Egoist okur

William S. Burroughs’un hangi romanı bir edebiyat eseri değildir?

“Ama ne güzel, ne tatlı bir kafadır bu; bir anda uçuruyor… Bu edebiyat eseridir, bu değildir, bu edebiyat eseridir, bu değildir… Demek ki alkol kafası, ot kafası yanında bir de hukuk kafası var. Hayır, ‘beğenmedim’ değil, bu ‘tehlikeli’ değil, bu ‘zararlı’ değil… Onlar da tartışılır ama bir yere kadar ‘neyse’ dersin. Bu ‘edebiyat eseri’ değil. Nasıl bi’şey bu ya…”

William S. Burroughs’un bir ara burada ayrıntılı olarak anlatmayı çok istediğim “cut-up” tekniğini kullanarak kaleme aldığı üçlemesinin ikinci kitabı olan Patlamış Bilet, raflardaki yerini aldı. Üçlemenin ilk kitabı olan Yumuşak Makine’nin bulunduğu raflar ise apansız bir şekilde, adeta cut-up tekniğiyle boşaltıldı. Hadisenin ayrıntılarını üç aşağı beş yukarı herkes biliyor… Şair, yazar, çok sevgili dost ve iyi insan Altay Öktem ise nasıl bir toplumda yaşadığımızı anlama egzersizi yapmak, daha doğrusu aşırı dozla adamakıllı bulanmış “hukuk kafası”nın insanı ve toplumu neye benzetebileceğini, edebiyata neyi reva gördüğünü anlamak için bir fırsat olarak görüyor bunu. Hazin bir durumun matrak bir dille tasviri diyebilirsiniz bu yazıya.

Gülenay Börekçi

william burroughs altay oktem egoistokur

William S. Burroughs’un hangi romanı bir edebiyat eseri değildir?

Bu bir kitap tanıtım yazısı değildir!

Bu, nasıl bir toplumda yaşadığını anlama egzersizidir!

William S. Burroughs’un “Cut-up” tekniğini kullanarak kaleme aldığı üçlemesinin ikinci kitabı olan Patlamış Bilet, geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Üçlemenin ilk kitabı olan Yumuşak Makine’nin bulunduğu raflar ise ani bir kararla boşaltıldı.

Bu “boşaltım” konusuna geçmeden önce, Yumuşak Makine ile aramda geçen ılımlı diyalogdan kısaca söz etmek istiyorum; İki üç ay kadar önceydi. Akşam Gazetesi’nin hazırlanmakta olan kitap ekinde yazmam teklif edilmiş, ben de, teklifi kabul ettiğim gibi oturup yazımı yazmaya başlamıştım. Bu, çok hızlı ya da çok yetenekli olduğumdan değil, Yumuşak Makine’yi daha yeni okuyup bitirmiş olmamdan kaynaklanıyordu. Eğer o günlerde yayınlanan bir kitap hakkında iki kelam edeceksem, bu kesinlikle, dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Burroughs’un Yumuşak Makine’si olmalıydı!

Dizinin ikinci kitabı olan Patlamış Bilet’in de yayınlandığını duyunca, yoluma çıkan ilk kitabevine girdim. Patlamış Bilet’i aldığım gibi, günlük rutin işlerimi kesintiye uğratmayı bir görev bilip, son sürat okumaya koyuldum. Okuma serüvenimi kesintiye uğratan ve henüz bitirmediğim bir kitap hakkında yazı yazmaya koyulmama neden olansa; Yumuşak Makine’yle ilgili aldığım bir haberdi.

Şimdi lafı uzatmadan ve Patlamış Bilet hakkındaki naçizane düşüncelerimi falan yazmadan; size bir şey teklif edeceğim. Bu yazıyı okumayı bırakın. Bilgisayarın başından kalkın ve en yakın kitabevine gidip Patlamış Bilet’i alın. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, o ayrı. Ama yarın bu kitabı okumaya karar verirseniz, evet, yarın çok geç olabilir.

Benim içinse bir şey fark etmez. Yani bu yazıyı sonuna kadar okumamanız bana bir şey kaybettirmez. Sonuçta ben bu yazıyı yazdım mı, yazdım. Yani, yasaklanacak bir kitap hakkında, yasaklanmadan hemen önce, yasaklanacağını önceden bilirmiş gibi bir yazı yazdığım tescilleniyor burada. Siz sonuna kadar okumasanız da, kariyer sayfama zaten eklenecek bu durum.

