Egoist okur

Bandista: “Onların dünyası başka bir dünya, biz kendi dünyamızı inşa ederiz”

Bandista 15 tanesi müzisyen olan 30-35 kişilik bir tayfa, kendi deyişleriyle “eylem bandosu”. Onları konser alanlarında, barlarda, gece kulüplerinde, yani sahnede izleyebilirsiniz. Kimi zaman beş kişilik bir grup olarak, kimi zaman kalabalık bir big band olarak. Ama varoluş sebepleri sadece müzik değil; sadece bu ülkenin değil dünyanın her yerinde protesto eylemlerinde, dayanışma etkinliklerinde, sokak gösterilerinde, grev yerlerinde boy gösterebiliyorlar.

Kimi zaman Balkan Beat Box veya Hindi Zahara gibi starlarla sahneye çıkarak 35 bin kişiye hitap eden, kimi zaman 30 kişilik bir salonda dinleyiciyle arkadaş muhabbetine giren Bandista’yı oluşturan elemanların ne sayıları kesin, ne isimleri… Tek tek adlarıyla öne çıkmak yerine Bandista olarak anılmayı tercih ediyorlar. Bu yüzden sahne haricinde fotoğraf çektirmiyorlar. “Zira o fotoğraflarda göreceğiniz yüzlerden hiçbiri Bandista olmayacak” diyorlar. “Bir tavrın, bir hareketin; isyanın fotoğrafını kim çekebilir ki?”

Onlarla İspanya turnelerinden hemen önce bir röportaj için buluştuk. Ne şanslıyım ki; tayfaya katılan son üyeyle de tanışabildim; dört aylık Ali Leo…

Gülenay Börekçi

Bandista Egoist Okur

“Biz de kapitalist kültür endüstrisininin propangadasına fazlasıyla maruz kaldık”

İlk albümünüz 1 Mayıs 2009’da çıktı. Aynı yılın 12 Eylül’ünde ikinci albümünüzü çıkardınız. Üçüncü albüm 1 Şubat 2010’da Tekel işçilerinin direnişine destek vermek amacıyla yayınlandı. Konserleriniz ve eylemleriniz birlikte yürüyor. Siz kendinizi nasıl tarif ediyorsunuz; müzisyen misiniz, eylemci mi?

Sahnede hayatın içinde olduğumuzdan başka türlü görünmüyoruz. On yılı aşkın bir süredir eylem örgütlüyoruz, direnişlere katılıyoruz… Gün geldi, bu hareketin ritmini tutacak bir şeye ihtiyaç olduğunu fark ettik. Yoldaşlarımızın, bütün bir muhalefet ve mukavemet aleminin ihtiyacını gidermek üzere kuruldu Bandista. Çok da iddialı değildik, evimizin balkonunda, salonumuzda gitarla çalıp söylediğimiz şarkıları başkalarıyla paylaşmak istedik, hepsi bu.

Bu yüzden mi bu kadar etkili oldu müziğiniz?

Bandista büyük b harfiyle yazılan bir kelime değil bizim için. Çok basit bir tercihimiz vardı bu yola girerken, bundan sonra başka şeylerin yanında artık müzikle de muhalefet etme tercihi… O yüzden anlattığımız hikayelerin hepsi anonime ait; direnişler de, şarkılar da… Hepsi büyük bir kolajın parçaları. Bize gelince; küçük hayatlar yaşıyoruz, sıradan insanlarız, gündelik dertlerimiz var, emeğiyle yaşayan, yaşamak zorunda olan kişileriz. Bizim yegane gücümüz, yan yana duruşumuz olabilir. Gösterilen ilgi için bir açıklamam yok, sadece bizim için mutluluk verici olduğunu söyleyebilirim. Demek ki toplumsal bir karşılığı var yaptıklarımızın.

Kaç kişisiniz?

Sayımız duruma göre artıyor ya da eksiliyor. 15 kişiyle de çıkabiliyoruz sahneye, bir akordeon bir gitarla da… Aynı anda iki şehirde Bandista konseri olabilir mesela.

Yaptıklarınızla birilerini ürkütmüyor musunuz? Sonuçta popüler müzik yapanların suları çok da bulandırmaması, efendi efendi yerini bilmesi tercih ediliyor…

Haber, görüntü ve müzik üreten başka aktivist gruplarla birlikte bütün endüstriye savaş açmış durumdayız. Açın gözlerinizi demek istiyorum onlara, bizim birkaç yüzbinlik albüm indirimimiz kimseyi doyurmaz ki. Sonuçta onların arsız ve hırslı dünyası başka bir dünya, biz kendi dünyamızı inşa ederiz.

Sizin hayran olduğunuz müzisyenler yok mu?

Olmaz mı! Biz de kapitalist kültür endüstrisininin propangadasına fazlasıyla maruz kaldık.

Zehirlendiniz yani… İlk albümünüzün ismi De ta fabula narratur’du, yani Marx’ın Kapital’inden bir cümle. Çizgi roman haline getirilip büyük yayınevleri tarafından yeniden basıldığı şu günlerde hala etkili mi Kapital?

