Egoist okur

Biri “Seni seviyorum” dediğinde, doğruyu söylediğinden nasıl emin olabiliriz?

“Biri ‘Seni seviyorum,’ dediğinde, gerçekten söylediği gibi hissettiğinden nasıl emin olabiliriz? Kimsede sözcüklerin doğruluğunu ölçen bir yalan makinesi, itiraf edilen aşkın içtenliğini tartan bir cihaz yoktur! Ama gayet iyi ölçülebilen bir şey vardır: Davranışların içtenliği. Yalnızca bir dostu görmek için dört saat tren yolculuğu yapmak, hasta olduğu için günlerce birinin başında beklemek, partiye gidecek arkadaşına en güzel elbisesini ödünç vermek… işte, gerçek ve içten hareketler.”

Bu satırlara, Brigitte Labbe’nin mücevher değerindeki serisi Çıtır Çıtır Felsefe’de rastladım. Şimdilik 21 Kitaplık Çıtır Çıtır Felsefe dizisi, oğlunuza, kızınıza, kardeşinize, yeğeninize, en yakın arkadaşınızın çocuğuna, ne bileyim komşudaki ufaklığa alabileceğiniz en güzel hediyelerden biri bence. Hatta siz bile bu kitapları bir çırpıda okumaktan kendinizi alamayacaksınız. En iyisi şu tadımlık parçalara göz atıp kendiniz karar verin…

Gülenay Börekçi

Brigitte Labbe’yle Çıtır Çıtır Felsefe röportajı

“Oysa, dokunulan nesneler hiçbir şey hissetmez. Duygular, insanlar arasında dolaşır: Mark beni güldürür, neşemi görür, benim neşelenmem onun hoşuna gider, Mark’ın keyiflenmesi beni mutlu eder, benim mutluluğum onu memnun eder… İnsanoğlu gelişimine bu duygu banyosunda başlar ve hepimiz böyle bir duygu alışverişi içinde yaşarız.” (s.4)

“Doğumdan ölüme, gündüzden geceye, geceden gündüze bizi bu koca duygu banyosuna atan nedir? Neşeyi, üzüntüyü, keyfi, acıyı, mutluluğu, mutsuzluğu, umudu, umutsuzluğu, endişeleri, pişmanlıkları, arzuları, huzuru, öfkeyi, sakinliği, gerginliği, gururu, utancı… aynı anda yaşatan şey ne olabilir? Aşk. Dostluk.” (Alıntı s.4-5)

“Her şey, sözcüklerle, sözlerle, mektup alışverişleriyle, sınıfın öbür ucuna gönderilen küçücük bir notla başlar çoğu zaman. Dostluk hikâyesini başlatan bir yemin, aşk hikâyesini başlatan bir itirafla… Sözcüklerin sihirli güçleri vardır, bir hikâyenin başlangıç vuruşunu onlar yapar. / Sözcükler dudaklarımızdan döküldüğünde, kendimizi rahatlamış hissederiz. Sanki bir kafesi açmışız da, duygularımızı yaşatmak için, hatta belki de büyütmek için, onların kanatlanıp döne dolaşa başkalarına ulaşmasına izin vermişiz gibidir.” (Alıntı s.16)

“Biri ‘Seni seviyorum,’ dediğinde, gerçekten söylediği gibi hissettiğinden nasıl emin olabiliriz? Kimsede sözcüklerin doğruluğunu ölçen bir yalan makinesi, itiraf edilen aşkın içtenliğini tartan bir cihaz yoktur! Ama gayet iyi ölçülebilen bir şey vardır: Davranışların içtenliği. Yalnızca bir dostu görmek için dört saat tren yolculuğu yapmak, hasta olduğu için günlerce birinin başında beklemek, partiye gidecek arkadaşına en güzel elbisesini ödünç vermek… işte, gerçek ve içten hareketler.” (Alıntı s.17)

“Kendini, kendinin dostu olarak görmek hiç de fena değil! Kendimizi bir dost gibi hayal edersek, iyi biri olmayı düşleriz, kendimize güveniriz, kendimizden memnun olmak için ne gerekiyorsa yaparız. Adına “öz sevgi” diyebileceğimiz, başkalarına hiç benzemeyen bir dostluk hikâyesine başlarız. Bu hikâye çok güzel olduğundan, başkaları da gelip ona katılmak ister. O birazcık da onların hikâyesi olsun isterler; kendi yaşamlarını bizimkiyle birlikte örmek isterler. Kendimizi sevmek her zaman kolay değildir; çaba ister, ama buna değer: Başardığımızda, artık sevilmeye de hazır oluruz, dostluğu ve arkadaşlığı kendimize çekeriz.” (Alıntı s.39)

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of