Egoist okur

Binnur Kaya ile aşklar, korkular, zaaflar üzerine bir röportaj

Binnur Kaya ile bu röportajı Vavien filminin setinde yapmıştım, anlatayım.

Senaryosunu Engin Günaydın’ın yazdığı ve Taylan Biraderler’in yönettiği Vavien, Tokat’ın Erbaa ilçesinde çekiliyordu. Kalktım gittim röportaj için. İlk sabah uyandığımda kaldığım otelin kahvaltı salonuna indim. Baktım Binnur Kaya da orada, açık büfede. Bir çay alayım, sonra da yanına gidip kendimi tanıtayım diye düşündüm.

Bir baktım Binnur tepeleme doldurduğu bir tabakla yanımda bitivermiş. “Siz kahvaltı edecek misiniz?” diye soruyor. “Evet, ben de bir şeyler yerim herhalde,” diyorum. “Ne olur alabildiğiniz kadar çok yiyecek alın, karpuz, peynir, ekmek, ne bulursanız,” diyor, sonra üzgün gözlerle tepeleme doldurduğu tabağını gösteriyor. “Ben bu sabah üç kez aldım, bir tabak daha alırsam artık kızarlar.”

“Çattık,” diyorum içimden. “Amma çok yiyor bu kadın.” Gene de sesimi çıkarmadan söylediği gibi dolduruyorum tabağımı, ardından yanına gidiyorum.

Arka bahçeyi, oradaki tavukları işaret ediyor pencereden. “Öyle cılızlar ki,” diyor. “Kimse onlara yemek vermiyor, ben görev belledim, her sabah kahvaltımı onlara götürüyorum, bazen de işte birkaç tabak alıyorum, otel görevlileri kızıyorlar. O yüzden sizden tabağınızı doldurabildiğiniz kadar doldurmanızı istedim.”

Anlatacaklarım bu kadar, söyleyin şimdi ben Binnur Kaya’yı sevmeyeyim de kimi seveyim?

Binnur şu sıralar TV8’de yayınlanan Kırmızı Oda dizisinde oynuyor. Üstelik gene çok sevdiğim birini, Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nu canlandırıyor, seyrediyorsunuzdur. Ama bu röportajımızı da okuyun lütfen. Kimsenin sormadıklarını sordum Binnur’a, o da sanırım kimseye söylemediklerini söyledi. Güzel oldu.

Gülenay Börekçi

Fotoğrafları çeken de Gökhan Tiryaki’ydi, söylemezsem olmaz.

“Bütün iyi sıfatların zıttı da var içimizde; siyahla beyaz, geceyle gündüz, kötüyle iyi. Kötülük yapmamamız, içimizde kötülük barındırmıyoruz anlamına gelmiyor”

Utangaç biri deniyor sizin için. Utangaç biri niçin oyuncu olmayı seçer?

İnsan neden utangaç olmasın ki? Ya da neden ille çok sosyal, çok girişken olması gereksin? Girişkenlik benim hoşlandığım bir şey değil. Rol yapmak oyun oynamanın bir biçimi; hayal kurmak, bir hayal dünyasına geçmek, ama sonra orada kalmayıp dönmek. Benim işim bu aynı zamanda. Onun dışında evet, yabani biriyim, sıkılganım. Yine de insanın kendini ifade edebilmesi harika bir şey. Esas edememesi bir problem.

Oyunculuğun kendinizi ifade etmenize yararı oluyor mu?

Hem evet hem hayır. Her zaman istediğiniz şeyleri söylemiyorsunuz ki, hoşlanmadığınız karakterleri canlandırdığınız da oluyor.

Ama bir karakteri yaratan sadece senarist değil, sizsiniz aynı zamanda…

Bu tartışılmaz, evet. Yoksa yoldan geçen herhangi birine de oynatabilirler. O yüzden belki oyunculuk kolay bir şey gibi algılanıyor. Halbuki orada başka bir hale bürünüyor, başkası oluyor, bir boyuttan başka bir boyuta geçiyorsunuz. Bencillikten arınmayı gerektiriyor, yoksa canlandırdığınız karakterle nasıl empati kurabilirsiniz ki?

