Egoist okur

GRİNİN ELLİ TONU: Milyonlarca okur yanılıyor olabilir mi?

E L James’in yazdığı Grinin Elli Tonu (Fifty Shades of Grey), 2011 tarihli bir roman. Fakat bir yıl içinde ulaştığı okur sayısı inanılmaz. İngiltere’de “tüm zamanların en çok okunan romanı” ünvanını alarak Harry Potter serisinin ilk kitabını geçtiği için de, kırılması zor bir rekorun sahibi.

Aşağıda dünyanın bu en çok kazanan yazarından minik bir yazma dersi de bulacaksınız. Yararlanıp yararlanmamak size kalmış.

Gülenay Börekçi

“Grinin Elli Tonu” şarkıları: TUZLU YARA

fifty shades of grey el james egoistokur

Milyonlarca okur yanılıyor olabilir mi?

Bir kitabı tanıtmaya okurlarının sayısıyla başlamak şahsen bana hâlâ biraz tuhaf geliyor. Fakat Fifty Shades of Grey söz konusu olduğunda bu gerekli. Çünkü bir yıl içinde 37 ülkede yayınlarak toplamda 40 milyondan fazla satan bir kitaptan bahsediliyor.

Peki ne var içinde?

Harry Potter’ı bile geçtiğine göre, sihirli, büyücülü, ejderhalı fantastik bir hikaye bekliyorsanız, fena halde yanıldığınızı söylemek isterim. Fifty Shades of Grey ve yazarın devamında kaleme aldığı Fifty Shades Darker ile Fifty Shades Freed, artık kült mertebesine erişmiş olan O’nun Hikayesi ile ‘vampir romansı’ denen yeni bir türün doğmasına sebep olan Alacakaranlık serisinin bir karışımı aslında. Erotizmin sınırlarını zorlayan cüretkar bir kitap. İçinde bolca seks, dahası sayısız sado-mazoşist atraksiyon var. Bir nevi modern zamanların 9,5 Hafta’sı. Anlayacağınız tam Serdar Turgut’luk!

Kahramanı, Anastasia Steele adında, üniversiteden yeni mezun olmuş deneyimsiz bir genç kadın. Günün birinde karşısına -romana adını veren- etkileyici, haddinden fazla yakışıklı ve çok zengin bir iş adamı çıkıyor: Christian Grey… Önce normal aşıkların yaptığı şeyleri yaparak kahve içiyor, yemek yiyor, sonra da bol bol email yazışmaları yapıyorlar. Anastasia, bu son derece etkileyici adamın büyüsüne kapılınca da kendini bir anda karanlık bir dünyada buluyor. Orada arzu ve ihtiras var. Ama kelepçeler, kırbaçlar, türlü çeşit seks oyuncakları, bolca fiziksel şiddet ve psikolojik tuzak da var. Yaratıcılıktan yoksun bir klişeler silsilesinin sözünü bile etmeyeceğim tabii. Daha önce herhangi bir romanda rastlamadığım tek şey belki de âşıkların ilişkiye başlamadan önce imzaladıkları ve ayrıntıları bir avukat tarafından belirlenmiş olan kontrat. Eh, ondan da fazla hazzettiğimi söyleyemeyeceğim.

E L James’in kitabından, zamanında Avrupa romanının en parlak örneklerini vermiş olan İngiliz edebiyatının ustalıklı bir örneğini bekleyenleri de hayal kırıklığına uğratmak zorundayım. Fifty Shades of Grey -en azından benim için- haddinden fazla sıkıcı bir roman. milyonlarca okurun bu berbat roman konusunda fena halde gaza geldiğini söylemek zorundayım. Kahramanlar tıpkı belirli bir konusu, hikayesi olmayan porno filmlerdeki gibi ha bire değişik mekanlarda seks yapıp duruyorlar. O yüzden de birkaç bölüm okuduktan sonra insan romanın tamamını okumaya gerek bile duymuyor. Anastasia Steele’in ikide bir devreye giren “içsel tanrıçası” ya da zavallı “bilinçdışı” romanı iyice itici hale getiriyor.

Öte yandan Amerika’da halk kütüphanelerinin kataloglarından çıkarılan, ayrıca sadece benim değil başkalarının da “ahmakça ve üslupsuz” bulduğu bu kitabın olumlu bazı eleştiriler aldığını da görmezden gelmemek gerek. Mesela Guardian gazetesinde, kitabı “tatlı, eğlenceli ve kesinlikle okunabilir” diye tarif eden bir yazı çıkmış. Bir diğer eleştirmen, “Bu kitap, okurun kimseye itiraf edemediği gizli arzularını paylaşıyor. Okuyan, beğenen hiç kimsenin utanmasına, çekinmesine gerek yok, herkes aslında aynı şeyden zevk alıyor. Sadece bazıları bunu açıkça söylüyor, bazıları gizliyor” diye yazdı.

