Egoist okur

FLASH FICTION: Altı kelimeyle öykü yazılır mı?

Hayatımızın her alanına hakim olmaya başlayan internetin icadıyla edebiyat da değişmeye, farklılaşmaya başladı. Dijital yayıncılıktan söz etmiyorum, üsluba ait değişimlerden söz ediyorum. Yeni edebiyat türlerinin en yaygın olanıysa “flash fiction”… Çok kısa öykü anlamına geliyor. Anlaşılan ne kimsenin uzun uzun yazmaya zamanı var, ne de uzun uzun okumaya…

Gülenay Börekçi

flash fiction egoistokur gulenay borekci hemingway

Edebiyat mı, oyun mu?

Tam bir Türkçe karşılığı olmayan flash fiction’ı “çok ama çok kısa öyküler” diye tarif edebiliriz. Ya da bir fenerin açılıp kapanması kadar kısa bir sürede anlatılan hikayeler diyebiliriz… Sürekli bir yerlere yetişme telaşında olan ve zaman yokluğundan muzdarip günümüz insanı için şahane bir edebi alternatif. Sudden fiction (Ani Öykü), micro-story (Mikro-öykü) ya da postcard fiction (Kartpostal Öykü) gibi adları da var.

Söz konusu kısalığın kesin bir ölçütü yok tabii, kimi kaynaklarda en fazla 300 kelimelik öykülere flash öykü denebileceği belirtiliyor. New York Times editörlerinden Steve Moss 55 kelimeden fazlasına itiraz ediyor. Anlayacağınız hakikaten çok kısa işler bunlar; otobüste, çay molasında, bir kafede arkadaşınızı beklerken okuyacağınız kadar kısa…

Bir görüşe göre türü yaygınlaştıran internet olmasına rağmen aslında eskiden de bu tarz öyküler yazılıyordu. Çehov’un, Kafka’nın, Lovecraft’ın ve Cortazar’ın bazı öyküleri rahatlıkla bu sınıfa sokulabilir. Lakin eskiden daha ziyade birkaç uzun öykünün arasında bir ferahlama kabilinden yer veriliyordu bu kısa öykülere, ayrıca ortaya çıkan işler deneysel edebiyat sayılıyordu. Oysa internette başlayan çok kısa öykü modası, şimdilerde yazılı basında, yani kitaplar, dergiler ve antolojilerde de son hızla devam ediyor. Ara sıra bu tür denemeler yapan ünlü yazarlar da çıkıyor. Hatta yine çok kısa bölümlerden oluşan romanlar yazılıyor. Anlaşılan ne kimsenin uzun uzun yazmaya zamanı var, ne de uzun uzun okumaya.

Ayrıca yanında bu “flash”ların bile destansı uzunlukta kalacağı türden öyküler yazanlar da var. Six Word Stories adlı sitedekiler gibi… Site, ismini Amerikalı romancı Ernest Hemingway’den alıyor. Hemingway bir keresinde altı kelimelik bir öykü yayınlamış ve bunun o güne kadar yazdığı en iyi eser olduğunu belirtmiş. Öykü şu:

“Satılık bebek ayakkabıları. Henüz hiç giyilmemiş.”

Eski bir Hemingway derlemesinde bunu gören site yöneticileri de en fazla altı kelimeden oluşan öyküler yayınlamaya karar vermiş. Hatta bazı önemli edebiyatçılardan da armağan olarak altı kelimelik öyküler almayı başarmışlar.

İşte Amerikan edebiyatının altın çocuğu Dave Eggers’ın yazdığı öykü:

“Gerçek aşkı buldu, ama başkasıyla evlendi.”

Altı kelimeyle edebiyatı “geliştiren” diğer ünlü yazarlardan biri de, Kör Suikastçi, Nam-ı Diğer Grace ve Ademden Önce Yaşam’ın yazarı Margaret Atwood. Öyküsünü aktarayım:

“Onu çok özlüyordu. Kavuştular. Lanet olsun…”

Pulitzer ödüllü Jeffrey Eugenides, kimliği konusunda esrarengiz rivayetler dolaşan J.T. LeRoy ve daha birçok yazarın kısacık öykülerini internette bulabilirsiniz. Bana kalırsa yaptıkları şey edebiyattan ziyade eğlenceli bir oyun, ama olsun. Kim en iyi bildiği alanda oyun oynamaktan hoşlanmaz ki?

