Egoist okur

Çehov, Turgenyev, Tolstoy ve Gogol’dan yazma dersi

Her sokak arasında üç tane yaratıcı yazarlık kursu açılıyor ya günümüzde, işte bu elimizdeki aslında hepsini etkisiz kılacak bir kitap. Çünkü George Saunders dört dev yazara yapısöküm uygulayarak onların yazarlık sırlarına ulaşmaya çalışıyor. Eh, Çehov’dan, Turgenyev’den, Tolstoy’dan yahut Gogol’den yazma dersi almak varken insan daha azına niçin razı gelsin ki?

Aşağıya Saunders’ın internet üzerinden sürdürdüğü öykü kulübünün linkini de koydum. Şundan: “Dünyada iyilik için çalışan büyük bir yeraltı ağı var. Yaşamlarının merkezine okumayı koymuş bir insan ağı, çünkü okumanın onları daha açık, daha cömert insanlar yaptığına hepsi de yürekten inanıyor.”

Ay’ı gösteren parmak meselesinden bahsediyor Saunders, bu konuda -bambaşka bir bağlamda da olsa- Egoist’e bir yazı yazmıştım, onu da ekliyorum.

Yağmur Altında Yüzmek, George Saunders
George Saunders Öykü Kulübü
Sahnede kime bakmalı, oyuncuya mı, Ay’a mı?

George Saunders’la Yağmur Altında Yüzmek

Çağdaş edebiyatın Amerikalı temsilcilerinden George Saunder’ı öykülerinden, çocuklar için yazdığı çok tatlı ama hüzünlü kitaplardan ve Arafta adlı romanından tanıyorum. (Diğer kitaplarını henüz okumadım ama sıradalar.)

Kendisini çok sevdiğim için, yağmurlu bir günde sığındığım kitapçıda gördüğüm Yağmur Altında Yüzmek ister istemez ilgimi çekti.

Saunders’ın Syracuse Üniversitesi’nde 19. yüzyıl Rus öykücülüğü üzerine derslerinden derlenmiş bu kitap meğer onun ilk kurgu dışı eseriymiş aynı zamanda.

Ders kitabı mı yani demeyin, çünkü Yağmur Altında Yüzmek bambaşka bir ders kitabı. “Buraya aldığım öyküler beni nasıl değiştirdiyse benim öykülerimin de başkalarını böyle etkileyip değiştirmesini istiyorum,” diyen yazar bu incelikli kılavuz kitapta, Rus edebiyatının devleri Çehov, Turgenyev, Tolstoy ve Gogol’ün birkaç öyküsünden yola çıkarak yazma uğraşına dair önemli şeyler anlatıyor. Dahası bu harikulade öyküleri bizimle birlikte satır satır okuyor ve o öykülerde işleyen nedir, bir sonraki cümleye, paragrafa, sayfaya geçelim diye bize şevk veren şey ne olabilir gibi sorulara cevap arıyor. Gogol o paragrafı öyle yazmasa öyküsünde ne eksik kalırdı, Tolstoy’un bir cümlesinin neden tam o anda sarf edilmesi gerekiyordu, Çehov’un öyküsünde ağaçların arasından süzülen gün ışığı okura ne söylüyor olabilir…

Kısacası Yağmur Altında Yüzmek bize Anton Çehov’un “Arabada”, “Tatlım” ve “Frenküzümü”, İvan Turgenyev’in “Şarkıcılar”, Lev Tolstoy’un “Efendi ile Kul” ve “Çömlek Alyoşa”, Nikolay Gogol’ün “Burun” isimli öykülerini George Saunders gibi usta bir yazarla baş başa çözümleme, anlamlandırma ve yorumlama olanağı veriyor. Okuruyla en yakın arkadaşıyla sohbet edermiş gibi konuşan ve “Bu kitabın amacı teşhis koymak: Bir hikâye bizi içine çektiyse, bizi okumaya devam ettirdiyse, bize saygı duyulmuş gibi hissettirdiyse, bunu nasıl yaptı?” diye soran Saunders, her öykü incelemesinden sonra o öyküye dair şahsi düşüncelerini, duygularını paylaşıyor. Bittiğindeki alıştırmalarsa bu kendine has yaratıcı yazma dersinin pastasındaki krema oluyor.

Şöyle anlatsam daha iyi anlaşılır:

Her sokak arasında üç yaratıcı yazarlık kursu açılıyor ya günümüzde, işte elimizdeki aslında hepsini etkisiz kılacak kitap. Çünkü George Saunders dört dev yazara -ama gerçekten dev yazarlara- bir nevi yapısöküm uygulayarak onların yazma -sırlarına ulaşmaya çalışıyor. Eh, Çehov’dan, Turgenyev’den, Tolstoy’dan yahut Gogol’den yazma dersi almak varken insan daha azına niçin razı gelsin ki?

Saunders’ın eşsiz güzellikteki şu cümlesiyle bitireyim: “Dünyada iyilik için çalışan büyük bir yeraltı ağı var. Yaşamlarının merkezine okumayı koymuş insanların oluşturduğu bir ağ, çünkü okumanın onları daha açık, daha cömert insanlar yaptığına hepsi yürekten inanıyor.”

George Saunders’a göre Yağmur Altında Yüzmek

“Kitap boyunca öyküler hakkında düşünmenin bazı modellerini sunacağım. Bunların hiçbiri ‘doğru’ ya da yeterli değil. Onları retorik deney balonları olarak düşünün. (‘Bir öykü hakkında böyle düşünürsek ne olur? Bu yararlı mı?’) Eğer bir model size çekici gelirse onu kullanın. Gelmezse bırakın. Budizmde bir öğretinin ‘gökteki Ay’ı gösteren parmak’ gibi olduğu söylenir. Ay (aydınlanma) temel şeydir ve işaret eden parmak bizi ona yöneltmeye çalışır ama parmakla Ay’ı karıştırmamak önemlidir. Yazar olanlarımız için; bir gün beğendiklerine benzer, içine keyifle daldığımız ve kısa bir süreliğine bize gerçeklik denen şeyden daha gerçek görünen bir öykü yazmayı hayal edenler için hedef (‘Ay’) böyle bir öykü yazmayı sağlayacak bir akıl durumunu elde etmektir. Atölye konuşmalarının, öykü kuramlarının ve aforizmavari, zekice, zanaate sevk eden sloganların hepsi Ay’ı gösteren, bizi o akıl hâline götürmeye çalışan parmaklardır. Bu parmağı kabul etmek ya da reddetmek için ölçüt şudur: ‘İşe yarıyor mu?’”

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of

0 Comments
oldest
newest most voted
Inline Feedbacks
View all comments