Tarihçilere ve Shakespeare’e kafa tutan roman: Zamanın Kızı
Polisiyeler, genellikle bir cinayetin peşine düşer. Bir ya da birkaç kurban, yerine göre bir ya da birkaç katil, bolca ipucu ve sonunda “İşte bu, baştan anlamalıydım!” dedirten bir çözüm olur bu romanlarda. Josephine Tey’se Zamanın Kızı romanında polisiye kalıplarını öyle bir ters yüz ediyor ki, elimizde gene bir cinayet var ama ceset tam beş yüz […]
Read MoreBeş dakikalığına zamanı durduran kadın: Nesrin Topkapı
Yaklaşık 30 yıl önceydi, Nesrin Topkapı’yla bir röportaj yapmıştım. Sağda solda onu tanıyanları bulmuştum ilkin. Kendisine hayran olan Amerikalı bir çevirmen, “Yüzüne bakınca güzel olup olmadığını aklınıza bile getirmiyorsunuz ve hep o yüze bakmak istiyorsunuz,” demişti Topkapı için. Ben de çaylak bir gazeteci adayı olarak bu çok özel kadına hayatını, dans tutkusunu ve daha bir […]
Read More10 maddede László Krasznahorkai
László Krasznahorkai, 2025 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ve ben onu ilk kez dün okumaya başladım. Bu yazı da Nobel hatırına biraz hızlı yazıldı, olsun. Şahsen ben tanımadan sevdim László Krasznahorkai gibi söylemesi pek zor bir ada sahip bu yazarı, en çok da çevirmenlerle ilgili 6. maddedeki o bilgiye bayıldım. Unutmadan; 10. madde Tarkanlı, Mustafa Sandallı. Nobel meselesi: […]
Read MoreÖnden Üç Bilet: Cesur, duyarlı, incelikli ve gerçek bir hikâye
Cesur, duyarlı, incelikli ve gerçek bir hikâye anlatan Önden Üç Bilet elime geçtiğinde yalnızca bir okur olarak değil, yazarı yakından tanıyan biri olarak da sarsıldım. Romanın yazılış sürecine uzaktan da olsa şahittim, ayrıca Gülsel Ceren Güneş’in güçlü ve yaratıcı karakterini, bulaşıcı cesaretini, edebiyata duyduğu tutkuyu biliyordum. Onu ilk tanıdığım günden bugüne dilinin olgunlaştığını, sesinin berraklaştığını […]
Read MoreAgatha Christie’nin en kıskandığı yazar: Dorothy L. Sayers
Bu Kimin Cesedi ve Şüphe Bulutları gibi kitapları bizde de yayımlanan Dorothy L. Sayers’ı tanıyor musunuz? En büyük polisiye yazarlarından biri olmakla kalmıyor kendisi, aynı zamanda tutkulu bir Dante çevirmeni olarak da hatırlanıyor. Son yıllarda yeniden keşfedilmesi memnuniyet verici. Onunla ilgili söyleyebileceğim iki şey var: Birincisi, romanlarında kadınların entelektüel yaşam hakkının güçlü bir savunucusu olarak öne […]
Read MoreHangi kitap bir müzeye dönüşsün isterdiniz?