Sevmediğiniz bir karakteri canlandırırken içinizde sizi irkilten, varlığını bilmediğiniz şeyler keşfettiğiniz oluyor mu?

Bütün iyi sıfatların zıttı da var içimizde; siyahla beyaz, geceyle gündüz, kötüyle iyi. Kötülük yapmamamız, içimizde kötülük barındırmadığımız anlamına gelmiyor. Hayat o duruma getirmesin kimseyi ama insan gün gelir, kötülük yapmak zorunda kalabilir. Birine kötülük ediyorsunuzdur ama bu, haklılığı, haksızlığı geçelim, o an için sizin tek hayatta kalma biçiminizdir. Dolayısıyla kötüyü de iyiyi de oynarken ben kendimden yola çıkıyorum. Ayrıca zaaf değerli bir şey, insanı farklı ve özel kılıyor.

Ben böyle biri de olabilirmişim meğer dediniz mi hiç?

Muhakkak olmuştur. Kötü yanlarımı kendime itiraf etmeye çalışıyorum zaten. Mesela bir öfkem vardır, bilirim bunu. Sabrımı son noktaya kadar muhafaza ederim ama artık tek taraflı hale geldiğinde, sabra ayıp etmek istemem, onu boşa harcamam.

Sizi ne çileden çıkarır?

Hayvanlarla yaşlılara yapılan kötülükler. Samimiyetsizlik, karşımdakinin yalan söylediğini bilmek. O zaman onunla yolum bir daha kesişmesin diye elimden geleni yaparım. Bu konularda medeni değilim.

Kendinizle çok uğraşıyorsunuz gibi geliyor bana…

Kendiyle uğraşsın insan zaten. Kolay öğrenemediğim için aynı hataları tekrar tekrar yapan biriyim, bu yüzden yaptığım iyi şeyleri hep aklımda tutuyorum. Diyorum ki, bunu unutma, muhafaza et. Kriz anlarında zamanı durdurmaya, öfkemi bastırıp susmaya çalışıyorum. Dil yarası ilişkileri telafisi olmayan bir şekilde zedeliyor çünkü.

Yapar mısınız bunu?

Çok yaptım geçmişte. Şimdi bastırmaya çalışıyorum. Kendimi zapt edeyim istiyorum, dilim yanlış bir şey söylemesin, diye. Sevdiğim birini kırdığımda ben daha çok üzülüyorum. Ama saygısız olduğunu düşündüğüm kişiler karşısında susmam, onları bile isteye kırabilirim. Bazı zaaflara yenik düşmeye sadece sevdiklerimin hakkı var.

Sevdiklerinize gösterdiğiniz şefkati kendinize gösteriyor musunuz?

İnsanın kendiyle uğraşması, ilgilenmek biçimindeyse iyi bir şey. Didişmek ve savaşmak ise gerzeklik. Kiminle savaşıyorsun, sanki iki tane sen varsın. Biri doğruyu biliyor, öteki yanlıştan yana. Biri doğruyu istiyor, ötekine yanlış cazip geliyor. Yok ki öyle bir şey, herkes bir tane.

Sizi ne sakinleştirir?

Adam gibi bir işte çalışmak. Tatil yaptığı zaman yorulanlardanım.

“Komedi hakikaten zor iştir, içinde çok fazla zaaf, defo, kendini ele verme hali vardır çünkü”

Mizah bizde uzun zaman erkeğin alanı gibi algılandı, komedinin kadının seksapelini azalttığı düşünüldü, düşünülüyor…

Güldüren erkek dünyanın en biçimsiz erkeği bile olsa en seksi sıralamasında ilk üçe girer. Kadın içinse böyle bir şey söz konusu değil. Halbuki kadın olmak trajediye varacak kadar zor, o yüzden de malzeme daha fazla. Erkeğin güldürmek için yaptığı şeyler basit karşılanmazken, kadın için tam tersi. Bir de galiba kadın güzel görünmek istiyor, oysa öyle haller var ki, insan tüm zaaflarını göz önüne serip baş zavallı olabilir. Nasıl göründüğünüze takılırsanız, karakterin bu halini gösteremezsiniz.