1 Mayıs albümüydü o, bizim manifestomuzdu aynı zamanda. Aleme şunu dememiz gerekiyordu: Merhaba, biz geldik, müziğimiz şudur, şarkılarımız bunlardır. Şöyle hikayeler dolaşır kafamızda… Marx’ın Alman işçisine İngiliz işçisinin durumunu anlattığı bölümdedir o cümle. “Orası İngiltere, oradakilerin sorunları bizimkinden başka” diye düşünenlere cevap olarak “De ta fabula narratur” der. Yani anlatılan senin hikayendir… Hem kapitalizmin her coğrafyada aynı şekilde çalıştığını, hem de farklı görünen mücadele alanlarının aslında aynı bütünün parçası olduğunu gösterdiği için önemlidir o cümle. Kapital bizim kutsal kitabımız değildir ve yine de hala etkilidir elbette, daha da etkili olacağı günler gelecektir. Tarih yaşananların öldüğü, yok olduğu ve ardından izlerinin silindiği bir şey değil çünkü.

Avrupa’da şarkı söylediğinizde insanlar kendi hikayelerini bulabiliyor mu?

Sahnedeki agresyonla ve devrimci ruh aracılığıyla, seyircide inanılmaz bir coşku yakalayabiliyoruz. Aynı dili konuşmasak da birlikte slogan atabiliyoruz. Öte yandan bizim için ülke diye bir kavram yok. Sınıfsız ve sınırsız bir dünya hayal ediyoruz. Türkçe bildiğimiz için Türkçe söylüyoruz, bunun dışında bu ülkeyle bir ilişkimiz yok. Doğduğumuz ülke ne yazık ki baskı rejimiyle yönetilen yaşanması zor bir yer; işkence var, rüşvet var, eziyet var, erkek egemen tavır var… Dolayısıyla şarkılarımız ve hikayelerimiz de bundan payını alıyor.

Halihazırda yapmayı planladıklarınız neler?

Sürekli kayıt halindeyiz. Hes’lere karşı mücadele ne olacak, Kürt sorunu nasıl çözülecek, o üç dört ülkenin Kıbrıs’a müdahalesi ne olacak? Önümüzde neler olduğunu bilemiyoruz, özelleştirmeye ve ayrımcılığa karşı mücadele veriyoruz. Göçmen meseleleri, öğrenci meseleleri, gittikçe artan kadın cinayetleri… Gündemimiz yoğun, söyleyecek sözümüz çok. Söz söylemediğimizde bedenlerimizle katılırız direnişe. Belki zamanla başka direniş metotlarının içinde olmayı tercih ederiz.

Copyright’ın karşıtı olarak copyleft sistemini destekliyorsunuz…

Yaptığımız aslında şu: Bestesi ve sözleriyle tamamen kendimizin ürettiği şarkıları da nihayetinde anonime bırakmaktan yanayız. Öyle bizden menkul bir dehaya inanmıyoruz. Biz de bunları mutlaka büyük havuzda öğrenmişizdir diye düşündüğümüz için ürettiğimiz her şeyi o havuza geri bırakıyoruz.

İsimlerinizi gizlemenizin ve fotoğraf vermemenizin sebebi nedir? Bu bir karar mı, yoksa kendinizi böyle daha rahat mı hissetiyorsunuz?

Kültür endüstrisine karşı açtığımız bu savaşın propaganda malzemelerinden biri isimsizlikte ısrarcı olmak. Bütün bu paketleme ve yıldızlaştırma sistemine karşı… Kişisel mevcudiyetimizin önemi yok. Anonimden alıp anonime bırakma tavrımızın bir parçası bu, Bandista’yı ne birtakım ne isimler ne de onların resimleri oluşturuyor. Bestesiyle sözüyle bizzat ürettiğimiz şarkıların bile aslında anonim bir kaynağa ait sayılması gerektiğine inanıyoruz. Onları albüm haline getirip etiketimizi yapıştırmamızın ötesinde bir sahiplenmemiz yok Bandista şarkıları için. Sahneye çıkıp sesimizi yükseltebiliyorsak, bir de gitarımız varsa, yeter bize. Onun dışında müzik endüstrisininin kurallarına uymaya ihtiyacımız yok, hiçbir şeye ihtiyacımız yok.

Sizin şarkılarınızı televizyon programlarında da duymaya başladık…

Bir daha duyarsanız haber verin. Çünkü evet, copyleftten yanayız, kendi yaptığımız şarkıların, albümlerin herkes tarafından dağıtılması, çoğaltılması, bozulup yeniden yapılması onayladığımız, istediğimiz, desteklediğimiz bir şey, lakin şarkılarımız birilerinin ticari emelleri için kullanıldığı zaman iş değişir. Kendi içimizdeki kolektif organizasyon sadece müzik yapmak, üretmek üzerine değil, aramızda bir avukat da var ve Bandista şarkılarının ticari kullanımını takip ediyor.

Gülenay Börekçi, Habertürk

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of