Belki başka bir hayatta: Bir kitap, bir film + bir sahaf dükkanı
Posted by gülenay börekçi on May 3, 2016 · 4 Comments
Bir roman… Susan Sontag’ın bir sahafta bulduğu unutulmuş başyapıt, bir mücevher. Ve bir film… Neredeyse aynı tarihlerde aynı kitapçıda geçen ama yarım kalmaya mukadder bir aşkı anlatan bir başka kitap. Aslında bu ikincisine aşk denir mi, bilemiyorum, gerçek hayatta birbirini hiç görmemiş iki insanın arasındaki derin dostluk belki. Ama yok, aşk bence. Hem de çok derin, çok güçlü bir aşk.
Leonid Tsıpkin’in Baden Baden’de Yaz romanını okurken, Dostoyevski’nin “Mutluluğu başkalarının acıları üzerine; tek bir yaşamın, mahvolmuş bir yaşamın, hele çocukların yaşamının üzerine inşa etmek mümkün değildir,” sözü üzerine de düşünün. Ecinnilerden ve zorlu savaşlardan sağ çıkan insanlara dair diğer bütün hikâyeler gibi, bu da size çok iyi gelecek.
Yağmurlu bir hafta sonuna yakıştırdığım 84 Charing Cross Road filmini de vaktiniz varsa bulup seyredin. Bulamazsanız, Everest Yayınları’ndan çıkan tatlı, küçük kitabını okuyabilirsiniz.
Belki başka bir hayatta
1979 yılında, keskin soğuğun kendini adamakıllı hissettirdiği bir gece, Leningrad’dan bir tren geçer. İçinde, hayatının en büyük saplantısı Dostoyevski olan bir adam vardır. Yahudi olan Leonid Tsıpkin’in amacı, kahramanının öldüğü yeri görmektir. Tren yoluna devam eder, Tsıpkin de büyük yazarın ikinci karısı Anna Grigoriyevna’nın günlüğünü karıştırmaya…
Amacı Dostoyevski’nin son günlerini geçirdiği evi ziyaret etmek olan Tsıpkin bir süre sonra Rusya’nın ıssız, soğuk ve karanlık bölgelerine yaptığı bu seyahati Dostoyevski’nin 1867 yazında, genç karısı Anna’yla birlikte Avrupa’ya, Baden Baden’e yaptığı yolculukla karşılaştırmaya başlar.
Ve Dostoyevski’nin hayatı boyunca yakasını bırakmamış “ecinniler”in, o güneşli seyahat boyunca, güçlerinin zirvesinde olduğunu öğrenir. Dahası, aynı ecinnilerin kendi başına da bela olmaya başladığını fark eder. Bir yandan güçsüzlüğüne lanet ederken, bir yandan da sürekli kavga edip birbirlerini hırpalayan Dostoyevski ile Anna’nın aşklarını kurtarma mücadelesine hayranlık duyar.
+++
Okuduklarımızın bir bölümü, anlatıcının tahayyülü aslında: 1867’de Dostoyevski ve Anna’nın yurt dışında geçirdikleri baharı ve yazı, Baden Baden’deki fırtınalı günlerini ve yazarın Petersburg’daki ölümünü rüyasında görüyor ve oradan yürüyor. Diğer bölümüyse, anlatıcının kendi hikâyesi, daha doğrusu güçlü bir yaratıcı olduğu kadar büyük bir Yahudi düşmanı olan Dostoyevski’ye duyduğu hayranlıkla yüzleşmesi…
Baden Baden’de Yaz‘ın yaratıcısı Leonard Tsıpkin’in adını şahsen ilk kez bu kitap vesilesiyle duydum. Bunun için Susan Sontag’a teşekkür etmemiz gerekiyor çünkü kitabı yıllar önce, Charing Cross Road, Londra’daki bir kitapçı dükkanında, “ikinci el kitapların yıpranmış kapaklarını gözden geçirirken” keşfeden ve yeniden yayımlanmasını sağlayan bizzat kendisi.