Nasıl oluyor buna takılmamak?

Hayatta nasıl oluyorsa, öyle. Oynarken zavallı durumlarını hatırlıyorsun, yüzündeki ifadenin, gözündeki bakışın zavallılığını, elini kolunu nereye koyacağını bilemeyişini. Komedi hakikaten zor iştir, içinde çok fazla zaaf, defo, kendini ele verme hali vardır çünkü.

Zevk almaz mısınız gözlerin üstünüzde olmasından?

İnsan zevk almasa yapabilir mi bu işi? Seçme sebeplerinden biridir mutlaka. Ama her zaman beğenilmeyebilir, fiziki olarak arzulanan biri olamayabilirsiniz. N’apalım, dünyanın yarısından çoğu böyle.

Ya da herkes her zaman beğenilmeyebilir…

Birini beğenmek, tanıdıkça oluşan bir şey. Tanıdıkça, önceden hiç beğenmeyeceğimiz birini çok arzular hale gelebilirsiniz.

Siz neyi beğenirsiniz birinde?

İnsanın en erotik yeri beyni, biz onunla varız veya yokuz.

“Hayalleri gerçekleşsin diye kurarım genelde ama aşkta durum değişik. Aşkta, hayallerimin gerçekleşme kapısını kendim kapatıyorum”

Ayrılmaktan korktuğunuz için ilişki yaşamak istemiyorsunuz. Korktuğunuz için başka neleri yapmaktan vazgeçiyorsunuz?

Korktuğum için bir yerde çok kalamıyorum, yine korktuğum için bir yerde hep kalıyorum. Ya gidemiyorum ya da koşarak kaçıyorum. Hayatımdaki insanlara tüm zamanımı ayırmak istediğim için yeni insanları almıyorum. Yalnızlığımı baş tacı etmiş olmama rağmen, yalnız kalmak istemiyorum. Hayatım korku üzerine kurulu. Yaşamak da ölmek de korkutuyor beni.

Ayrılmamak için terk ettiğiniz oldu mu?

Nasılsa ayrılırız, şimdiden gideyim bari… dercesine korkakça şeyler yaptım, evet.

Kızmıyor musunuz kendinize?

Kızmaz olur muyum? Telafisi olmayan şeyler bunlar. Diyorum ki; nasıl bu kadar eminsin yarın olacaklardan? Bu nasıl bir haddini bilmezlik ki, yarının kararını tek başına verip arsızca plan yapıyorsun. Bu, korkaklıktan başka nedir ki?

İşte size kendinizde savaşacak yeni bir şey…

Bununla savaşacak donanıma sahip değilim, o gücüm yok.

Bu yüzden sevdiklerinizi yaralıyorsunuz ama…

Bunu düşünüp daha da acı çektiriyorum kendime.

Hayalleriniz var mı?

Hayalleri gerçekleşsin diye kurarım genelde ama aşkta durum değişik. Aşkta, hayallerimin gerçekleşme kapısını kendim kapatıyorum. Bir hayalde bile insanın ruhunu başkasına emanet etmesi zor. Cemal Süreya der ya; “Daha nen olayım senin, onursuzunum.” Aşk, onurunla beraber onursuzluğunu da emanet ettiğin kişiyle yaşadığın şeydir. Öyle biriyle birlikteysen, bu ilişki çok kıymetli bir şey olur, ölümden bile korkmazsın artık.

“Televizyonla bir ülkeyi batırabilirsiniz ve çıkarabilirsiniz”

Engin Günaydın ve Taylan Biraderler’i sizin için vazgeçilmez kılan ne?

