Egoist okur

520 + 1314 = Seni daima seveceğim…

“Alacakaranlık Kuşağı” diye bağımlısı olduğum bir dizi vardı. Bir bölümünde dilini kaybeden bir adam anlatılıyordu. Adam günün birinde çevresindekilerin “öğle yemeği” yerine başka bir şey, yanlış hatırlamıyorsam “dinozor” dediklerini işitiyordu ve “Dinozora gidelim mi?” sorusu ondan başka kimseye acayip gelmiyordu. Günler geçtikçe “yerini şaşırmış” kelimelerin sayısı hızla artıyor, aralara son hızla tamamen anlamsız ses öbekleri dahil oluyor, nihayetinde adam bildiği, kullandığı dili hiç andırmayan bir ses kalabalığının ortasında kalakalıyordu.

Bu durumda genellikle iki seçenek vardır: Ya inatla kimsenin kullanmadığı dilinizde ısrar edersiniz, ya da filmdeki adamın yaptığı gibi rastladığınız ilk kitapçıya girer ve bir alfabe satın alarak karınızla, çocuklarınızla, arkadaşlarınızla iletişim kurabilmenin ilk adımlarını atmaya başlarsınız.

Neden geldim buraya? Çünkü Cins Dergi bir süre önce bana duyduğum en tuhaf sorulardan birini sordu: “Yaşamak mı, Çince mi” sorusu insana neler düşündürüyor, bilseniz.

Hem yeni bir dil ille yazmaya ya da konuşmaya dair değildir. Yeni bir ortamda, oradakilerin fikirlerini, alışkanlıklarını öğrenmek, beklentilerini sezmek, ne yapmanız gerektiğini kestirebilmek için de yeni bir dil öğrenmeniz gerekebilir. Ve hayat bana sorarsanız aralıksız bir dilden dile tercüme serisinden başka bir şey değildir?

Gülenay Börekçi

Yaşamak mı Çince mi?

Uykudan gözlerim kapanıyorsa, bu çok acayip sorunuz yüzündendir. ‘Çince öğrenmenin kısa ve acısız bir yolu olabilir mi’ merakıyla dün gece internette epey dolandım. Varmış. Dünden beri azıcık Çince konuşabiliyorum. Hatırınızı sorabilir, dilerseniz size sebzeli noodle ısmarlayabilirim. Bunları yapmak zor sayılmaz, Çince temel cümle kalıplarını öğreten bir sürü site var. Yaşamayı öğretme vaadindeki kişisel gelişim kitaplarının lisan öğretme vaadindeki dijital versiyonları.

En kolay yöntemi anlatayım: Dinle, yüksek sesle tekrar et. Pes etme, yine dinle, yine tekrar et. Kayıttaki sesle aynı tonu tutturana kadar yap bunu. Çalışırsan, dünyanın en kendinden emin sebzeli noodle ısmarlayan Çinlisi gibi tınlayabilirsin. Ha, ama biriyle Çince sohbet edebilir misin? Zor. Espri yapabilir ya da tefekküre dalabilir misin? Unutalım. İnternetten bakıp temrin yapa yapa öğrenilmiyor bazı şeyler.

Fakat bakın, araştırırken öğrendiğim bir şey çok tuhafıma gitti. SMS yazarken Çince “Seni seviyorum” demek Çinlilere de zor geldiği için rakam kullanıyorlarmış. “520” mesela “Seni seviyorum” demekmiş. Peşine “Daima” anlamında “1314” iliştirilirse, alıcılar arasında havalara uçanlar oluyormuş. Kestirme aşk ilanı.

Lafı getireceğim yer şurası: Burada onlara esas zor gelen hangisi olabilir sizce, duygularını Çince dile getirmek mi, yoksa birine onu sevdiğini söylemek mi? “520+1314” neyin maskesi? Yanımızdan geçenlere ‘dokunmayıp çarptığımız’ şu hız çağında, koşarken saçımıza başımıza takılan şeyleri ayıklayıp yüzümüze bulaşan kirleri temizlemek istiyoruz ya ara sıra, biraz durup nefes almayı, kendimize çeki düzen vermeyi ancak o zaman akıl ediyoruz. Başımıza gelenleri anlamlandırma, yani ‘yaşama’ fırsatımız oluyor. İnternetin Çinceyi, kişisel gelişim kitaplarının yaşamayı öğretemeyecekleri yer tam olarak burası. En güzeli, nefes almak için ders almaya hâlâ ihtiyacımız yok.

Gülenay Börekçi

Cins Dergi sorusuna cevap

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of