Philip Pullman’dan şahane bir Külkedisi yorumu
Posted by gülenay börekçi on September 25, 2011 · 3 Comments
“Ben Bir Fareydim”, tekrar tekrar okumaktan hiç bıkmadığım bir kitap. O çok cüretkâr ve büyüleyici “Kuzey Işıkları” serisinden tanıdığımız Philip Pullman yazmış. İçinde fareler, insanlar, prensler ve prensesler ve bolca sihir var. Fakat dikkatli bir gözle okursanız, insan denen mahlukun ikiyüzlülüğünü de göreceksiniz, başta siyaset ve medya olmak üzere toplumun tüm kurumlarının içten içe kirlenişini de… Hatta yüzyıllardır dinlediğimiz Külkedisi masalının içyüzünü bile…
Philip Pullman’dan şahane bir Külkedisi yorumu
Çocuk kitaplarına güven olmaz. Kurallarla pek işi yoktur onların. Yetişkinlerin günler geceler boyunca hararetle tartıştığı büyük meseleleri önemsemez, onların yerine bir çocuğu, bir kurbağayı, bir tilkiyi yahut inanır mısınız bilmem ama sıradan bir tarla faresini konuştururlar. Ardından da bütün bu mahluklar aracılığıyla okura cevaplaması çok zor bir soru sorarlar. Derler ki: Anlat bana ey okur, insan olmak ne demektir?
İşte Philip Pullman da Ben Bir Fareydim adlı kitabında bunu yapıyor. Pullman’ı bilirsiniz, “Altın Pusula” serisinin yaratıcısıdır. Hani içinde sihir, fantastik yaratıklar, kutup ayıları ve elbette soluk kesen maceralar bulunan o şahane seriden bahsediyorum.
Ama Pullman bu kez çok daha alçakgönüllü bir hikâye anlatıyor. Yaşlı ve yoksul bir çiftin kapısı çalınıyor bir gece. Bir bakıyorlar, aç, yorgun ve şaşkın bir çocuk duruyor kapıda. İçeri alıp karnını doyuruyor, sonra da ona, “Kimsin sen?” diye soruyorlar. Çocuk da büyük bir ciddiyetle diyor ki: “Ben bir fareydim.”
Nasıl yani?.. Mümkün mü? Bu ufacık çocuk sahiden de aslında bir fare olabilir mi? Pek öyle görünmüyor ama yalan söylüyordur belki de. Ya da kim bilir, yaşadığı kötü bir olay yüzünden kafası karışmış, hafızası allak bullak olmuştur…
Yoksul çiftimiz, bu şirin mi şirin çocuğu öyle seviyorlar ki evlat edinmeye karar veriyorlar. Ona temiz giysiler alıyor ve bir yatak hazırlıyorlar, sabah olunca da bütün çocukların gitmesi gereken yere, okula gönderiyorlar.
Gelin görün ki çocuğun tek tuhaflığı eskiden bir fare olduğunu söylemesi değil. Sofrada tabağına konanları ön dişleriyle kırt kırt sesler çıkararak silip süpürüyor. Yetmiyor, eğilip önce masanın bacaklarını, ardından köşedeki karyolanın kolonlarını kemiriyor büyük bir iştahla. İşin tadını kaçıran şeyse, okulda öğretmenini dişlemesi oluyor.
Aslına bakarsanız, yaşlı çiftimizin ve kolu dişlenen öğretmenin değil sadece, bu romanı okuyanların da aklı karışıyor. “Yok artık, nerede görülmüş bir farenin çocuğa dönüştüğü?” diye kestirip atıyor bazıları. Bazılarıysa, “Küçücük çocukların kafasına bu tip saçmalıklar sokmak hiç doğru değil,” diye hiddetleniyor. Masalların yazılı olmayan kanunlarını az buçuk bilenlerse, ses çıkarmayıp gülümsemekle yetiniyor. Masallarda her şeyin mümkün olduğunu biliyor çünkü onlar. Bir balkabağının sihir yardımıyla gösterişli bir arabaya dönüşebileceğini, bir kurdun canı isterse tatlı mı tatlı bir büyükanne kılığına girebileceğini, hatta bu masaldaki gizemli çocuğun eskiden bir fare olduğunu söylerken pekâlâ doğruyu söylüyor olabileceğini…
Sonrası pek acayip. Hikâyeye polisler, sirk cambazları, şehir ahalisi, filozoflar falan dahil oluyor. Fare çocuğu umursamayanlar, bir tek ülkenin prensi ve büyük aramalar sonunda kavuştuğu kayıp prensesi oluyor. Onların gözü aşktan başka bir şey görmüyor. Ha bir de Günlük Musibet Gazetesi var, fare çocuğu değil, aşık çifti taşıyor sabah akşam manşete. Benden duymuş olmayın ama çizimlerine bakılırsa, prens azıcık bir zamanların Prens Charles’ına, kristal bir çift ayakkabıyla gezen prenses ise adeta Lady Diana’ya benziyor. Bunu fark edince, gelecekte çok mutsuz olacakları hissine kapılıyoruz ve içimiz cız ediyor ama her aşk hikâyesi mutlu bitecek diye bir kural, masallarda bile yok tabii, öyle değil mi?
