Egoist okur

SEZYUM: “Bir şey yasaklanırsa, hemen ardından başka bir şey daha yasaklanır!”

Kaan Sezyum ne iş yapıyor diye sorusunun tek bir cevabı yok. Şu sıralar Penguen dergisinde yazan bir mizah yazarı elbette ama aynı zamanda başka birçok şey. Gazeteciliğe Duygu Asena’nın yanında başladı. Ardından internetin ilk bloggerlarından biri olarak tanındı. Markaların sosyal medya için hazırladıkları “viral” reklamların sevilen yüzü. Onu Kleopatra, Einstein gibi rollerde izlemiş olmanız kuvvetle muhtemel. Küçük Hesaplar dizisinde senarist ve oyuncuydu. Uzun zamandır Kök grubunun davulcusu. Danslı mekanların müdevimlerinin iyi bildiği DJ Sarıyılan da ondan başkası değil. Sezyum’la bütün bunları ama en çok da yasakları konuştuk… Neden derseniz, şu sıralar benim ruh halim en çok bu yasaklar meselesine takık. O da röportaj boyunca bana itiraz etmedi. Böylece en sevmediğimiz şey bu röportajda esas konumuz oldu.

Gülenay Börekçi

Bugüne kadar Levent Kırca mizahı diye bir şey vardı televizyonda, öteki tarz işlere pek yer olmazdı. Konvansiyonel mizahın artık televizyonda değişme emareleri gösterdiğini görüyoruz.

Nihayet güzel şeyler de oluyor. İşler Güçler diye yeni bir dizi var mesela, hepimiz onu seyrediyoruz. Deli gibi gülmüyorum ama yeni ve farklı buluyorum.

Daha önce neden denemiyorlardı?

Şahsen bu reklam, televizyon işlerinde yönetici konumunda olanların biraz korkak olduğunu düşünüyorum. Hem orijinal işler yaparak diğerlerinin arasından sıyrılmak istiyorlar, hem de yanlış adım atmaktan ödleri kopuyor. Bir ilki gerçekleştirmeye soyunmuşsan, hata yapmayı da göze almalısın, çünkü seyirci alışık olmadığı işleri yadırgayabilir. Ama yapımcılar, kanallar Facebook’ta, Twitter’daki olumsuz eleştiriler karşısında bile paniğe kapılıyorlar. İki tane olumsuz eleştiri varsa, 10 tane olumlu görüşün de kıymeti kalmıyor. Böylece de ortaya hem sıradan hem de güya yepyeni, yani ne oraya ne buraya yaranabilen işler çıkıyor. Frankenstein gibi…

Küçük Hesaplar’da cinselliği ve politikayı da diziye dahil etmeyi denemiştiniz…

Satır aralarında bunlar vardı, evet. Mesela kredi kartı, adama sevgilisi olarak görünüyordu bir bölümde, “Dokun bana, kullan beni, harca” falan diyordu. Bu hem komik bir şeydi, hem de söylediği bir söz vardı. Önce geceyarısına aldılar, sonra da zaten bize yazdırmamaya başladılar. Bak, bu kış Viyana’ya gitmiştik. “Yaşasın, birkaç gün bile olsa internette yasaklı sitelere bakabileceğim” diye acayip sevinmiştim. Ama dolaşamadım.

Neden, orada da mı yasaktı?

Yok, gireceğim adresleri unutmuşum, düşünsene. Sansür böyle fena ve tehlikeli bir şey işte, insanın zihnini boşaltıyor. Unutmamak lazım, bir şey yasaklanırsa, hemen ardından başka bir şey daha yasaklanır. Bizde zaten neyin yasak olduğu da belli değil. Transseksüellerin forumu vardı, kapatmışlar. Halbuki Adana’dan, başka illerden birbirlerine “Büyük boy kadın ayakkabısı nerede bulabilirim?” gibi sorular soruyorlardı. Ama eşcinselsen, git. Alevi’ysen, git. Kürt’sen, git. Saçın farklıysa, git. Dinlediğin müzik herkesin zevkine uygun değilse, git. Kadınsan… Eh, o zaman gitmesen de olur, nasılsa biz seni ezeriz. Böyle bir ülkemiz var. Problemlerimizi dövüşerek değil, birbirimizle konuşarak, anlaşarak çözeceğimiz unutuluyor. O yüzden sosyal medyayı önemsiyorum.

