Egoist okur

BEYEFENDİ: Erkeklere Methiye

Şen, kışkırtıcı ve ayarsız bir dilin yaratıcısı olarak edebiyatta kendine has bir yeri olan Hatice Meryem, Siftah, Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun, İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar ve Aklımdaki Yılan gibi kitapların ardından Beyefendi: Erkeklere Methiye adlı tuhaf ve güzel metniyle yeniden okur karşısında. Beyefendi’yi herhangi bir türün sınırları içine dahil etmek güç. Editörüne bakarsanız, mensur şiir veya manzum nesir denebilir belki. Bana sorarsanız karanlık bir hesaplaşma. Deliliğe çağrı. Orantısız sürrealizm. Kopkoyu bir mizah. Korku türünün sularında dolaşan bir anlatı. Ve elbette, evet, bir dişi manifesto, kesinlikle.

Bir de tam olarak alakalı değilse de şu: Uzun süredir gördüğüm en güzel kitap kapağı.

Gülenay Börekçi

“Çok tatlıdır bizim dilimiz, beyefendi!”

Sinan Sülün yazdı: Beyefendi’ler!

beyefendi egoistokur hatice meryem

Kitaptaki olağanüstü güzel desenler Zeynep Özatalay imzasını taşıyor.

Beyefendi aslında anlatılmaz gibi ama deneyeceğim… Mutfakta doğan, banyoda büyüyen ve yatak odasında ölen sonsuz sayıda kadın adına “biz” diyerek konuşan dişi ses, önce aydınlık bir salona davet ediyor “sen” diye seslendiği “soylu, suskun, sabırlı” erkeği… Bir fincan kahve içmek üzere… Kelimelerin başrolde olduğu sohbette, o fingirdek sesin sarf ettiği her kelime çift anlamlı, bol çağrışımlı, yoldan çıkarıcı… Kahvenin ardından, erkeği kendi cehennemine, yani içinde ürpertici bir karanlığın hüküm sürdüğü “yatak odasına” çağırıyor. “Biz”, gelmiş geçmiş bütün kadınların sesi oluyor artık. Boydan boya siyah aynalarla kaplı yatak odasının duvarları bütün bir kadınlık tarihinin acısını, öfkesini, susturulmuşluğunu yansıtan bir sinema perdesi haline geliyor sanki. Ayartıcı kelimeler en dipten yüzeye fırlıyor, önlenemez bir hız ve öldürücü bir keskinlikle. Ölüm çok yakınlarda bir yerlerde, bu belli.

Peki sonra? Sonrası, binlerce yıldır yazıya ve sanata hakim olan erkeğin diliyle, iktidarıyla amansız bir hesaplaşma denemesi. Ressam Osman Hamdi Bey’in Darıca’daki evinin zarif gül bahçesinde buluyor kendini milyarlarca kadın ve tek erkek. Üzerlerinde yanan mumlar duran kaplumbağalar geziniyor bahçede. Emin miyiz o erkeğin tek olduğundan ve milyarlarca kadının bir olmadığından? Emin miyiz, bu yüzleşmenin eşzamanlı olarak Türkiye’nin toplumsal ve siyasi tarihinin uzak yakın çeşitli dönemlerinde, 60’larda, 70’lerde, 80’lerde… mesela benim bu yazıyı yazdığım, sizinse okuduğunuz bir zamanda gerçekleşmediğinden? Emin miyiz aralarındaki yıkıcı aşkın sonsuzluğundan ve tüketilebilirliğinden? Her neyse, onlar ve erkek Doğu’yu ve Batı’yı, Osman Hamdi Bey’i ve Tezer Özlü’yü,  Dersim’i ve Roboski’yi, daha birçok meseleyi tartışıyorlar. Satır aralarında daha az masum isimlerin gölgeleri dolaşıyor. Kadın susmak bilmemecesine konuşuyor bu kez, erkek ilk kez beklemediği yerden susturulmuşluğu tadarak dinliyor.

Zeynep Özatalay’ın etkileyici (yok, yetmez, şahane) desenleriyle daha da güzelleşen Beyefendi’yi kimi zaman heyecanla, hırsla, kimi zaman boğazınız düğümlenerek okuyacaksınız. Bazı satırlarda hergele bir tebessüm gelip oturacak yüzünüzün orta yerine, bazı satırlar sizi insanlığı tarihinde dedektifliğe davet edecek. Ve hiçbir surette kayıtsız kalamayacaksınız.

Gülenay Börekçi

2
Leave a Reply

1 Comment threads
1 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

insanlık tarihinin dedektifliğine davet varsa okumalıyım. ben de size, ‘Mehmet Osman Çağlar’ın Mavi Mısralar’ şiir kitabını okumanızı öneririm. Kendisi babamdır:)
sevgiyle