Egoist okur

Sevin Okyay’ın kütüphanesi

Sevin Okyay kimdir? Bizim ülkedeki ilk kadın sinema yazarı. Onun tavsiyesiyle gittiğim bir filmden pişman olarak çıkmadım hiç. Sadece sinema yazmıyor tabii, ilgi alanları arasında edebiyat, caz, futbol da var. Hatta sanıyorum edebiyat yazılarını bu sıralar sinema eleştirilerine tercih ediyor. Çiçek Dürbünü, İlk Romanım gibi güzel kitaplar da yazdı… Harry Potter çevirilerinden söz etmek bile gereksiz; şahane, şahane, şahane… Aslında Harry Potter’ları oğlu Kutlukhan Kutlu’yla çevirmişti. 3,5 yılda ve gene birlikte çevirdikleri bir kitap daha var ki onu herkese hararetle tavsiye ediyorum. Alberto Manguel’den Hayali Yerler Sözlüğü… Fantastik edebiyat yapıtlarında sözü edilen her yeri adeta doğduğunuz yermiş gibi tanımanızı sağlayan müthiş güzel bir rehber. Sevin çok çeviri yaptı ama en özel olanlardan biri Salinger çevirisi… Yükseltin Tavan Kirişini, Ustalar ve Seymour: Bir Giriş…

Biricik Sevin Okyay’ın şahsım için bir anlamı daha var. Tam benim tarzımda bir okur o, kitapları benim gibi tutkuyla sever, yercesine okur. Kategorilere, mecburiyetlere metelik vermez, önyargısı yoktur, bir kitabı herkes okumak gerektiğini söylüyor diye değil canı öyle istediği için okur. Bir de kıyıda köşede kalmışları keşfetmeye bayılır. Ve çoğu zaman “Vay be, meğer bu kitabı benim kadar seven biri varmış” dedirtir.

Bu röportaj varlığıyla kendimi daha az yalnız hissetmemi sağlayan Sevin Okyay’ın neler okuduğunu merak edenler için…  “Bana sadece bunlar yeter” dediklerini, yani yangında ilk kurtaracaklarını başa aldım…

Gülenay Börekçi

Sevin Okyay: Polisiyenin harikulade serüveni

sevin okyay egoistokur yanginda ilk kurtarilacaklar

Sevin Okyay’ın vazgeçemeyecekleri…

Venedik’te Ölüm, Thomas Mann
Ulysses, James Joyce
Catcher in the Rye, J.D. Salinger
Günden Kalanlar, Kazuo İshiguro
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, İtalo Calvino
Büyük Gatsby, F. Scott Fitzgerald
Karamozov Kardeşler, Feodor Dostoyevski
Don Quixote, Miguel de Cervantes
Atlas, Jorge Luis Borges
Hayali Yerler Sözlüğü, Alberto Manguel, Gianni Guadalupi

Çocukken en sevdiğiniz kitaplar hangileriydi? Ne bileyim, o zamanlar sizden kaçırılan kitaplar var mıydı? Gizli gizli neler okurdunuz?

Pollyanna, Tom Sawyer, Oliver Twist, ben okuma-yazma öğrenmeden annemin okuduğu kitaplar arasındaydı. Yatma vakti gelince, iki-üç sayfa kadar okurdu diye hatırlıyorum. Bana genellikle kendi seçtiği kitapları alırda, neyse ki çok ince bir zevki olan bir edebiyat tutkunuydu: Alice Harikalar Diyarında, Su Bebekleri, Pal Sokağı’nın Çocukları… Bir de, Yapı Kredi’nin dünya çocuk klasikleri serisi vardı, çok severdim. Kurt Çocuk Maugli ile Küçük Prenses gibi vazgeçemediğim kahramanları bugün de çok severim. Ama annem ille de çocuk kitabı okumamı şart koşmazdı. Hemingway, Caldwell, Steinbeck ve bilumum Fransız yazarlarını, masallardan önce okudum. Panait İstrati dönemimin nereye düştüğünü hatırlamıyorum. Ama son yıllar hariç (benimkileri yürütmüşler, yenisini de bulamıyorum) İstrati’yi hep okumuşumdur. Babam hiç yasak koyucu biri olmasa da, beni Pitigrilli konusunda uyarmıştı. “Anlamazsın çocuğum, kafanı karıştırır,” demişti. Gene de okudum, pek tatsız buldum. Yasaklananlar ise, Louis Charles Royer’in Çağlayan’dan çıkan ve sözde müstehcen olan kitaplarıydı. Kütüphanenin en tepesine saklanmışlardı (yaklaşık tavan boyu). Cambazlık edip indirmiş, okumuş, hiçbir şeye benzemediklerini düşünmüştüm. Yani, büyüklerin uyarılarına hürmet duydum. Okuma demişler, niye okuyorsun? Bir halta benzemiyor işte. Öte yandan, “Yapma!” denen şeyi yapma aşkıyla yanıp tutuşan bir insanım.