Penguen’de de yazıyorsun…

Penguen’i çok seviyorum ama bir an önce politik yazılar yazmayacağım günler gelsin istiyorum. Ne bileyim, keşke Ulaştırma Bakanı’nın adını bilmesem. Uygar ülkelerde bakanlar işlerini yapar, insanlar da onların adlarını falan bilmez, ne yapmak istiyorlarsa öyle sürdürürler hayatlarını. Bilgisayarın başına geçince, her gün şahit olduğumuz şiddet, yaşadığımız problemler üşüşüyor kafama ve hep istediğim gibi sadece komik yazılar yazamıyorum. “Kurşun yerden sekti” diye açıklama yaptılar bir ölüm için geçenlerde. Nasıl olmuş, bir türlü gözümün önüne getiremedim. Bu Türkiye’nin yerleri de çok acayip, değerini bilmemiz lazım.

Türkiye’nin ilk blogger’larındansın. Nasıl bakıyorsun bu işlere, günün birinde diyelim ki Amerika’daki gibi etkili bir politik güç olur mu bloglar?

Bizdeki bloglara baksana, ya etek bluz, ya da nail art fotoğrafları koyuyorlar. Geri kalanlar da yediklerini içtiklerini, gittikleri konserleri yazıyor. Bunlardan bir şey çıkmaz. Tabii bir tür politika internette yok değil. Mesela Atabase diye bir site var, oradaki görsellere bakınca Türkiye’de estetik duygusu denen şeyin ne kadar az gelişmiş olduğunu anlıyorsun. Sonra Spekteküler Şehir Heykelleri’nde her ilden heykel fotoğrafları görüyorsun. Meyveler, sebzeler, bal arıları, köfteler… Politika deyince fikir üretmeyi değil, taraf olmayı anladığımız için daha fazlası zor gibi Utanç Duyduğum Haberler diye bir blog açacaktım, içim kaldırmadığı için vazgeçtim. Bütün o şiddet, tevacüz haberlerine baktıkça sen de kötü bir insan oluyorsun, çünkü şiddete karşı toleransın yükseliyor, daha tahammüllü biri haline geliyorsun. Madde bağımlıları gibi… Artık neye şaşıracağız ki, hiçbir şey sıradışı değil.

KÖK: Bu davulcu dinleyeni mağdur etmez

En sevdiğin şey ne?

İnternette mi?

Yok, hayatta…

Bisiklete binmek ve davul çalmak. Bisiklet çok ilkel bir mekanizma ama bence en uygar ulaşım aracı.

Peki ya davul çalmak?

10 yıldır her gün çalışıyorum. Hobi mi, iş mi, pek emin değilim ama Kök diye bir grubumuz var, gelip dinlersen, mağdur etmem…

Başka kimler var Kök’te?

Gitarda Cem Ömeroğlu, basta Kerem Tüzün, bir de ben. İkisi de dünya çapında adamlar. Kurban’la, Nekropsi’yle acayip işler yapıyorlar. Parçalarımız thrash metalden Anadolu ezgilerine, progresif rock’tan dans beatlerine uzanıyor. Yakında albüm çıkarıyoruz. Onu kaydettikten sonra ölsem, rahat giderim gibi geliyor bana.

DJ Sarıyılan var bir de…

Evet ya, skadan giriyorum, saykedelikten çıkıyorum. Ajda Pekkan’dan Apex Twin’e, Daft Punk’tan, Zeki Müren’e sevdiğim her şeyi çalıyorum. “Daha hızlı çal” dediklerinde bozuluyorum biraz. Çaldığım mekanlar normalde bana uygun yerler değil, fazla kalabalık. Cimri sayılırım, bir bardak biraya 20 lira veremem. İçkiye para vermemek için ara sıra DJ’lik yapıyorumdur belki.

Gülenay Börekçi, Habertürk

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of