Eh, 40 milyon okurun da utandığı, çekindiği falan yok zaten. Kitabı metro istasyonlarında, parklarda, kafelerde hiç çekinmeden okuyor hatta tartışıyorlar. Özellikle feminist akademisyenler arasında, kadınların seksi bu derece objektif bir şekilde tartışmasına vesile olduğu için, Fifty Shades of Grey’e gösterilen çılgınlık düzeyindeki ilgiyi destekleyenler de var. Onlara göre bir kadının cinsel arzularının peşinden giderek toplumun yasakladığı veya tehlikeli addettiği şeyleri yapmaya cesaret etmesi de bir nevi özgürlük. Fakat özgürlük kısmını çok da abartmayalım. Sonuçta E L White bile Fifty Shades of Grey’in yaratıcısının gerçek ismi değil.

Alacakaranlık serisinden ilhamla yazıldı

Bizde örneği pek az olan “fan fiction” diye bir tür var batıda. (Buyurun, buradan okuyun.) Okurlar en sevdikleri romanların hikayelerini, karakterlerini ya da temalarını kullanarak kendi romanlarını yazıyorlar. E L James de Fifty Shades of Grey’i amatör bir fan fiction sitesi için yazmış aslında. Hayran olduğu Alacakaranlık serisinden ilhamla… Fakat roman internette o kadar çok okunmuş ki sonunda bir yayıncının dikkatini çekmiş. Yayıneviyle imzalanan sözleşmenin hemen ardından da James romanını internetten silmiş.

İlk kez internette amatör bir sitede yayınlandı

49 yaşındaki eski televizyon yapımcısı E L James yarı İskoçyalı, yarı Şilili. Londra’nın batısında 20 yıllık eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşıyor. Röportajlarında çocukluğundan beri en büyük hayalinin okurun ilk sayfada aşık olacağı romanlar yaratmak olduğunu anlatıyor. Evliliği ve kariyeri bu hayalini gerçekleştirmesine hep engel olmuş. Nihayet 2009’da kendine Snowqueens Icedragon (karlar kraliçesinin buzdan ejderhası) diye bir takma isim seçerek iki ayda yazdığı ilk romanını internetteki bir fan fiction sitesine yüklemiş. “Bir orta yaş krizinin tam eşiğindeydim. Tüm fantazilerimi yazıya döktüm ve ortaya bu çıktı” diyor. Birkaç gün içinde kazandığı başarı karşısında kelimenin tam anlamıyla nutku tutulmuş. Time dergisi onu “Dünyanın En Etkili 100 İnsanı” listesine alınca da mutluluktan öleceğini zannetmiş. “Yeni yeni kendime geliyorum” diyor. Kitabını, biraz kaba bir biçimde “mommy porn” yani anne pornosu diye adlandıranlaraysa şimdilik kulak asmıyor.

E L James’ten yazma dersi

“Öncelikle kendiniz için yazın. Durmadan, her an nasıl yazacağınız üzerine düşünmeyi bırakın ve bunun yerine bir an evvel oturup yazmaya başlayın. Aklınızda belki sadece tek bir sahne, tek bir karakter, tek bir diyalog parçası var, olsun. Hikayeye en başından başlamak zorunda değilsiniz, geriye dönme, bir şeyler ekleme ve olayların sırasını değiştirme şansınız daima var. Mesela ben üçlememe çok basit bir merakla başladım: BDSM’yle hiç alakası olmayan bir genç kız BDSM dünyasından bir erkeğe âşık olursa, ne olur? Önce bir olaylar kronolojisi hazırlamıştım aslında ama yazarken ona pek uymadım. Ne yapacaklarına, ne söyleyeceklerine neredeyse tamamen karakterlerim karar verdi. Fakat havaya girmek için müzik dinliyordum hatta kimi zaman aynı şarkıyı defalarca arka arkaya dinlediğim oluyordu. bilhassa ne yapacağıma karar veremediğim bölümlerde bu yöntem çok işe yaradı.”

Gülenay Börekçi

12
Leave a Reply

8 Comment threads
4 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
10 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of
nora romi

Belki Bret Easton filmde bişeyler yapabilir.