Şimdi gelelim “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosunun isteği üzerine Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’na gönderilen Yumuşak Makine…” diye başlayan cümleye. Böyle cümleler zaten beni oldum olası tedirgin eder. Hayır, bu çocuk kitabı değil ki. Küçüklerle ne alıp veremediğiniz var, demeyeceğim.

“Mezkûr kitabın bu haliyle edebi eser niteliği taşımadığı” şeklindeki ifadeye vuruldum asıl. Yani dünya çapında bir yazar olan Burroughs’un aslında edebiyatçı olmadığı, yazdığı kitabın edebi değer taşımadığı böylece kanıtlanmış oldu! Edebiyat kariyerinin zirvesindeki bir eleştirmen mi yaptı bu tespiti, tanınmış bir edebiyat tarihçisi mi, yoksa bir üniversitenin edebiyat bölümü, ortaya böyle bir tez atıp tartışma mı başlattı? Yooo. Bir hukukçu kitaba baktı ve bu kararı verdi.

Ya ne güzel bu! Ne tatlı kafa! Demek ki alkol kafası, ot kafası yanında bir de hukuk kafası var. Hayır, “beğenmedim” değil, bu “tehlikeli” değil, bu “zararlı” değil… Onlar da tartışılır ama bir yere kadar “neyse” dersin. Bu “edebiyat eseri” değil. Nasıl bi’şey bu ya…

Şimdiye kadar laf aramızda bir sürü edebiyatçıyla düşüp kalkmışlığım var. Eh, kitaptı, dergiydi, gazeteydi, okumuşluğum da var biraz. Allah sizi inandırsın, öyle ketumları var ki aralarında, ağzınla kuş tutsan beğendiremezsin. Eline aldığı hiçbir kitabı beğenmez. Asıl işi, her şeyi eleştirmek, eleştirmek ne kelime, yerden yere vurmak sanki. Ama hiçbirinin de ağzından “Bu edebiyat eseri değil” sözünü duymadım. Seksen tane üniversite ayrı ayrı “edebiyat profesörü” payesi verse, yine de bunu tespit edebilecek konumda göremez insan kendini.

Ama ne güzel bir kafadır bu; bir anda uçuruyor… Bu edebiyat eseridir, bu değildir, bu edebiyat eseridir, bu değildir…

Neyse, Patlamış Bilet bir edebiyat eseri mi, değil mi, henüz bilmiyorum. Daha karar verilmedi. Ama ben an itibariyle yarısından çoğunu okudum. Siz de yarın öbür gün okumak isterseniz, bu şansı bir daha bulamayabilirsiniz. Yani henüz kalkmadıysanız bilgisayarın başından; bu son şansı da kaçırabilirsiniz.

Ya, ne diyorsun, burası bir hukuk devleti diyenler olacaktır aranızda.

Biliyorum. Ben de ondan korkuyorum zaten!

Altay Öktem

5
Leave a Reply

3 Comment threads
2 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
3 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

Biraz geriden takip ediyorum bu aralar, söz ettiyseniz gözümden kaçmış olabilir. Alakalı listeye binaen ufak bir öykü yarışması düzenlenmiş. Orda burda söz ediliyor:
http://www.sabitfikir.com/haber/138-yasak-kelime-ile-oyku-yarismasi

Şu kısım da pek hoş sahiden:
“…Patlamış Bilet bir edebiyat eseri mi, değil mi, henüz bilmiyorum. Daha karar verilmedi.”

realicey

aslında öyle olmuyor, davaya sonunda bir bilirkişi atanıyor, bilirkişi türk edebiyatı bölümlerinden bir öğretim üyesi oluyor ve bir eserin edebiyat olmadığına kendileri karar veriyor. dava süresince kitap raflardan kalkmıyor, sonrasında AİHM’ye başvuruluyor ve dava sonuçlanmadığı için kitap satılmaya devam ediyor. mesela irvine welsh’in porno’su bu kitaplar arasında ve hala satılıyor. kitap raflardan kalkmışsa, bu ancak kitapevlerinin korkaklığından olabilir, yayınevi peşine düşsün diyorum.