değildir, hep ciddiyet ve iyi niyet ister. İşte ben çok uzun süredir bu iki özelliğimi canlı tutuyorum.

Sophia Loren

Dün Bugün Yarın adlı anı kitabından

sophia loren egoistokur kirmizi kedi yayinlari 2

Son dönem röportajlarından alıntılar

“Benimki şans değil. Şansa inanmam. Ben her zaman ‘istedim’. Sırrım buydu. Annesiyle babası evli olmayan, fakir bir ailenin küçük kızıyken bile istedim ve başardım. Hiçbir zaman başkalarının benim için uygun bulduklarını kabul etmedim. Bedelini de ödedim. Elde ettiklerim için de acı çektim. Öte yandan hayatım boyunca seks sembolü olmam imkânsızdı, hep genç kalamazdım. Sadece buna odaklansaydım kariyerim kısa sürede biterdi. Bu yüzden daha ileri gidebileceğim roller seçmeliydim. ‘İki Kadın’ filminde bunu yaptım. 25 yaşındaydım ve 15 yaşında bir kızın annesini oynuyordum. Kendimi bir aktris olarak yeniden inşa ettim ve harika rollerde oynadım.”

“Cinsel çekiciliğin yüzde 50’si sahip olduklarınız, yüzde 50’si de insanların sahip olduğunuzu sandıklarıdır. Benim burnum çok uzun, çenem kısa, kalçalarım da geniş. Ama tüm bunlar birleştiğinde ortaya fena bir görünüm çıkmıyor, değil mi? Sanırım güzellik söz konusu olduğunda işin en önemli kısmı genetik. Ama mutlu, huzurlu bir aile hayatının da çok etkisi olduğunu düşünüyorum. Özellikle torunlarımla vakit geçirmek bana büyük keyif veriyor.”

“Hiçbir zaman bir babam varmış gibi hissetmedim. Ne kadar genç olursanız olun, hayatınızdaki kötü giden şeylere bir şekilde alışıyor ve kendi kendinize ‘Belki de böyle olması gerekiyordu’ diyorsunuz. Tabii bir yandan da diğer çocuklardan farklı olduğunuzun farkındasınız. Çünkü onların birer annesi ve babası var. Böyle konuşuyorum ama babama derin bir nefret de duymuyorum. Aslında nefret nasıl bir şey, onu da pek bilmiyorum. Bildiğim aslında şanslı olduğum, neticede çocukken etrafımda kardeşim, dedem ve büyükannem gibi beni seven pek çok kişi vardı…”

“Çocukken öyle sıskaydım ki bana ‘Kürdan Sophia’ derlerdi. 14 yaşında filizlenmeye başladım ve tıpkı annem gibi yuvarlak hatlı bir vücuda sahip olacağım belli oldu. Öte yandan aslında kendimi hiçbir zaman genç bir kız gibi hissetmedim, 15 yaşındayken de ben aslında ‘kadın’dım. Bugün dış görünüşümü elbette elimden geldiğince korumaya çalışıyorum, sağlıklı besleniyorum mesela. Her şeyden az az yeme ve vücudumun ihtiyaçlarına kulak verme taraftarıyım. Akdenizli bir kadın olarak sofrada mutlaka zeytinyağlı yiyeceklere yer veriyorum. Hem yaşlanmak da harika, insanı ‘gerçekten’ olgunlaştırıyor. Bazen bana güzellik rutinlerim olup olmadığını soruyorlar. Onlara verdiğim küçük sırrı sizinle paylaşayım: Sıcak ve güzel kokulu bir banyonun yerini hiçbir şey tutamaz.”

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Leave A Comment