Lütfen bir an önce siz de bu kitabı edinin ve okurken, Dostoyevski’nin “Mutluluğu başkalarının acıları üzerine; tek bir yaşamın, mahvolmuş bir yaşamın, hele çocukların yaşamının üzerine inşa etmek mümkün değildir,” sözü üzerine de düşünün. Ecinnilerden ve zorlu savaşlardan sağ çıkan insanlara dair diğer bütün hikâyeler gibi, bu da size çok iyi gelecek.
Çocukken seyrettiğim hüzünlü film
Sontag’ın Baden Baden’de Yaz’ı keşfedişi, yıllar önce, neredeyse çocukken seyrettiğim bir filmi getiriyor aklıma. Başrollerini Anthony Hopkins’le Anne Bancroft’un üstlendiği bu hüzünlü filmi ben hiç unutmadım.
Yıllar sonra şimdi kitabı var elimde. Everest Yayınları’ndan çıkan 84 Charing Cross Road. Sıradan bir mektuplaşmayla başlayıp yavaş yavaş köklenen bir dostluğun, kitaplarla örülü bir sevginin öyküsünün anlatıldığı harikulade bir anı roman. Amerikalı yazar Helene Hanff’ın Londralı kitapçı Frank Doel ile mektuplaşmaları en katı kalbi bile yumuşatacak kadar dokunaklı. Birbirlerini hiç görmezler aslında çünkü Helene sahaf dükkanını ancak Frank’in ölüm haberini aldıktan yıllar sonra görebilir.
Görüyorsunuz ya; bu biraz da o dükkânın, Marks & Co.’nun hikâyesi. (Söylemeye yüreğim elvermiyor ama orası bugün bir McDonald şubesi.)
Ben şahsen Susan Sontag’ın Dostoyevski üzerine yazılmış en güzel romanlardan biri olan Baden Baden’de Yaz‘ı 84 numaralı o kitapçıda bulduğuna inanmak istiyorum. Ne de olsa, Sontag’in kitaba ilk kez Charing Cross’ta bir kitapçıda rastladığını öğrenmiş bulunuyoruz.
Hem canım isterse, biraz daha hayal kurabilirim… Mesela Sontag o kitabı bulmamış olsaydı, dükkân sahibi Baden Baden’de Yaz‘ı Amerikalı arkadaşı Helene’e yollayacaktı belki. Ve kadın Dostoyevski ile Anna’nın, hayatlarını karartan ecinnilere rağmen birbirlerini bu kadar kuvvetli bir aşk ve bağlılıkla sevebilme yetilerine hayranlık duyacak, asıl cesaretsizliğin durmak, yani ölmek olduğunu anlayacak ve Londra ziyaretini ertelemekten vaz geçecekti.
Belki o zaman film de başka türlü bitecekti. Ya da belki böyle bir film bile olmayacaktı.
Kim bilir, belki başka bir hayatta…
Gülenay Börekçi
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Baska bir hayata ve oradaki kavusmaya bel baglayanlar ölümün cesaretsizlik olmasina aldirmazlar gibime geliyor.
Ölüm cesaretsizlik mi? Bilmiyorum. Hakkında konuşamayacağımız şeylerden bence, sadece üzerimizdeki etkisini anlamaya çalışabiliriz, ölmeyi değil. Bu konularda temkinliyim.
Okudugunuz bir romandaki mekani, yasadiginiz gercek hayatta bulmayi istemenizi pek sempatik buldum. Bu herkeste böyle mi bilmem ama kendimi yokladim; sanirim bende de öyle. Izledigim bir filmin yahut okudugum bir $iirin, romanin izlerine kendi hayatimda rastlamak, onlari okurken ya da izlerken hissettiklerimi renklendiriyor belki… Burada “baska boyutlar katiyor” demeyi düsündüm ama “reklendiriyor” u tercih ettim, niye bilmiyorum.
Haklısınız, başka boyutlar katmıyor. Mekanların metne kattığı bir şey olmuyor çoğu zaman, hatta hayal kırıklığına uğratıyor insanı. Anlattığım hikayedeki Londra aynı kalmış mı ki, o dükkan aynı hisleri uyandırsın, metne başka boyutlar katsın? Galiba ben de o dükkanı bu kitaba vesile yapmışım, kitap okunsun diye yazıyı renklendirmişim, hepsi bu. Ama niyetim kötü değildi :) Okuduğunuz için teşekkürler…