Masumiyet Müzesi’ni gezerken yanımdaki arkadaşıma “İlk kez bir romanın içinde dolaşıyorum,” demiştim. Orhan Pamuk’un romanını okumak güzeldi, evet ama içinde dolaşmak da harikaydı. İnternette rastladığım bir anket de aynı histen yola çıkarak hazırlanmış. Yeni değil aslında, on küsur yıl öncesinin anketi. Fakat Camondo’ya Mektuplar dolayısıyla bu tarz küçük müzeler üzerine düşündüğüm bir dönemde okuyunca Egoist […]
Read MoreOrhan Pamuk’a ilham veren müzenin romanı
Bugünlerde annemin bana bıraktığı başkaları için önemsiz ama benim için dünyalara değecek hazineyi hayalimde küçük bir müzeye dönüştürmekle meşgulüm. Bunda Edmund de Waal’in Camondo’ya Mektuplar romanını okuyup çevirmiş olmamın da etkisi vardır muhakkak. Çünkü roman İstanbul’dan Fransa’ya göç eden Camondolar ve Nissim de Camondo Müzesi’nin hikayesi aracılığıyla bireysel belleğin ve o belleği somutlaştıran küçük müzelerin […]
Read MoreLabatut’tan Arsız Yeşillik: Dünyayı anlamayı bıraktığımızda
“Ne zaman dünyayı anlamayı bıraktık? Hiroşima ve Nagasaki’yi yerle bir eden atomları bir generalin yağlı parmakları değil, elinde bir avuç denklem olan bir grup fizikçi parçalamıştı. İnsanlığın sonunu insanlığı kurtarmayı amaçlayan fikirler mi getirecek?” Benjamín Labatut’ın dilimize Saliha Nilüfer’in çevirdiği kitabı Arsız Yeşillik‘in arka kapağında bunlar yazılı. Kitap, bilim, deha ve delilik arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Bir de […]
Read MoreÇehov, Turgenyev, Tolstoy ve Gogol’dan yazma dersi
Her sokak arasında üç tane yaratıcı yazarlık kursu açılıyor ya günümüzde, işte bu elimizdeki aslında hepsini etkisiz kılacak bir kitap. Çünkü George Saunders dört dev yazara yapısöküm uygulayarak onların yazarlık sırlarına ulaşmaya çalışıyor. Eh, Çehov’dan, Turgenyev’den, Tolstoy’dan yahut Gogol’den yazma dersi almak varken insan daha azına niçin razı gelsin ki? Aşağıya Saunders’ın internet üzerinden sürdürdüğü […]
Read MoreSelim’i o büyük sofraya uğurlarken
Yazının bir iki paragrafını almıştım ama madem sayı artık piyasada değili, tamamını koyabilirim o halde… Gene de girişi falan ellemedim, öyle bıraktım :) Canım Filiz Aygündüz’ün ricasıyla Milliyet Sanat dergisine bir Selim İleri yazısı yazdım. “Hepimizin bildiği Selim İleri’yi istemiyorum bu yazıda, onu daha içeriden anlat,” dedi Filiz. Ben de öyle yaptım. Aşağıda yazının başlarından […]
Read More“Hikâye satıcılığı”na dönüşen hikâye anlatıcılığı
Gelin ateşin etrafına toplanmış gibi yaparak Byung-Chul Han’a kulak verelim… Anlatının Krizi Felsefe Muhabbetleri: “Iyy!” dediğimde gerçekte ne derim? “Hikâye satıcılığı”na dönüşen hikâye anlatıcılığı Macar yazar Peter Nadas, ortasında devasa büyüklükte bir yabani armut ağacı bulunan köyden bahsediyormuş bir denemesinde. Sıcak yaz akşamlarında köylüler ağacın altında toplanıp birbirlerine hikâyeler anlatıyorlarmış. Bu köy bir anlatı topluluğuymuş […]
Read MoreÁgota Kristóf’tan bir yazma dersi
Can Yayınları, Ágota Kristóf’un kısa otobiyografik anlatısı Okumaz Yazmaz‘ı ve çocukluğundan ilhamla kaleme aldığı öyküleri Önemi Yok‘u basınca ben de Üçleme’den aldığım bu küçük yazma dersini Egoist Okur takipçileriyle paylaşmak istedim… Bence yazmakla ilgili herkesin ilgisini çekecektir. Dilerseniz öncesinde Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan kitaplarıyla ilgili yazımı da okuyabilirsiniz. Ágota Kristóf’un dilini masallardan ödünç […]
Read MoreÁgota Kristóf’un dilini masallardan ödünç alan üçlemesi
Macar yazar Ágota Kristóf’un savaş ve kıyım, zorbalık ve başkaldırı, aşk ve yalnızlık, arzu ve kaybediş, gerçek ve kurmaca gibi kavramlar üzerine kurduğu ve dilini masallardan ödünç aldığı üçlemeyi, yani Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan’ı okudunuz mu? Büyük Defter / Kanıt / Üçüncü Yalan Agota Kristof Çeviren: Ayşe İnce Kurşunlu Yapı Kredi Yayınları Kitaplarda […]
Read More