Kitapla ilgili kötü alışkanlıklarınız oldu mu hiç? Mesela hiç kitap çaldınız veya ödünç aldığınız bir kitaba el koydunuz mu?

Kitap çalamadım. Özellikle parasız dönemlerde, sular seller gibi çalan arkadaşların da mevcudiyeti düşünülürse, bunu ahlâk sahibi olmaktan ziyade, ödleklik ve beceriksizliğe bağlayabiliriz belki. Gene de içimde bir ‘yanlış yapma’ hissi olurdu (teşebbüs değil de, teşebbüsü düşünme aşamasında). Annemin telkinleri iyice diplere yerleşmiştir. Ne var ki, genelde yapmamaktan ziyade yapıp da suçluluk duyma şeklinde tecelli ederdi. Bu yüzden de, acayip bir İlk Günah vicdanı geliştirmişimdir: Ben yaptım allahım, ben yaptım, hepsi benim yüzümden! El koymaya gelince, biri istemeden, biri isteyerek, iki olay hatırlıyorum. Galiba ilkini yıllarca uğraştıktan sonra (başka şehirdeki, çok da samimi olmadığım bir arkadaştı) iade etmeyi başardım. Ama Tuna Erdem’in “The Dark Elf Trilogy”sine (yoksa Bülent’in miydi?) resmen el koydum. Vermeye de niyetim yok. Bunca yıldan sonra…

Bir insan okumayı ne kadar severse sevsin, nihai seçimini en baştan yapmaz, farklı ve değişik şeyler okur, arada “yaramaz” seçimler yapar. Sizin de bu tür ara dönemleriniz oldu mu, o sıralarda neler okudunuz? O ara dönemler şimdi de sürüyor mu?

On beş-on altı yaş sıralarıydı galiba, bir yerde okuyup Olympia Press’e merak sarmıştım. Ama hakikaten tatsızlardı, belki Sade gibi bir-iki klasik hariç. Ne yazık ki onları da tatsız bulurum. Benim asıl kitap günahlarım, gene o yaşlarda annemin okumamdan hoşnut kalmadığı Çağlayan Yayınevi fantastik kitaplarıydı. “Feza Canavarları” falan… O kitaptan sonra birkaç ay et yiyememiştim. Mike Hammerler’in cılkını çıkarmamı da hoş karşılamamıştı. Herhalde burada yazılanların hepsini okumuştum. Bazıları ne kadar iyiyse, bir kısmı da bayağı kötüdür. Başka? Küçükken annem Doğan Kardeşci olduğu için Çocuk Haftası’ydı galiba, bir dergiyi okumama kızardı. Pekos Bill’leri de gizli okurdum. Bir yakınımızın kardeşinindiler, onların evinin tavanarasındaydılar. Gizlice okumak ciddi bir plan- program getirirdi. Ama Pekos Bill’i “yaramaz” seçim sayamam, o dönemin benzer serilerinin çoğundan iyidir. Özellikle ders kitapları içine saklayıp okuduğum “İki Çocuğun Devriâlemi” yüzünden epey dayak yemişimdir.

Okumak için tercih ettiğiniz özel bir saat ve yer var mı?

Hayır, her an ve her yerde okuyabilirim. Yatmadan önce, ne kadar geç olursa olsun, mutlaka okurum. İşe gelip giderken yolda ve işte değilsem eğer, yemek yerken de okurum. Kafelerde, özellikle Çatalçeşme Remzi’nin kafesinde okumayı severim. Çünkü genelde yeni aldığın kitaplara ilk orada göz atıyor olursun.

Kütüphanenizin bir haritasını çizmenizi istesek neler anlatırsınız? Okumayı en az sizin kadar seven biri kütüphanenizi görse ne hazinelerle karşılaşır?

Kütüphane durumumuz biraz acıklı. Arka odaya DVD’ler ile caz CD’lerinin el koyması, kitaplarımın bir kısmını bazı kütüphanelere, öğrencilerime, ilgileneceğini düşündüğüm kişilere vermeme yolaçtı. Salonda bir duvarda boydan boya polisiyeler var. Ne de olsa, 14 yıl oldu galiba, uzun süredir NTV Radyo’ya “Cinayet Masası” adlı polisiye programı yapıyorum. Resim ve şehir (özellikle İstanbul) kitapları, ilgimi çeken konularda kalın ve büyük boy kitaplar, iki küçük kütüphanede. Holde gene bir miktar polisiye ile sevdiğim yazarların bazı kitapları var. Geri kalan, eski baskı birkaç kitabım, seçtiğim şiir kitapları (kalanını bir öğrencime verdim), tek tük tiyatro kitabı (çoktu ama aslında Mehmet Atak’a aittiler, ona iade ettim), gene büyük boy ve kalın bir miktar kitap, benim yazıp çevirdiğim kitaplar, senin “yaramazlık” faslına dahil olabilecek, yeniyetmelik çağında yeni İngilizce öğrenmişken, özellikle Ankara’daki Tarhan kitabevinden aldığım birkaç kitap (bir kısmı iyi, bir kısmı kötü), az sayıda fotoğraf kitabı, kardeşimin yandaki dairesinin epeyce bir bölümünü işgal etmiş durumda. Kitap almanın tadını biraz kaçırırsam, yeni bir daire kiralamayı mı düşündüğümü soruyorlar. Açıkçası, çok fazla kitap yok ama, onlara bile yer yok.

