Egoist okur

Bakalım, görelim, biraz da uçalım: 10 kitap, 10 bakış

Hayatım, Marc Chagall. Zygmunt Bauman ile Söyleşiler, Keith Tester. Kedi ve Fare, Günter Grass. Yeniden Anımsanan Savaş, Geoff Dyer. A’dan B’ye ve Gerisin Geriye, Andy Warhol. Theo’ya Mektuplar, Vincent van Gogh. Faşizm Kehanetleri, George Orwell. Simone de Beauvoir Aramızda, Julia Kristeva. Sosyalizm ve İnsan Ruhu, Oscar Wilde. İşte Leonardo Da Vinci, Joost Keizer. Hepsini hararetle tavsiye ederim.

Gülenay Börekçi

Hayatım, Marc Chagall

“Bu, sayfalar boyanmış bir yüzeyle aynı anlamı taşıyor. Tablolarımda bir gizli köşe olsaydı bunları oraya sokuştururdum. Ya da belki kişilerimden birinin sırtına, ya da duvar resmimdeki Çalgıcı’nın pantolonuna yapışırlardı.”

Şimdi soruyoruz: Bir sanatçı nasıl doğar? Eğer Marc Chagall’ın doğumundan bahsediyorsak cevap hazır: Ölü!

Chagall’ın otobiyografisi “Hayatım”, ressamın yangın sonucu “ölü doğumu”nu ve hayata dönüşünü anlatan satırlarla açılıyor. Sonrasında ise onun bir sanatçı olarak doğuşuna tanıklık ediyoruz. Chagall, tüm tablolarına sinen Vitebsk’i ve ailesini, yine kendine has bir üslupla anlatıyor. Etkileri bizdeki İkinci Yeni şiirine dek uzanan Chagall, sanatçı olmanın bir sanat kolundaki yetkinlikten daha fazlası, bir “duyuş farkı” olduğunu gösteriyor “Hayatım”da. Cemal Süreya’nın şu cümlesindeki gibi: “”Ressamlar kadar şairlerin de çok öğreneceği şey var onda. Ben kendi payıma, kimsede Chagall’daki kadar adamı çarpan, bozan, alıp götüren şiirsel çağrışımlar görmedim.”

Büyük ressamın tablolarının Türkçede eksik kalan tek parçası, İsmet Birkan’ın çevirisi ve Chagall’ın bu kitap için özel olarak yaptığı çizimlerle Jaguar Kitap’tan çıktı. (Jaguar Kitap)

Zygmunt Bauman ile Söyleşiler, Keith Tester

Zygmunt Bauman’a giriş niteliğinde bir kitap.  Bauman hem insan yönüyle hem de sosyolog ve filozof olarak karşımıza çıkıyor ve bizi sosyolojinin ve edebiyatın devleriyle, çağın en önemli entelektüelleriyle buluşturuyor. Görünmez kentlerde dolaşıp karanlık labirentlerden geçerek Nazi zulmüyle yüzleşiyor, günümüze atlayıp modernliği dekonstrüksiyon masasına yatırıyor, “öteki” kavramı üzerinden yepyeni bir ahlak öğretisi geliştiriyor. Onunla birlikte biz de Gramsci, Borges, Marx, Calvino ve Levinas’a misafir oluyor, antisemitizm kavramının yanına “öteki korkusu”nun bir türü olan allosemitizmi yerleştiriyoruz hatta kendi içimizdeki çirkin zalimi fark ediyoruz. Sadece modernlikle değil, postmodernlikle de hesaplaşmamıza vesile olan Bauman söyleşileri aracılığıyla, ölümünden sonra da bize hayatı sorgulatmaya devam ediyor. (Heretik Yayıncılık)

Kedi ve Fare, Günter Grass

“Bir resim albümündeki anlatı zenginliği, bu dünya yüzünde başka nerede vardır? Hamarat bir amatör fotoğrafçı kimliğiyle bizi her pazar yukardan aşağı, yani boylarımızı alabildiğine kısaltıp, ışık durumunu biraz iyi, biraz kötü ayarlayarak resimlerimizi çeken ve kendi albümüne yapıştıran Aziz Tanrı, dilerim elimden tutsun.”

