Kitap kurtlarına özel harikulade bir hikâye
Helene Hanff’ın kaleme aldığı 84 Charing Cross Road, gerçek bir hikâyeyi yine gerçek mektuplar aracılığıyla anlatıyor. Arkadaşların hiç buluşamadığı bir dostluk hikâyesi diyebiliriz bu kitaba, ya da âşıkların henüz karşılaşmadığı bir aşk hikâyesi… Yahut niçin bu kadar umutsuz olalım, elimizdekine pekâlâ okuma tutkusunun neler başarabileceğini gösteren bir hikâye de diyebiliriz. Kitap kurtlarına özel harikulade bir kitap.
Çok güzel olduğu konusunda hemfikir olalım, yeter.
Bu yazıyı okuduktan sonra aşağıdaki linkten Leonid Tsipkin’in Baden Baden’de Yaz adlı kitabının hikayesini de okuyabilirsiniz. Zaten iki kitap, göreceksiniz, aslında birbirleriyle fazlasıyla alakalı.
Belki başka bir hayatta: Bir kitap, bir film + bir sahaf dükkanı
84 Charing Cross Road kitabını almak için
Helen Hanff yıllar sonra Marks & Co.’nun önünde
Kitap kurtlarına özel harikulade bir hikâye
Bazı kitaplar vardır, okuru yalnızca bir hikâyeye çağırmaz, kalbine dokunmayı da başarır. Helene Hanff’in sıradan bir mektuplaşmayla başlayan ve yavaş yavaş köklenen bir dostluğun, kitaplarla örülü bir sevginin öyküsünü anlattığı anı romanı 84, Charing Cross Road, tam da böyle bir kitap işte.
Kitapları seven herkesin kolayca aşık olup kalbini kaptıracağı 84 Charing Cross Road, yaşanmış bir olayı anlatıyor. Şöyle…
İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında, New York’taki küçük dairesinde yalnız yaşayan Amerikalı Helene Hanff, sahaf dükkânı Marks & Co.’ya yazar ve nadir birkaç kitap sipariş eder. Yıl 1949’dur, II. Dünya Savaşı henüz bitmiştir. Helene ile kitapçı Frank Doel, birbirlerine gönderdikleri mektuplarda edebiyattan ve siyasetten de söz ederler, yemek tarifleri de alıp verirler. Ayrı kıtalarda yaşayan ve en büyük tutkuları okumak olan iki insanın hayatında bir çeşit kesişim noktası gibi düşünün bu mektupları. Hanff dükkânın diğer çalışanlarına da yakınlık gösterir ve Noel, Paskalya gibi özel günlerde yokluk yıllarının Londrası’na yumurta, et, şeker gibi yiyecekler gönderir. Dükkandakiler aynı şekilde karşılık veremezler belki ama sevgilerini, şükranlarını gösterecek bir yol muhakkak bulurlar. Mesela Frank’in karısı komşusunun el emeği, göz nuruyla işlediği İskoç işi örtüyü gönderir Helene’e.
Yavaşlığın, sabrın, beklemenin güzelliği
84, Charing Cross Road’un güzelliği sırf çok tatlı sevgi ve dostluk hikâyesini anlatması değil aslında, mektupların gidişi ve gelişi arasındaki bekleyişler kaybolan bir dünyaya da tanık ediyor bizi. Bugünün hızlı tüketim çağında 84, Charing Cross Road bir bakıma bize yavaşlığın, sabrın, beklemenin güzelliğini hatırlatıyor.
Helene ile Frank’e gelince; buluşmayı hep erteliyorlar, kısmen parasızlıktan, kısmen korkudan, kısmen de hayatın akışı öyle gerektirdiğinden. Yıllar sonra, hiç beklemediği bir anda Frank’in ölüm haberi gidiyor Helene’e. Hikaye de zaten burada bitiyor. Filmdeyse kadın ölüm haberini aldıktan sonra artık rafları bomboş olan kitapçıyı ziyarete gidiyor. Hem de tam dükkânın kapanmak üzereyken. Sonrası çok hazin: Beş odalı mekân, 1990’larda plakçı, 2009’daysa restoran oluyor. Bugünse uluslararası bir hamburger zincirinin şubesi; hani şu iyi bildiğimiz ve pek de sevemediğimiz hamburger zinciri var ya, MacDonalds, işte onun. Sadece dış cephede bu dokunaklı hikâyeden bahseden küçük, altın rengi bir plaka duruyor.
Anlayacağınız, 84 Charing Cross Road, gerçek bir hikâyeyi yine gerçek mektuplar aracılığıyla anlatıyor. Arkadaşların hiç buluşamadığı bir dostluk hikâyesi diyebiliriz bu kitaba, ya da âşıkların henüz karşılaşmadığı bir aşk hikâyesi… Yahut niçin bu kadar umutsuz olalım, bu belki de her şeyden öte okuma tutkusunun neler başarabileceğini gösteren bir hikâyedir.
Gülenay Börekçi
Subscribe
0 Comments
oldest