Şu sıralar neler okuyorsunuz? Rafta gördüğünüz zaman sizi hangi kitaplar heyecanlandırıyor?

Her zaman polisiye okuyorum, her hafta program var çünkü. Şu sıralarda elimde, Nesser, Nesbø, Indriðason kitaplarının İngilizceleri var. İletişim’in “Afişe Çıkmak”ı, Uğur Yücel’den “Yağmur Kesiği” ve tavsiye üzerine, “Hızlandıkça Azalıyorum”. Sevdiğim yazarların yeni kitapları gibi, yazarını tanımadığım halde nedense ilgimi çeken kitaplar da beni heyecanlandırır. Kapaklar ile kitap adları için de aynı şey geçerli. Bazen de eski baskısı bende olmayan bir kitabın yeni baskısı olabiliyor, en heyecanlısı da bir serinin son kitabı…

Asla almam dediğiniz türden kitaplar var mı? Hangi kitapları ya da yazarları hiç okumazsınız?

Kurmaca kitap severim, ötekileri pek sevmem. Otobiyografi ya da biyografilerle nadiren ilgilenirim. Ama asla almam denilen türden kitap deyince aklıma hemen, kitapçıların en dikkati çekecek masalara koyduğu kurmaca olan-olmayan türlü popüler kitap, sözde romanlar, hayat tavsiyeleri, moda tarihler falan geliyor. Almam çünkü okumaya değecek, okumak istediğim öyle çok kitap var ki!

Okumak için alışılmışın dışında yöntemlere başvuruyor musunuz? Internetten alışveriş veya elektronik kitaplar gibi…

İnternet’ten kitap alıyorum bazen. Ama bir Philip K. Dick külliyatını aylarca bekledim. İki kere gönderdiklerini, geri döndüğünü iddia ettiler (Şirketin yeni yerine taşındığı dönemdi, belki doğrudur), sonunda da paramı iade ettiler. Biraz cesaretim kırıldı. Elektronik kitapla şimdilik hiç işim yok, olmaz da inşallah. Gerçi tatile ya da seyahate giderken, evet, faydalı olabilir. Gene de, ben denemedim. Birinin okuduğu kitapları dinlemeyi de hiç sevmem. Kitap ile okur arasında doğrudan, derin ve mahrem bir ilişki vardır. Bunların hepsi bana o ilişkiyi zedeler gibi geliyor aslında.

Hakkı yenmiş kitaplar dendiğinde aklınıza hangileri geliyor?

“A Walk on the Wild Side” – Nelson Algren, “River of Earth” – James Still, “Londoners” – Craig Taylor (keşke her şehir için böyle bir kitap yazılabilse), Jim Thompson kitapları, mükemmel bir yazar olan Austen’in kitapları ve bazı klasikler. Ayrıca, Philip K. Dick ile Roald Dahl’ın kitapları. Ülkesinde çok sevilen P.G. Wodehouse’ın da yeterince ciddiye alınmadığını düşünüyorum. Bizde ise, kesinlikle Nahit Sırrı Örik. Kitapları nihayet yayınlandığı için çok mutluyum.

Son zamanlarda yayımlanan kitapları düşünürseniz, bir keşiften söz edebilir misiniz? Bir gün herkes şu kitaptan ya da şu yazardan söz edecek gibi…

Polisiye yazar muamelesi edilen Gillian Flynn’in çok iyi bir yazar olduğunu düşünüyorum. Polisiye severim zaten (ama o yazarların çoğunu ülkelerinde meşhur olduktan çok sonra keşfettik), ama Flynn’in yazdıkları polisiyenin ötesinde. Jonathan Franzen belki. Gerçi hiç tanışmamış olsam da, uzaktan uzağa kendisini sevimsiz buluyorum. Zadie Smith de var ama, pek yeni keşif sayılmayabilir.

Gülenay Börekçi

2
Leave a Reply

1 Comment threads
1 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of
Serpil

Çataltepe Remzi’ye gittiğim zamanlarda görebilsem keşke Sevin Okyay’ı, hayranım ona, buradan sevgilerimi göndereyim :)
Bahsettiği kitapları da not aldım, ne iyi oldu bu söyleşi, teşekkürler.