İnternetin yarattığı diğer edebiyat türleri

18. yüzyılda İngiltere ve Fransa’sında ortaya çıkan mektup roman (sadece mektuplardan oluşan Tehlikeli İlişkiler’i hatırlayınız) internet çağında cilalandı, yeni bir görünüme büründü. Bugünlerde E-posta romanı denen bir türe sıkça rastlıyoruz. En ünlüsü, Samuel Richardson’ın Pamela adlı romanının çağdaş uyarlaması diyebileceğimiz “Intimacies”. (Yakınlıklar) Tamamı e-postalar, SMS mesajları ve kısa chat loglarından oluşuyor.

İnternet çağının yarattığı bir diğer tür ise fan fiction. Dünyanın dört bir yanından amatör yazarlar hayran oldukları bir edebiyatçının en sevdiklerini yapıtını yeniden kaleme alıyorlar. Kimi zaman bir filmden, şarkıdan ya da çizgi romandan yola çıkarak da kendi romanlarını yazdıkları olabiliyor. Hikayenin ana hatları alınıyor, araya yeni karakterler ekleniyor, kurguda önemli u-dönüşleri yapılıyor, kimi zaman ana tema baştan aşağı değiştiriliyor, sonuçta da bambaşka bir yapıt çıkıyor.

Murathan Mungan: “Geçmişi anlar berraklaştırır”

Murathan Mungan’ın “Kibrit Çöpleri” adlı öykü kitabı da flash’a dahil edilebilir. Parlayıp sönen kısacık anları anlatan öykülerden oluşan kitapta Mungan’ın alışılmadık kısalıkta, 1-1.5 sayfalık kısa öyküleri yer alıyor. Kendisinin de dediği gibi: “En kısa hikâye parçasına an denir. Bazı anlar bütün yaşamımızı belirler. ‘Bütün yaşamımız’ dediğimiz de o birkaç âna bakar aslında… Bu yüzden yıllar sonra en çok hatırladıklarımız anlardır. Gerisi bulanıktır. Geçmişi anlar berraklaştırır.”

Gülenay Börekçi

4
Leave a Reply

3 Comment threads
1 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
3 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of
Dilek Vidana Tavaşoğlu

Bence de sevimli ve eğlenceli bir oyun gibi birşey bu, hoşuma gitti boşlukları doldurmak.
Gerçi ““Gerçek aşkı buldu, ama başkasıyla evlendi.” veya “Onu çok özlüyordu. Kavuştular. Lanet olsun…” gülümsetti ama “Satılık bebek ayakkabıları. Henüz hiç giyilmemiş” acıtıyor insanın içini.

Ben de denemek istedim ama henüz beceremedim, uğraşıyorum, dur bakalım, boşlukları doldurmak kadar kolay değilmiş yazması…

Bu arada Murathan Mungan’ın söyledikleri ne kadar doğru, hakikaten “anlar” belirliyor geçmişe dair anılarımızı, hiç düşünmemiştim bu şekilde, şaşırdım…

Bu güzel ve enteresan yazı için teşekkürler Gülenay, ben çok sevdim…

burcu yıldızer

Egoist okur’un en sevdiğim yanlarından birisi de zamanın birinde bir şekilde düşündüğüm, gerçekleştirdiğim şeyleri bana yeniden hatırlatıyor olması. Bundan tam altı yıl önce ben de msn konuşmalarını “Kayıtlı Aşkın Sayfaları” adıyla yazmaya başlamıştım. Bazı gürültülü nedenlerden :) dolayı devamını getirmedim. Daha doğrusu internet üzerinden yayınlamayı kestim ancak dosyalarımda kendim için kalan kısmını tutuyorum. 2005 yılına ait az önce bahsettiğim kısa bir yazıyı da ekliyorum bu yoruma. Ben de bu altı kelimelik oyuna, hikâyeye bir katkı yapmak isterim. Eğer başarabilirsem. Yazı için teşekkürler. :) “Burada bir adam var uzakta…” 28 Mayısın toz kaldıran günleri… Boylu boyunca uzanmışım sensiz açtığım pencerenin peçeli… Read more »

[…] Hemingway’in cümlesi ve bu altı kelimelik hikâye muhtemelen kendisinin en iyi yapıtı (kendi tahmini, benim değil). Peki, neden? Bir çift […]