Alman edebiyatının önemli yazarlarından Nobel Ödüllü Günter Grass, “Kedi ve Fare”de çocukluğunu geçirdiği Danzig’e götürüyor okuru.

Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’nın karanlığına gömülürken, ergenliklerini yaşayan bir grup genç, günlerini Danzig Limanı’nda avarelik ederek geçirmektedir. Ancak savaşın şiddeti yayıldıkça, gençlerin yazgısı da tarihin bu dehşet verici döneminin koşullarıyla kesişecektir. Bu ortamda 14 yaşındaki Mahlke, Nazi Ordusu’nda gösterdiği başarılarla ulusal bir kahramana dönüşecektir.

Grass kendine has grotesk üslubunu konuşturarak görkemli bir başyapıta imza atıyor. Üstelik okuduğumuz aslında bir nevi otobiyografi, yani yazarın kendi hikâyesi. 15 yaşındayken Hitler Gençliği’ne, 17 yaşındayken de Nazi Ordusu’na katılan -ya da katılmak zorunda kalan- Günter Grass’ın geçmişinin gölgesi hem romanın anlatıcısı Pilenz’de hem de Mahlke’de somutlaşıyor. Savaş zamanında insanların kime ve neye dönüşmek zorunda kaldığı, toplumla birey arasındaki kedi-fare oyunuyla, edebiyat tarihinin bu en unutulmaz metaforlarından biri aracılığıyla sorgulanıyor. (Kırmızı Kedi Yayınları)

Yeniden Anımsanan Savaş, Geoff Dyer

Kurgu, deneme, eleştiri, seyahatname gibi farklı yazın türlerinde eserler veren Geoff Dyer’ın bir modern klasik kabul edilen kitabı “Yeniden Anımsanan Savaş”, yer yer gezi günlüğü, yer yer Büyük Savaş ve hatırlama üzerine derin bir tefekkür… Ancak bir yönüyle Birinci Dünya Savaşı’nı konu alan kitaplardan ayrılıyor. Çünkü Dyer, savaşa dair çarpıcı anılara yer vermekle birlikte savaşı nasıl canlandırdığımızı, algıladığımızı da irdeliyor. Savaş meydanlarını ve anıtlarını ziyaret eden yazar, artık birer sembol olmuş ünlü fotoğrafları, filmleri, şiirleri ve diğer yazın türlerinde verilen eserleri inceleyerek kimi zaman yaşananların nasıl öngörüldüğünü, kimi zaman da felaketin nasıl betimlendiğini, yeni nesillerin yaşananları nasıl algıladığını gözler önüne seriyor. Yaratıcılığı ve duyarlı kavrayış gücüyle, yirminci yüzyılın zihinleri de bedenleri de felce uğratan ilk büyük felaketi hakkındaki önyargıları, hatırlananların ve mitlerin oluşturduğu ağı sabırla çözümleyerek sorguluyor.

Kitap için Guardian’da çıkan yazıdan: “İncelikli, sabırlı, duyarlı… Yas ve hatırlama, yani Büyük Savaş’ın temsil ettiklerinin sanat türleri üzerinden nasıl tanımlandığı -ve bunların bizim algımızı nasıl şekillendirdiği- üzerine… Kitabın dokusu, anıların ve bilincin ritimlerini olduğu gibi yankılıyor.” (Everest Yayınları)