Gerçekten iyi işler yapmayı istemeleri. Bildiğimiz şeyleri ısıtıp ısıtıp önümüze süren, seyirciye bir şeyler ‘kakalayan’ zihniyeti utanç verici buluyorum. Hele televizyonda. Televizyonla bir ülkeyi batırabilirsiniz de, çıkarabilirsiniz de. Çocuklarımızı sabah ilk iş televizyon açan anneler yetiştirmiyor mu? “Tiyatro harika bir şey, sinema bir büyü, televizyonu da işte para kazanmak için yapıyorum” gibi bir söylem bana kaypakça ve çirkin geliyor. Bu ülkede asgari ücret ne kadar biliyorlar mı? Bir milyonun bile hesabını yapmak zorunda insanlar, aileleri, çocukları var, çocukların eğitimleri var. Kimse kusura bakmasın ama televizyon çok önemli. Önemsememek ve sadece para kazanmanın hesabını yapmak ise bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük. Ben iyi işlerde olmayı önemsiyorum. Seyircinin ona değer verdiğimi görmesini istiyorum. Bilet parasını hakkını helal ederek ödemesini istiyorum. Ve çok sevdiğim memleketimiz için yapabileceğimiz en elzem şeyin üstlendiğimiz işleri iyi başarmak olduğuna inanıyorum.

Vavien, Engin Günaydın’ın yazdığı bir senaryoyla çekildi, nasıl buldunuz Engin Günaydın’ın senaryosunu, sizce iyi bir yazar mı?

Kesinlikle. Bir hayali vardı ve onu kâğıda dökebilmişti. Bir insan hayalini gerçekleştirmek için yola çıktığında sizi de davet ediyorsa eğer, yapacağınız tek şey bunun kıymetini bilmek olmalı. Kolay sıkılan biriyim ben, sürekliliği beceremiyorum. Şaşırmayı seviyorum. Şaşırmam için de hayran kalmam gerekiyor. Engin’de bir sürü şeye hayranlıkla şaşırabiliyorum.

Nesine hayransınız onun?

İşini ciddiye alıyor ve çok disiplinli. Hem kendini hem de setteki öteki çalışanları yüksek tutmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Onunla oynarken yorulmuyorsunuz. Dramda da komedide de bu mesleğe çok yakışıyor. Zekasına, yeteneklerine, insan ilişkilerine, iş disiplinine, samimiyetine, zaaflarına yenik düşmemek için çaba göstermesine saygı duyuyorum. En çok da cömertliğine… Paraya dair bir şey değil bu. Engin insanı her yerde ve her zaman iyi ağırlar.

Nasıl tanıştınız?

Okulda tanıştık. En mutlu zamanımızdı, gülmekten acı çektiğimiz oluyordu.

Hiç mi olumsuz yanı yok?

Çevresindekilere karşı bu kadar anlayışlı olması beni endişelendiriyor. Kendini korumayı öğrensin isterim. Kendini koruyamazsa dilerim hayat onu koruyup kollar.

“Mazluma, güçsüze, zor durumda olana kötülük etmemelisin ki, insanlığın ilk adımını atmış olasın”

Hayvanları ne kadar sevdiğinizi biliyorum, şahit de oldum. Onlarda insanlarda olmayan neyi buluyorsunuz?

Aç gözlü değiller, hayatta kalmak için öldürüyorlar sadece. İnsan ise hep daha fazlasını istiyor. Yeryüzündeki her şeyi kendine ait saydığı için işkence etme, can alma yetkisini, hadsizliğini görüyor kendinde. Sokağında yaşayan canlılara bir kap su verme ihtiyacı bile hissetmeyebiliyor. Öldürülsünler istiyor. Hayvanat bahçeleri, pet shop’lar, hayvanların çalıştırıldığı sirkler utanç kaynağı. Sen herkesten önce mazluma, güçsüze, zor durumda olana kötülük etmemelisin ki, insanlığın ilk adımını atmış olasın.

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of
0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments