Egoist okur

Lanetli bir edebi sır: Ünlü yazar B. TRAVEN gerçekte kimdi?

İlkokulu bitirdikten hemen sonra babamın arkadaşlarından biri hediye etmişti romanlarını. Okudum, hatta hatırlıyorum, sevdim de… Ama sonra unuttum gitti. Meğer Altına Hücum ve Köprü gibi romanların yazarı B. Traven, henüz çözülememiş karmakarışık bir edebi sırrın da kahramanıymış.

Bunun üzerine biraz araştırdım. Ve öğrendim ki, B. Traven hakkında bilinen pek az şey var. Yazmak ve yaşamak için sayısız mahlas kullandığı, İngiliz, Nikaragualı, Hırvat, Meksikalı, Alman, Avusturyalı, Kuzey Amerikalı, Litvanyalı ya da İsveçli olabileceği biliniyormuş, hepsi bu. Bazılarına göre Chicago’da doğmuş Kuzey Amerikalı bir romancı; bazılarına göreyse, anarşist düşünceleri nedeniyle adaletle sorunları olan Alman yazar Otto Feige imiş. Çokuluslu AEG firmasının kurucusunun oğlu Maurice Rathenau olduğunu söyleyenler ya da Kayser II. Wilhelm’in oğlu olduğuna garanti verenler de varmış. Bu yazıda, onun hakkında asla öğrenemeyeceklerimizin bir özetini okuyacaksınız.

Gülenay Börekçi

traven egoistokur gulenay borekci 1

Yazarın fotoğrafları olduğu sanılıyor ama emin değiliz tabii. 

Lanetli bir edebi sır: Ünlü yazar B. TRAVEN gerçekte kimdi?

Enrique Vila-Matas, Bartleby ve Şürekası adlı kitabında “B. Traven bana, Chesterton’un Bay Perşembe adlı yapıtının başkarakterini anımsatıyor. Bay Perşembe’de ‘sakalların, maskelerin ve takma adların yardımıyla’ tüm dünyayı aldatan ve gerçekte tek bir kişinin planladığı geniş kapsamlı ve tehlikeli bir entrikadan söz edilir ya; B. Traven’ın varlığını araştırırken de bu hisse kapıldım” diye yazmış.

Gerçekten de B. Traven, olağandışı, farklı binlerce rengin tonlarını taşır. Nerede doğduğu bilinmemektedir, kendisi de bunu açıklamayı hiç kabul etmemiştir. Bazılarına göre adının B. Traven olduğunu söyleyen bu yazar, Chicago’da doğmuş Kuzey Amerikalı bir romancı; bazılarına göreyse, anarşist düşünceleri nedeniyle adaletle sorunları olan Alman yazar Otto Feige idi. Çokuluslu AEG firmasının kurucusunun oğlu Maurice Rathenau olduğunu söyleyenler ya da Kayser II. Wilhelm’in oğlu olduğuna garanti verenler de vardı.

Altına Hücum, Köprü gibi romanların yazarı ilk söyleşisini 1966’da vermiş ama özel yaşamını gizlemekte ısrar ettiği için kimliği sır olarak kalmıştır.

“Traven’in öyküsü, bir ret öyküsüdür,” diye yazmıştı Alejandro Gandara, Altına Hücum’un İspanyolca baskısının önsözünde. Gerçekte bu, bilgi sahibi olmadığımız ve olamayacağımız bir öyküdür. Eh, bu da onun gerçek bilgi olduğu anlamına gelir. Traven, tüm geçmişini reddederken içinde bulunduğu zamanı, tüm varoluşunu da reddetmiştir. Ve asla var olmamıştır; çağdaşları için bile… Çok özel bir ret yazarıdır ve kimliğinin belirlenmesine karşı çıkışındaki güçte çok trajik bir yan vardır.

“Bu gizli yazar, var olmayan kimliğinde, modern edebiyatın tüm trajik bilincini özetlemektedir” der  Walter Rehmer, “ Bu öyle bir yazma bilincidir ki, yetersizliğiyle ve olanaksızlığıyla yüz yüze gelince, bu yüzleşmeden asıl sorununu yaratır.

Ve devam eder: “Traven’dan söz edildiğini ilk kez Meksika’da, Puerto Vallarta’daki varoş kantinlerinden birinde duymuştum. Altına Hücum’u sinemaya uyarlayan John Huston’ın, yaşamının son yıllarını Las Caletas’da sürgün olarak geçirdiği eve birkaç mil uzaklıktaydım. Evi, denize karşı, arkasında bir cangıl olan, körfezin kasırgalarıyla sürekli kamçılanan ormanın kapısı sayılabilecek bir çiflikti.”

John Huston da anılarında, Altına Hücum’un senaryosunu yazdıktan sonra bir kopyasını Traven’e gönderdiğini anlatıyor. O da kendisine dekorun yapılışına, aydınlatmaya ve diğer konulara ilişkin ayrıntılı önerilerle dolu yirmi sayfalık bir cevap göndermiş. Huston, gerçek adını gizlemekle ün kazanmış olan bu gizemli yazarı tanımayı her şeyden çok istiyormuş: “Benimle Mexico City’deki Bamer Oteli’nde buluşacağına ilişkin bir söz almayı başardım. Ancak gelmedi. Bir sabah, oraya gidişimden yaklaşık bir hafta sonra, şafak söktüğünde uyandım ve yatağımın ucunda birisinin, bana kartvizit uzatan bir adamın durduğunu gördüm: “Hal Croves. Tercüman. Acapulco ve San Antonio.”