A’dan B’ye ve Gerisin Geriye, Andy Warhol

“Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” sözünün sahibini biliyorsunuz. Elimizdeki kitapta, ressam, grafiker, bağımsız film yapımcısı ve en mühimi “Sanatın Pop Prensi” ünvanını hakkıyla taşıyan Andy Warhol, aşk, seks, yemek, güzellik, sanat, şöhret, çalışma, para, başarı, New York, sanat sosyetesi ve dahası üzerine samimi yorumlarından oluşan felsefesini açıklıyor; kendisini de yermekten çekinmeyen matrak bir üslupla, “karım” diye adlandırdığı teybine kaydettiği düşüncelerini sergiliyor. Polonya göçmeni annesinden Amerikan taşrasındaki çocukluğuna, Liz Taylor’dan Rolling Stones’a, ‘Fabrika’sından filmlerindeki oyuncularına ona dair her şey burada. İşin güzel yanı birinci ağızdan… (Sel Yayıncılık)

Theo’ya Mektuplar, Vincent van Gogh

“Geçmişi düşündüğümde -hemen hemen yenilmez zorluklarla dolu olan geleceği düşündüğümde, sevmediğim ve kaytarmak istediğim, ya da tabiatımın kötü yanının kaytarmak istediği onca güç çalışmayı düşündüğümde; bana dönük, hep bana bakan gözleri düşündüğümde- başaramazsam suçun nerede, kimde olduğunu bilecekler, bana ufak tefek serzenişlerde bulunmayacaklar, ama doğru ve erdemli olan -saf altından olan- her konuda denenmiş ve eğitilmiş olduklarından, yalnızca yüzlerindeki anlam neler diyecek bana: Sana yardımcı olduk, sana ışık verdik elimizden gelen her şeyi yaptık senin için, gerçekten dürüst bir çaba gösterdin mi? Hak ettiğimiz karşılık nerede?”

Vincent Van Gogh’un kardeşi Theo’ya 17 yıl boyunca, yani intiharından iki gün öncesine dek yazdığı mektuplar, sanatçının Auvers-Sur-Oise’da noktalanan yaşamından ve yaratım sürecinden bir kesiti sunuyor. Bu büyük sanatçıyı daha iyi tanımak isteyenler okuyabilir ama sıkı edebiyat arayanlara da tavsiye ederim.

Faşizm Kehanetleri, George Orwell

Distopya türündeki karanlık romanı “1984” ve siyasi taşlama türündeki “Hayvan Çiftliği” olmasa George Orwell’i bilmeyecektik. Bu yüzden Sel Yayıncılık’ın yazarın külliyatını güzel kapaklarla yayınlaması çok yerinde bir karar.

Yeni çıkan “Faşizm kehanetleri”ne gelince… Orwell, 1930’ların başlarından 1950’de ölümüne dek, Büyük Bunalım, İkinci Dünya Savaşı ve atom bombalarını kapsayan koskoca dönem boyunca günün evrensel ve yerel her türlü politik, toplumsal ve edebi meselesi üzerine sayısız yazı kaleme almış. Sade, enerjik ve az ama öz yazım tarzını örnek aldığı büyük hiciv ustası Jonathan Swift gibi Orwell da bu yazılarda özellikle dil ile hakikat arasındaki ilişki üzerine kafa yormuş. İşte “Faşizm Kehanetleri” bu yazılardan oluşan bir derleme. Milliyetçilik, Hitler, faşizm gibi İkinci Dünya Savaşı döneminin kaçınılmaz konularından İngiliz mutfağına, H.G. Wells’in dünya devleti görüşü ve Swift’in “Gulliver”inin eleştirisinden en iyi çayın nasıl yapılacağına kadar uzanan düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor bizi Orwell. Edebiyatla politikanın iç içe geçen ilişkisini, yaşamı boyunca başlıca düsturu olan “doğru bildiğini söyleme ve yazma” tavrıyla birleştiriyor. (Sel Yayıncılık)

Simone de Beauvoir Aramızda, Julia Kristeva

Julia Kristeva ve Simone de Beauvoir… Kadın özgürlüğü mücadelesinde ufuk açıcı çalışmalarıyla anılan iki isim, iki düşünce insanı, iki yazar…

Kristeva’nın hayranlık ve eleştirellikle ele aldığı, dönemini önceleyen ve kendisini kuşatan Simone de Beauvoir üzerine yazılarından oluşan bu derleme bizi Beauvoir’ı yeniden okumaya davet ediyor. Hem yaşamıyla hem de eserleriyle antropolojik bir devrim gerçekleştirmiş, bireysel ve toplumsal geleceğimize damgasını vurmuş Beauvoir’dan bu yana feminist hareketin temel sorunlarına, farklılaşan algı ve yaklaşımlarına güçlü bir değini niteliği taşıyor.

