Egoist okur

Faulkner’dan Murakami’ye yazar ritüelleri

Yazarlar alışkanlıklarına bağlı insanlar olmalı. Belki yazabilmelerinin öncelikli sırrı budur, bilmiyorum. Ama işte, edebiyatçılar arasında kendine fazlasıyla hunharca davranan “işkolik” yazarlar da var, yazı masalarının başına âşıklarının yatağından gizlice kaçanlar da. Ne deresiniz, bir göz atalım mı?

Gülenay Börekçi

“Hazır ol! Az sonra hayal kurmaya başlayacaksın…”

Yazarlar alışkanlıklarına bağlı insanlar olmalı. Belki yazabilmelerinin öncelikli sırrı budur, bilmiyorum. Süper üretken Stephen King, “Yazmak için masamın başına geçmişsem, muhakkak yaptığım belirli şeyler vardır” diyor. Bakalım…

“Her sabah bir bardak su veya bir fincan çay alırım. Ve yaklaşık 08:00-08:30 arası işe başlarım. Ağzıma bir vitamin atarım önce, sonra müziğin sesini açarım ve hep aynı koltuğa otururum. Masamın üzerindeki kağıtlar düzenli olmalı, hep aynı yerde durmalı. Bunları her gün aynı biçimde yapmamın sebebi zihnime ‘Hazır ol! Az sonra hayal kurmaya başlayacaksın’ demektir.”

Bir diğer süper üretken yazar, Haruki Murakami… Kendisi koşmadan yazamıyor, zaten bunun kitabını da yazdı. Şöyle söylüyor:

“Roman yazma moduna girmişsem, sabah 04:00’te kalkarım ve yaklaşık beş altı saat çalışırım. Öğleden sonra 10 kilometre koşar veya 1500 metre yüzerim. Yahut bazen ikisini de yaparım. Sonra biraz kitap okur, müzik dinlerim ve saat 21:00’de yatarım. Bu rutini tek bir gün bile değiştirmedim. Tekrarlar çok önemlidir, sihir gibidir. Bu şekilde kendimi daha yüksek bir zihinsel seviyeye ulaşabileyim diye hipnotize ettiğimi söyleyebilirim. Altı ay veya ileri durumlarda bir yıl bu zihin durumunu muhafaza etmek maddi manevi büyük güç gerektirir. Bu durumda bir roman yazmak zorlu bir mücadelede ayakta kalmaya çabalamak gibidir. Romancıya sanatsal yetenek kadar fiziksel güç de gerekir.”

Murakami’nin söylediklerine benzer bir başka örnek de geçmişten geliyor akla. Franz Kafka günde 12 saat, sanki daha sonra başka yazma fırsatı bulamayacakmış gibi bir inatla yazarmış.

Şöyle: Kafka, bir sigorta şirketinde sabah 08:30’dan öğleden sonra 14:30’a kadar çalışıyormuş. Saat 15:30’da öğle yemeği yiyor ve 19:30’a kadar uyuyormuş. Biraz egzersiz yapıp ailesiyle akşam yemeğini yedikten sonra da gece 23:00’te yazmaya başlıyormuş. Bir, bazen iki saat mektupları ve günlükleriyle ilgilendikten sonra, “o günkü gücün ve şansına bağlı olarak” sabah altıya kadar çalışıyormuş. Bu rutin kimi zaman onu hasta edecek kadar yoruyormuş ama Kafka yine de değiştirmiyormuş. Nişanlısı Felice Bauer kendini biraz daha az yormasını istediğinde onu şöyle cevaplıyormuş: “Olası tek yol bu yol, benim için başka yol yok. Dayanamazsam, kötü. Ama bir gün dayanmayı öğreneceğim.”

Simone De Beauvoir’a göre Jean Genet, bir şey üzerinde çalıştığında altı ay boyunca günde 12 saat yazıyor, sonra bu rutine altı ay ara verip uzun süre yazmakla ilgili hiçbir şey yapmıyormuş.

William S. Burroughs ve ondan çok etkilenen Hunter S. Thompson hatta ikisiyle de alakası olmayan muhafazakar W.H. Auden’ın da rutinleri benziyor. Mesela Auden, 20 yıl boyunca her sabah bir tür uyarıcı kimyasal olan benzedrine almış. Uyumak için de tek çaresi uyku hapı kullanmakmış. İlaç bağımlılığını, “zihninin mutfağında zorunlu olarak başvurulan bir enerji koruma ya da kapıları kapatma şekli” olarak tarif ediyormuş.

Jean-Christophe Grangé’a gelince, kendisiyle birkaç yıl önce yaptığım röportajda şunları anlatmıştı:

“Neredeyse askeri disiplinle bağlı olduğum bir hayat düzenim var: Her sabah 04:00’te uyanıp 08:00’e kadar yazıyorum. Saat 10:00’a kadar şekerleme yapıp 10:00’da yeniden işe başlıyorum. Bu böyle sürüyor. Öğle yemeği, ardından uyku, sonra yazı. Uyandığımda kendimi öyle canlı ve enerjik hissediyorum ki gün içinde aralıklarla birkaç kez uyuyorum. Tek istisnam kayak yapmak için çıktığım kış tatilleri, yani şubat aylarında pek yazmıyorum. Yazarken yanımda hep çay, yoğurt ve müzik oluyor. Bütün gün müzik dinliyorum. Yüzde 70 opera, yüzde 30 yeni ve gürültülü thrash metal albümleri…”

Başka yazarlar ve alışkanlıkları

Aşağıda okuyacaklarınız da “Günlük Ritüeller” adlı kitaptan alındı.

