Egoist okur

K. Aycan Aşkım Saroğlu’dan kan kırmızı tutku hikayeleri

“Büyüklerin masallar, rüyalar anlattığı evlerde büyüdüm. Dünya acıttığında masallara kaçardım. Onlarda kötü cadılar, iyi kalpli kızlar, yakışıklı prensler, acımasız avcılar vardı. Sonunda iyilerin kazandığı, o büyülü dünya aslında bir tek şeyi öğretir insana: bilinçaltının derinliklerine yolculuğu. Bilinçaltı cadısı ise ‘gerçekler’le hareket eden bilincin aksine sembollerle çalışır. Kötülüğü resmetmek için bir ‘Kötülükçü’ uydurabilir, barış dolu bir dünya özlemini, mavi şelalelerin suladığı ütopik bir ülke tasarlayarak gösterebilir.”

Arkadaşım K. Aycan Aşkım Saroğlu ilk kitabı “Tutkunun Kum Saati”ni anlatıyor.

Gülenay Börekçi

darendaunun sarkisi aycan askim saroglu egoistokur

Tutkunun Kum Saati 

Aycan’cım, öykülerinin sınırları bizim gerçek dünyamızınkiyle bitişik fantastik bir dünyada geçiyor. Anlattıklarının ne kadarı düşsel, ne kadarı gerçek?

Büyüklerin masallar, rüyalar anlattığı evlerde büyüdüm. Dünya acıttığında masallara kaçardım. Onlarda kötü cadılar, iyi kalpli kızlar, yakışıklı prensler, acımasız avcılar vardı. Sonunda iyilerin kazandığı, o büyülü dünya aslında bir tek şeyi öğretir insana: bilinçaltının derinliklerine yolculuğu. Bilinçaltı cadısı ise ‘gerçekler’le hareket eden bilincin aksine sembollerle çalışır. Kötülüğü resmetmek için bir ‘Kötülükçü’ uydurabilir, barış dolu bir dünya özlemini, mavi şelalelerin suladığı ütopik bir ülke tasarlayarak gösterebilir. Çünkü semboller bilinçaltına inmenin ve orada silinmez izler bırakmanın en etkili yoludur. Fantastik edebiyat dediğimiz, hem bireysel hem kollektif bilinçaltımızın derinliklerine bir yolculuktur. Çok bilmiş bilinç her şeyi açıklayabildiğini sanırken, bütün kayıtları tutan bilinçaltıdır aslında. Bir şeyi gerçekten öğrenmiş, anlamış ve sevmişsek bunu kesinlikle ‘nehrin altındaki nehir’de yani bilinçaltında yaparız. O yüzden, bizde iz bırakan asıl şeyler bilinçaltımızaa kaydettiklerimizdir. Zaten Edgar Allan Poe, J.K Rowling, Tom Robbins, Binbir Gece Masalları, Star Wars’lar, hepsi bunu yapar; sembollerle bilinçaltımızdaki hassas yerlere dokunurlar, korkularımıza, özlemlerimize, aşklarımıza, iyiliğimize, kötülüğümüze… O yüzden belki hayatımızdaki etkileri ‘gerçek’ olandan daha uzun süre ve unutulmayacak bir şekilde kalır. Bu sorunun cevabı da Poe’nun dediği gibi; ‘Yaşadığımız ne ki! Rüya içinde rüya…’ olur.

“Kötülükçü” adını taşıyan öyküde varoluşumuzun ezeli savaşını müthiş bir kurguyla anlatıyorsun. Kötülük ve iyilik arasındaki savaşı anlatmak fikri nasıl çıktı ortaya…

Yasalar, eyleme dökülmeyen suçları cezalandırmaz. Rastladığın bir tanıdığa ‘merhaba’ dememenin, birinin kalbini kırmanın, birini habersiz bırakmanın, birine duygu üçkağıtçılığı yapmanın, birini endişeyle bekletmenin, birinin en derin yarasıyla alay etmenin, birini bile isteye ağlatmanın ve küçük düşürmenin hukuki bir cezası yoktur. Ama evrensel cezaları vardır. Bütün bu ‘suç’ olmayan ‘eğlenceli’ hareketler kimbilir hangi ruhlarda hangi incinmelere sebep olur ve sonra o derin kuyudan nasıl vahşi bir eyleme dönüşerek çıkar, bunu bilemezsiniz. Kader senkronize çalışmaz, ama onun, kendi özgü şaşırtıcı bir döngüsü vardır. Gün gelir yaptığın ve yapmadığın her şey sana döner. Çünkü her şey senin bir yansımandır…

“Darendau’nun şarkısı” adlı novella’nda erkeklerin kadınlara ve aşka dair en büyük meselesini özetliyorsun. Erkek kime ve neden aşık olur diye soracağım sana.

Kadim mitlerden yararlandım aslında; aşk tanrıçası Afrodit’le evlilik tanrıçası Hera’dan… Kitabımdaki Derendau ebedi genç kadın, baştan çıkarıcı, işveli, elde edilemeyen erotik sevgili, Meysunas ise  teslim olan, yumuşak, şefkatli, fedakar, anne… Aslında her kadın içinde bu iki kadını taşır. En güzel kadının içinde bile, bir ücrada, çirkin olduğuna dair bir korku, en ‘çirkin’ kadının içinde, baştan çıkaran bir Venüs parçacığı vardır. Bir kadın her ikisidir, ama bazı kadınlar, belki de toplumsal konumları gereği bu iki kadından biri olur. Erkeklerse bu yapışık ruh ikizlerini ayrı sanıp, ayrı sevme yanılgısına düşer. Ama sevdikleri kadın oradadır ve biraz dikkatli baksalar iki kadında da aynı kadına rastlayacaklardır.

Teşekkür listen uzun. En başta da Allah’a teşekkür ediyorsun. Seni iyi tanıdığım için ben sebebini biliyorum ama bunu böyle ifade etmeye neden gerek duyduğunu merak edenlere cevabın ne olur?

Yanlış anlaşılmaya neden olabileceğini düşündüğüm halde, yaptım, çünkü içimde hissettim. Hayat yolculuğumda geldiğim yerde, insanın elde ettiği ya da ettiğini sandığı hiçbir şeyin ona ait olmadığını gördüm. Bu kitabı yazdıysam bile, bu bana nasip edildi, içinde benim kalemim var ama bana ait değil. Zenginliği, güzelliği, bolluğu, bereketi, başarıyı, her şeyi isteyebilirsin, ama sana verilen bu hediyelerin nereden geldiğini unutmamalı, kibre kapılmamak için hep hatırlamalısın. Sana güzel bir söz söyleyen bir dostuna bile teşekkür etmemek ayıpken, nasıl olur da sana bütün bunları nasip eden, en büyük güce bir şükran sunmazsın ki…

Çok uzun yıllardır başarıyla yürüttüğün gazeteciliğinin bu öykülerin ortaya çıkmasında bir payı, etkisi oldu mu?

Gazeteciliğime minnettarım, sayesinde çok insan tanıdım, farklı konuları öğrendim, yeniliklerin içinde oldum… Bir hayli de acı çektim… Uzun saatler boyunca yapılan gece mesailerinde, geyiklerde eğlenceli muhabetlere katıldım. Kahramanım Harun Tez’de bütün çalışma arkadaşlarımdan, muhabbetlerinden, takıntılarından, geyiklerinden ve elbette benden bir parça vardır.

Gülenay Börekçi

Leave a Reply

  Subscribe  
Notify of