Çin’den Afganistan’a uzanan bir coğrafyada temel yaşam haklarından dahi mahrum kadınların mücadelesini yine Kristeva’nın kaleminden okuduğumuz bu derleme, her ikisinin de düşün evrenine derinlemesine bir giriş… (Sel Yayıncılık)

Sosyalizm ve İnsan Ruhu, Oscar Wilde

“Sosyalizmin tesisinden elde edilecek en büyük kazanç, bizleri o pek sıkıcı şeyden, başkaları için yaşama zorunluluğundan kurtarması olacaktır.”

Oscar Wilde’ın bu açılış cümlesi, toplumsallığa değil bireyselliğe vurgu yapan bir sosyalizm anlayışına karşılık geliyor. Kalabalıkların inanç ve değer yargılarının çoğu zaman mutlakiyetçi otoriteye yol açtığını çok erken bir tarihte gören Wilde, geleneksel ahlakçılıklara, din temelli hayır kurumlarına karşı çıkar, belirleyici olanın insanın hayırseverliğe muhtaç olma durumundan kurtulması olduğunu vurgular. Öyle bir kurtuluş ki, sömürüyü ortadan kaldırarak insanlara kendi hayatlarını zenginleştirmede eşit imkânlar yaratsın, böylece bir insanın başka bir insana acımasının, yardım etmeye çalışmasının, ama bir türlü gerçekten yardım edememesinin bütün manevi yükünü de ortadan kaldırsın. İnsanın gerçek özgürlüğünün burada yattığını düşünen Wilde, sosyalizmin henüz taze ve umut vaadettiği bir günden yazıyor. Dünyanın en kendine özgü seslerinden birinin kitabı en azından ilgiyle okunmayı hak ediyor.

Sosyalizm ve İnsan Ruhu’nu Roll Dergisi 2000 yılında, Fatih Özgüven’in çevirisiyle ve başka yazarlardan alıntılarla yayımlamıştı. (Metis Yayınları)

İşte Leonardo Da Vinci, Joost Keizer

Bacon, Caravaggio, Cézanne, Dalí, Gaudi, Gauguin, Goya, Kandinsky, Leonardo da Vinci, Magritte, Matisse, Monet, Pollock, Rembrandt, Van Gogh, Warhol, Frank Lloyd Wright… Farklı ülkelerden, farklı akımlardan, sanat dünyasında iz bırakmış 17 sanatçı. Ödüllü çizerlerin illüstrasyonlarıyla her biri kendi başına da bir sanat eseri adayı olan 17 kitap. Hep Kitap “İşte Sanat” dizisiyle size keyifli bir yolculuğa çıkarıyor. Mesela “İşte Leonardo da Vinci”…

Leonardo da Vinci… Bir bilim insanı, mimar, 20. yüzyıl askeri teknolojilerine kendi çağından bakabilmiş bir dahi. Botanikten fabllara, anatomiden gebeliğe kadar uzanan bir ilgi alanı var. Aileden gelen noterlik geleneğine uygun olarak, ürettiği her şeyi kayıt altına alan bir sanatçı. Bilginin ve sanatın hemen hemen her kolunda varlık göstermiş bir yaratıcı, geleceği öngörebilmiş bir vizyoner. Tasarımıyla göz dolduran bu kitapla, sanat tarihçisi Joost Keizer ve illüstratör Christina Christoforou da Vinci’nin hayatına, bilinmeyenlerine, sanatına ve vizyonuna yepyeni bir kapı açıyor. (Hep Kitap)

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of