George Sand

Gerçek adı Aurore Dupin olan ama o dönemde kadın yazarların kitaplarını bastırmaları çok zor olduğu için kendine bir erkek adı seçen Sand, her gece en az 20 sayfa yazardı. Sabahlara kadar çalışıyordu, bu alışkanlığı aslında büyükannesine bakmak zorunda olduğu yeniyetmelik yıllarında geliştirmişti. Bütün gün hasta bakıyor ve sadece geceleri okuyup yazabiliyordu. Büyüdüğünde de bu durum değişmedi. Âşıklarının yatağından usulca kütüphanesine süzülüyor ve gecenin köründe roman yazmaya başlıyordu. İşin kötü yanı sabahları, gece yazdıklarının kelimesini hatırlamamasıydı. “Hafızam berbat” derdi. “Kitaplarımın basılı halleri rafta durmasa adları bile aklımda kalmazdı.”

Honore de Balzac

Balzac çalışırken kendine acımıyor, deyim yerindeyse ‘kendi gözünün yaşına bakmıyordu’. Akşam 18:00’de çok hafif bir akşam yemeği yiyor, ardından uykuya dalıyordu. 01:00’den sonra da 7 saat aralıksız yazıyordu. Saat 08:00’de bir buçuk saat şekerleme yapıyor, 09:30’dan 16:00’ya kadar da sert, şekersiz kahve içerek sabah yazdıklarının düzeltileriyle meşgul oluyordu. (Günde 50 fincan kahve içtiği söylenir.) 16:00’da yürüyüşe çıkıyor, eve dönüp banyo yapıyor, birkaç ziyaretçi kabul ediyordu, hepsi o kadar. Balzac’ın yazmak dışında bir hayatı sanki yoktu.

William Faulkner

Faulkner başka türlüsüne mecbur kalmadıkça sabahları yazmayı tercih ediyordu. Fakat en ünlü eserlerinden biri olan “Döşeğimde Ölürken”i bir üniversitenin elektrik istasyonunda gece bekçiliği yaptığı sene yazmıştı. Sabahları birkaç saat uyuyor, öğleden sonraları ve akşamları yazıyor, gece işe giderken annesinin yol üstündeki evine uğrayıp bir kahve içiyor, bekçilik ederken de kısa şekerlemeler yapıyordu. Faulkner ilham beklemez, “İlham beni her gün yokluyor” derdi.

Joseph Heller

Heller’ın en ünlü romanı “Madde-22” işten sonra, akşamları yazıldı. Yazarın Manhattan’daki dairesinde, mutfak masasının üzerinde… “8 yıl boyunca her gece 1-2 saat yazdım” demişti. “Arada pes ettim ve birkaç yıl yazmak yerine karımla televizyon izlemeyi seçtim. Ama ne oldu; televizyon bana durmadan ‘Madde-22’ dedi. Geceleri roman yazmayan Amerikalıların hayatları ne kadar sıkıcı, bilemezsiniz.” Heller gündüzleri Time, Look ve McCall’s gibi dergilerin reklam departmanlarında çalışıyordu. Yorucu bir işi yoktu hatta bir röportajında söylediğine göre hayatta karşılaştığı en zeki, en entelektüel insanlar Time’daki meslektaşlarıydı. Ayrıca McCall’s dergisinin reklam kampanyaları için harcadığı zihinsel çaba kesinlikle romanları için harcadıklarının katbekat üstündeydi.

John Milton

Milton, hayatının son 20 yılında tamamen kördü. Yine de hep yazdı. 10 bin dizelik epik şiiri “Kaybolan Cennet” bile bu dönemde yazıldı. Yazın 04:00’te, kışınsa 05:00’te uyanıyordu. Yardımcısı ona bir saat kadar İncil’den pasajlar okuyordu, ardından büyük şair tek başına kalıp tefekküre dalıyordu. 07:00’de yardımcısı dönüyor, Milton’ın zihninde yarattığı dizeleri hızla kaleme alıyordu. Bu işin gereğinden fazla uzun sürmesi şairin canını sıkan bir şeydi, “Bırakalım artık,” diyordu yardımcısına, “Süt zamanım geldi.”

Thoman Mann

Mann sabahları 08:00’de uyanıp alelacele bir fincan kahve içer, ardından banyo yapıp giyinir ve karısıyla kahvaltıya inerdi. Sonra 09:00’da, çalışma odasının kapısını kapatıp kilitler, telefonu fişten çekerdi. Çocuklarının akşama kadar o odaya girmeleri yasaktı. Mann’ın bazı katı kuralları vardı; akşam olduktan sonra aklına gelen hiçbir fikri kâğıda dökmez, bunun için ertesi sabahı beklerdi.

Gülenay Börekçi

1
Leave a Reply

1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of
Volkan

Yine güzel bir yazıyla dönmüşsünüz. Arayı çok açıyor özletiyorsunuz. Bu kadar ara vermeyin lütfen.