Tugba

Gecen pazar Salman Rushdie’nin New Yorker Festival’inde paneli vardi. New Yorker dergisinin editoru David Remnick ile Rushdie bu kitapla bayagi dalga gectiler, hatta Rushdie gelmis gecmis en kotu yazilmis roman dedi. Yani Gulenay Hanim yalniz degilsiniz :)

elvan

Ben de gaza gelip bu kadar insan okuyorsa acaba bir şey var mı diye alıp okuyacaktım ki; bu yazınızı okudum. Artık bir kaç ay daha aklıma gelmez bu kitap :))

Bu roman demeye bin şahit yetmez kitaba ilişkin benzer hisleri paylaşan başkalarının olması, bu kadar okunması gerçeğine rağmen mutluluk verici. Benzer hislerimi ifade etmeye çalıştığım ufak bir paragraf, naçizane: “E madem Fifty Shades serisi Amerika’da best seller olacaktı, biz Harlequin novellalarının takipçilerini okuyucularını neden yıllarca küçümsedik? Bu seriye roman, E.L. James ablaya yazar demeye dilimiz varmadı, ama illa hard copy’leri tükenip e-book satışlarını patlatan bu “fiction fan” serisini merak ediyorsanız, indirin internetten, atlaya atlaya okuyun, ne demek istediğimizi bir anlayın. Ya da hiç zahmet etmeyin, alın size metinden bir cümle: “If this guy is over thirty then I’m a monkey’s… Read more »

bnnz

kesınlıkle bır abazalık oldugunu düşünmüyorum ana temasında çok fazka tutkuyla yaşanan bir aşk var.

Şevval

Kitap bu elbette eleştiri alacak. Farklı düşünceler hep eleştiri alır zaten. Ama benim asıl tuhafıma giden şey şu; dünyanın her yerinde her gün onlarca erotik kitap yazılıyor. Günümüzde sıradan diye aldığımız bir romanda bile sıradışı bölümlere rastlıyoruz. Bu kitabı yazan kişi her hangi bir baskı ya da rahatsızlık duymadan dilediğince yazmış ve anlaşılan yazarken de eğlenmiş. Kendini kasmadan, sıkmadan hatta belki de eleştiri alacağına yüzde yüz emin bir şekilde yazmış. Kadın kafasından geçenleri, hislerini ya da hayal ettiklerini, belki de olmasını istediklerini yazmış. Bunun bu kadar eleştiri alması iyi değil. Bu tür ilişkiler günlük yaşam da yok mu? Muhtemelen vardır.… Read more »

Tuğba

Yorum eski ama söylemek istedim. Christian Grey karakteri gerçek sadist-mazoşist insanların yanında kedi gibi kalıyor. İlk okuduğumda, yine 2012 ya da 2013’tü sanırım çok fazla garipsemiştim. Fakat şuan düşündüğümde aslında beni en çok etkileyen şeyin cinsel içeriğin değil, Christian karakterinin ruh hali olduğunu anladım. Ben kitabı okurken gözümde çoğunlukla küçük bir çocuğun daha ufacıkken yaşadıkları gözümde canlandı. Bu kitap bana bir şey kazandırmıyor, saçma vs, denebilir. Bakış açısı ile ilgili ama eğer bana soracak olursanız; Ben Fifty Shades Of Grey’den önyargıları ve tabuları yıkmam gerektiğini, empatiyi, insanları göründükleri kişilerden çok içlerinde ki kimlikleri merak etmeye başladım. Bir kafede çok güzel,… Read more »

tülin yıldız

Bu bir kitap değil roman..ben yaptım siz yapmayın Allah aşkına bu kitaba ayıracağınız zamana acıyın.-gözlerini devirme ana.
-dudağını ısırma ana.
aç mısın ana?
-bir şeyler yemelisin. ye.
+evet.
-evet ne?
+evet,efendim.

o kadar tekrar edilmiş ki bu konuşmalar, okurken tiksindirdi diyebilirim.
sonuç olarak bu üçlemenin 2. ve 3. kitabını satın almayacağım ve genç kızların okumaması için elimden geleni yapacağım..yorumu yazan:Bir Anne :))

yıldız

bence gayet güzel akıcı bir roman tüm seriyi 5 gün içinde bitirdim.. ilk başlarda içeriğini bilmediğimden şaşkınlık yaşadım. safran sarı vardı inci aral’ın bize zorla okutturulmuştu üniversitede.. o bu kadar açık anlatmamış ama daha sapıkça yazmıştı berbat bir romandı çünkü yapılan şeyleri doğruymuş gibi benimseyerek anlatmıştı inci hanım. oysa bu romanda anna yanlış birşeyler olduğunun fakında ve okuyucuya aşkı anlatıyor. sevmenin bir kişinin tenine tamamen sahip olmak olmadığını.. yazar aslında günümüz ilişkilerini çok güzel irdeliyor hani sekse dayanan ,içinde duygu olmayan ilişkileri.. o yüzden aslında gençlere okutmak lazım.. çok güzel kesinlikle okuyun..