Daha sonra adam Huston’a bir mektup uzatmış. Mektupta Traven hasta olduğunu, büyük randevuya gelemediğini, ancak dostu Hal Croves’un, yapıtları hakkında kendisi kadar bilgili olduğunu, bu nedenle her türlü soruya cevap verebileceğini söylüyormuş.

Gerçekten de, Traven’in sinematografik temsilcisi olduğunu söyleyen Croves, onun yapıtıyla ilgili her şeyi biliyormuş. İki hafta aktif olarak filmin çekimlerine katılmış. Tuhaf ve samimi bir adammış; hoş bir konuşma biçimi varmış ama bu, bazen bitmez tükenmez bir konuşmaya dönüşüyor ve Carlo Emilio Gadda’nın bir kitabına benziyormuş. En sevdiği konular ise, insanoğlunun çektiği acılar ve dehşetmiş. Çekimler bitince, Huston ve yardımcıları onu daha iyi tanımaya başlamış ve söz konusu sinematografik temsilcinin bir hilekâr olduğunu anlamışlar. Evet, anladınız… O, büyük olasılıkla Traven’dan başkası değilmiş.

Film gösterime girdikten sonra B. Traven’in kimliğinin esrarını çözmek moda olmuş. Bu adın arkasında bir Honduraslı yazarlar topluluğu olduğu bile söylenmiş. Anılarında yazdıklarna bakılırsa, HustonHal Croves’un Avrupa kökenli, Alman ya da Avusturyalı olduğunu düşünüyormuş. Yazdıklarındaki en tuhaf şeyse, romanlarının hep bir Amerikalının Batı Avrupa denizlerinde ya da Meksika’daki yaşadıklarını anlatmasıymış. Sonunda iş öyle bir noktaya gelmiş ki bir Meksika dergisi, “sinematografik temsilci” Croves’un gerçek kimliğini araştırmak amacıyla onu gözetlemek üzere iki muhabir yollamış. Acapulco yakınlarında, cangılın sınırındaki küçük bir dükkanın karşısında bulmuşlar Croves’u ve o uzaklaşana dek bekledikten sonra kapıyı zorlayarak içeri girmişer. Yazı masasını incelediklerinde B. Traven’ın imzaladığı üç elyazmasının yanı sıra, başka bir ismin imzasını taşıyan elyazmaları da bulmuşlar. Bunlar, Croves’un Traven Torsvan adını da kullandığının kanıtıymış. Farklı gazetecilerin araştırmaları, onun dördüncü bir ad daha taşıdığını ortaya koymuş: Ret Marut, yani 1923’te Meksika’da kaybolmuş anarşist yazar… Bir süre sonra taşlar yerine oturmuş… Anlaşılan, Croves yardımcısı Rosa Elena Lujan’la evlendikten birkaç yıl sonra, 1969’da ölmüş. Ölümünden bir ay sonra dul eşi, B. Traven’in aynı zamanda Ret Marut olduğunu doğrulamış.

Anlaşılan Traven, gerçek adını gizlemek için, kitaplarında olduğu kadar gerçek yaşamda da şaşırtıcı çeşitlilikte adlar kullanmış. Traven Torsvan, Arnolds, Traves Torsvan, Barker, Traven Torsvan Torsvan, Berick Traven, Traven Torsvan Croves, B. T. Torsvan, Ret Marut, Rex Marut, Robert Marut, Traven Robert Marut, Fred Maruth, Fred Mareth, Red Marut, Richard Maurhut, Albert Otto Max Wienecke, Adolf Rudolf Feige Kraus, Martinez, Fred Gaudet, Otto Wiencke, Lainger, Goetz Ohly, Anton Riderschdeit, Robert Beck-Gran, Arthur Terlelm, Wilhelm Scheider, Heinrich Otto Baker ve Otto Torsvan. Adlarından daha az uyruğu varmış, ancak bu liste de kesinlikle kısa sayılmazmış: Çeşitli durumlarda, İngiliz, Nikaragualı, Hırvat, Meksikalı, Alman, Avusturyalı, Kuzey Amerikalı, Litvanyalı ya da İsveçli olduğunu söylemiş.

Lanetli bir durum da varmış sanki ortada… Biyografisini yazmaya niyetlenenlerden Jonah Raskin kısa sürede delirecek hale gelmiş. Önceleri Rosa Lujan’ın yardımına güveniyormuş, fakat kocasının ne şeytan olduğunu onun da bilmediğini sonradan fark etmiş. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, üvey kızı da babasını bir zamanlar Hal Croves’la konuşurken gördüğünü söyleyerek durumu daha da karmaşık hale getirmiş.

Jonah Raskin sonunda B. Traven’ın biyografisini yazma düşüncesinden vazgeçerek kendi çılgın arayış sürecini anlatmaya karar vermiş. Akıl sağlığını tehlikeye atmasına ramak kaldığını fark edince de bu işin peşini bırakmış. Ama tabii çok geç kaldığı aşikarmış. Zira artık Traven’ın giysileriyle geziyor, onun gözlüklerini takıyor, hatta Hal Croves adını kullanıyormuş.

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of