Peki bizim yaşlı çiftin kapısına gelen çocukla bu âşık çiftin alakası ne sizce? Alaka şurada: Artık insan gibi konuşmayı öğrenen çocuk, prensesi yakından tanıdığını, eskiden onunla çok iyi arkadaş olduklarını anlatıp duruyor. Olacak şey değil!
Ben hikâyeyi tam burada kesiyorum, okursanız öğrenirsiniz. Bağlantıyı kurmuş da olabilirsiniz ama açıkçası kurmayanların okuma zevkini kaçırmak istemem.
Masallar çoğu zaman prenslerin, prenseslerin, tuhaf mahlukların, perilerin, hatta bazen canavarların hikâyesi gibi görünür ama istisnasız hepsi de insanları anlatır aslında. Bu tatlı masal da öyle işte. Pullman hikâyesinin merkezine eskiden fare olduğunu söyleyen bir çocuğu koyuyor ama asıl tuhaflığın çocukta değil, çevresindeki insanlarda olabileceğini de okura sezdirmeyi ihmal etmiyor. Bir noktada kitap, peri masalı olmaktan çıkıp Dickensvâri bir roman, bir toplumsal hiciv başyapıtı oluyor.
Ama Ben Bir Fareydim’i güzel yapan şey sadece bunlar değil bence, şefkati.
Mesela bir zamanlar fare olduğunu söyleyen çocuğu evlat edinen yaşlı kadın çocuğa şefkatle karışık kızarken, “Eskiden ne olduğun hiç önemli değil; önemli olan şimdi kim olduğun,” diyor ya, işte bence o cümle şahane. Sanki bütün romanın kalbi orada atıyor.
Bir de şu var: Bu masalda anlatılanlara birazcık olsun inansak bile, şimdikinden çok daha dikkatli yaşamamız gerekirdi. Otobüste yanımıza oturan huysuz adamın eskiden bir porsuk olmadığını bilemeyiz, öyle değil mi? Ya da şu köşedeki manavda çalışan güler yüzlü, cıvıltılı teyze vaktiyle bir serçeydi belki de. Belki aslında hepimiz, itiraf etmek istemediğimiz birtakım eski hâllerimizi gizlice üzerimizde taşımaya devam ediyoruzdur, kim bilir.
İnsan olmanın yolu belki de önce bunu kabul etmekten geçiyordur. Sonra da içimizdeki küçük kemirgenle iyi geçinmeyi öğrenmekten.
Gülenay Börekçi
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Çok tatlı bir hikaye bu, sanki bir başka külkedisi masalı… Öyle renkli anlatmışsın ki, gözümün önüne geldi sanki çocuğun “Ben bir fareydim” deyişi, orayı burayı kemirişi, uyum sorunuyla cebelleşmesi… İnsanın hemen alıp okuyası geliyor bu kitabı, çocuk olmak şart değil zaten bu kitapları sevmek için, öyle değil mi? Hem merak ettim insan olmak nedir ki sorgulamasının bu fare-çocuk hikayesinde irdelenişini. Günlük büyük büyük :) işlerimizden fırsat yaratıp okumak lazım bu çocuk kitabını… Teşekkürler …
Aldığınız Bumerang ödülü için sizi tebrik ederim. Ben de umarım bir gün o sahnede olurum. Başarılarınızın devamını dilerim.
Çok teşekkür ederim, umarım her şey istediğiniz gibi olur :)