Hangi kitap bir müzeye dönüşsün isterdiniz?
Masumiyet Müzesi’ni gezerken yanımdaki arkadaşıma “İlk kez bir romanın içinde dolaşıyorum,” demiştim. Orhan Pamuk’un romanını okumak güzeldi, evet ama içinde dolaşmak da harikaydı.
İnternette rastladığım bir anket de aynı histen yola çıkarak hazırlanmış. Yeni değil aslında, on küsur yıl öncesinin anketi. Fakat Camondo’ya Mektuplar dolayısıyla bu tarz küçük müzeler üzerine düşündüğüm bir dönemde okuyunca Egoist Okur’da da bahsetmek istedim. Ardından soruyu size sormak şart oldu elbette: “Hangi kitap bir müzeye dönüşsün isterdiniz?”
Bir hafıza pratiği: Camondo’ya Mektuplar
Orhan Pamuk’a ilham veren müzenin romanı
Emily’e Bir Gül bağlamında Faulkner’ın öykücü olarak portresi
Masumiyet Müzesi
Camondo’ya Mektuplar
Bir Alice Müzesi niçin olmasın?
Hangi roman bir müzeye dönüşsün isterdiniz?
Bunu Getty Museum’un bloğunda okudum. Yeni de değil aslında, on küsur yıl öncesinin haberi. Orhan Pamuk, Yazma Sanatı serisi kapsamında Getty Center’da Masumiyet Müzesi romanını müzeye dönüştürmesi üzerine bir konuşma yapmış. Biliyorsunuz, Pamuk’un Kemal Basmacı karakteri için tasarladığı müzede, aile fotoğrafları, madeni paralar ve biblolar gibi günlük eşyalar hatta romanı okuyanların iyi bilecekleri sigara izmaritleri bile bulunuyor. (Sesli dinlerseniz şu cümleyi işiterek gülümseyebilirsiniz de: “Burası roman değil, bir müze. Bu yüzden sıkılırsanız bir sonraki bölüme geçebilirsiniz.”) Getty Museum idarecileri de sonrasında Twitter’da bir anket düzenleyerek “Hangi romandan veya kurmaca karakterden esinlenerek bir müze yaratırdınız?” diye sormuşlar.
Gelen cevaplar arasında Italo Calvino, Homeros, Alice Walker, Gabriel Garcia Marquez, Thomas Pynchon, David Mitchell, Harriet Ann Jacobs, Jorge Luis Borges, Roald Dahl, Mary Shelley gibi yazarların eserleri, Harry Potter, Alice Harikalar Diyarında hatta bir Winnie-the-Pooh Müzesi bile vardı. “İrili ufaklı bal kavanozları sergilenirdi böyle bir müzede,” demişti Twitter’daki takipçi.
Diğer cevaplara da bir göz atalım…
Bir takipçi, Otomatik Portakal’ı önerirken “Galerilerde Beethoven’ın 9. Senfonisi’nin müzikleri çalardı,” demiş. Muhteşem Gatsby’i öneren takipçi, “Caz müziği eşliğinde gösterişli yemek takımları, ipek eldivenler, şampanya şişeleri sergilenirdi,” yorumunda bulunmuş. Dorian Gray’in Portresi için “Nadir kitaplar, egzotik parfümler, mücevherler ve sanat eserleriyle tıka basa dolu odaları gezerdiniz. Dorian’ın gerçek halini gösteren o iğrenç tablo da bir köşede olurdu,” denirken, Gurur ve Önyargı için “Mektuplar, mühür mumu, saç toplamak için kurdeleler, çay takımları, nakış örnekleri, klavsen, gözyaşları için işlemeli mendiller,” önerilmiş. Moby Dick müzesinin gemi biçiminde inşa edilmesini öneren takipçi müzede ağlar, zıpkınlar, çeşitli gemicilik alet edevatı sergilenmesini önermiş. Ben olsam müzenin kafesinde ziyaretçilere sebzeli balık çorbası ikram ederdim.
Suç ve Ceza’yı yapmışlar St. Petersburg’da. Raskolnikov’un çehresini kurgulardım kafamda. Orada gördüm. Google’dan aratma yaptığınızda çıkan Vikipedi’deki görsel. Gerçi o müzede Dostoyevski’nin diğer eserlerinin de yer aldığı görseller, hikayeleştirilmiş kolajlar da var. Tüm romanlarına ait ufak ufak parçalar.
Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı diyeceğim ama acayip fazla sahne var onda da. Sadece Piyer’in olduğu anlar müzeleştirilebilir. Napolyon’un Rusya içlerine girmeye çalışırken savaşın yok ediciliğini gören Piyer’in o anlarını müzeleştirmek olabilir. Aslında savaş öncesi, esnası ve sonrası Piyer’i müzede görmek çok güzel olurdu.
Teşekkürler :) Benim aklıma gelmemişti Savaş ve Barış demek. Ama evet, çok güzel olurdu.