Egoist okur

Gülse Birsel: “Bir dudak dolgunlaştırma operasyonu, bin espriye bedel olabilir”

Birlikteyken çok güldüğümüzde, gülerken gözlerimizden yaşlar geldiğinde, o zamanlar en yakın arkadaşım olan anneannem “Oh” derdi, “Ne güzel yedik!” Anneanneme göre, bir kahkaha bir kilo pirzolaya bedeldi.

Ama işte zaman değişti. Şimdi Gülse Birsel, estetik operasyonlardan bihaber olan anneanneme pek katılmıyor ve diyor ki: “Bir dudak dolgunlaştırma operasyonu, bin espriye bedel olabilir.”

Bana gelince, benim her durumda anneanneme hak vereceğim kesin, çünkü hâlâ en çok onun söylediklerine inanıyorum.

Gene de Gülse’nin dediklerini bi parça düşünebilirim. O da zaten düşünmemizi istiyor. Yeni kitabı “Yazlık” çıktı ya. Gülse Birsel de kapağında kütür kütür bir karpuz olarak poz verdiği kitapta, yazdan, şehrin cilvelerinden, aylaklık özleminden, tatil planlarından söz ediyor. Yani ortak “buralardan kaçıp gitme” arzumuzu tetiklerken, bizi her satırda düşünmeye, gündelik hayatımızın ayrıntılarını sorgulamaya sevketmekten de vazgeçmiyor.

Gülenay Börekçi

gulse birsel egoistokur gulenay borekci roportaj 1
“Bir dudak dolgunlaştırma operasyonu, bin espriye bedel olabilir”

Gülse Birsel’e kitabı için niçin Yazlık adını seçtiğini soruyorum. “Çünkü çok yıldım, bıktım” diyor. “Gergin bir seneydi hepimiz için. Bazı dönemler, hayatımda ilk kez, ‘Haber seyretmeyeyim yahu, resmen moralim bozuluyor’ dedim. Dünyada da zor geçti, felaketler, kavgalar, isyanlar… İyi bir tatili hak ettik bence. Hava da sıcak, gevşeyelim, muhallebi kıvamına gelelim istedim. Sadece tembellik için değil. Gerginlik beynin bir kısmını uyuşturuyor, iptal ediyor, gevşeyince, serinleyince daha sağlıklı işliyor kafa.”

“Siyasete bulaşmayın” da diyorsunuz kitabınızda. Halbuki siz gayet güzel, tatlı tatlı bulaşıyorsunuz yazılarınızda siyasete, gerektiğinde hükümete ve sorunlarla doğrudan alakalı kurumlara geçirmeyi ihmal etmeden…

Elimde değildi. Odanın ortasında oturan fili görmezden gelip odayı tasvir etmek gibi olurdu. Bizim kuşağın mizahçılarının çoğu aynı durumda. Mizah dergilerine bakın, onlar da 10, hatta 5 yıl öncesinden daha çok politikayla alakalılar. Mizahın ufaktan siyasileşmeye başladığı bir dönemdeyiz . Ben siyasi bir mizahçı değilim, hayattan bahsediyorum. Ama bilinçli olarak siyasete dokunmaktan kaçmıyorum, o kadar. Sokakta muhabbeti dönüyorsa, yazılarda da dönmeli.

Mesela yazılarınızdan birinde, “ülkemizin öznel kural, kurul ve sansür durumlarından sonra mizah yapmanın artık zor değil, imkansız hale geleceği korkusu içindeyim” yazmışsınız. Niçin öyle?

Ne güzel demişim. Bakın 2 mizah dergisi 18 yaşın altına yasaklandı bir hafta önce. Ebeveyn izleme kurulu fikri vardı bir ara. İlla otoriteler müdahale edecek de demek istemiyorum. Ama halkça hassaslaştık. Bir siyaseten doğruculuk’tur gidiyor ki, zaten bu çeviri terimden de nefret ediyorum ya, neyse. Ay o üzerine alınır, öteki incinir, beriki grup bu konuda hassas zaten, eh bir de ailevi değerler ve gelenek görenekler diye diye, hicivden korka korka, bir süre sonra mizah yapamazsın. Kendini en az ciddiye alan kişi ve kurum, kendine en çok güvenendir.

Siz mesela yeni bir sitcom’a başlamak üzeresiniz. Son zamanlardaki koşullar bunu etkileyecek mi, kendinizi 10 yıl önce ilk dizisinizi yazarken olduğundan daha mı az özgür hissediyorsunuz?

Ben yine gördüğümü, komik bulduğumu yazacağım. Otosansürüm, sadece kimseyi özellikle incitmemektir. Avrupa Yakası’nda da sert, provokatif bir anlayış yoktu. Anlattığınız çevrenin, insanların hayatı nasılsa, neler yaşanıyorsa onu yazmak lazım. Benim ölçüm hep ailem ve arkadaşlarımdır. Annemle, babamla, yeğenimle rahat seyredeceğim, normal şartlarda Türk dizisi izlemeyen, belgeselci ukala arkadaşlarımın da güleceği, haftanın o günü eve dizi saatine yetişmek isteyeceği diziler, gidecekleri filmler, tiyatro oyunları yazmak amacım. Onlara ve kendime beğendirmek istiyorum.

Bir yazınızda da “Sanki Pandora’nın kutusu açıldı” demişsiniz… Bizim de artık dizi dizi seri katilimiz olduğundan söz ederken. Ateşli silahların artık kolay edinilebilir hale geldi. Peki ama içimizde sürekli yeni şeytanlar beslenip büyüyor ve bizi şiddete eğilimli kılıyor sizce?

Geleneksel olarak zaten konuşarak anlaşmazlıkları çözen bir toplum değiliz. Hemen bir güç gösterisi olur, alttan almak gurursuzluk gibi algılandığı için, iş bağırış çağırışa, fiziksel şiddete hemen yükseliverir. Trafiğe bakmanız yeterli. Ama bir iki tekme tokat, yumruk kavgasıyla sönecek olay, silah almayı kolaylaştırırsanız katliama dönüşür. Ortada bir silah varsa o er geç patlar. Sahnede de, maalesef bence gerçek hayatta da. Korktuğum ve eleştirdiğim bu. Mizah dergisi alma yaşını küçültelim, silah alma yaşını 60 filan yapalım bence.

Türkiye’nin en sevilen mizah yazarlarından birisiniz. Bu yetmiyormuş gibi üstelik bir de kadınsınız… Niçin size benzeyen ve komikliği ciddi ciddi iş edinen kadınların sayısı bu ülkede çok az?

Dünyada da böyle aslında. Kadınların işi gücü başından aşkın, evdi, çocuktu, bir sürü başka sorumlulukları var. Kadın doktor da daha az, hatta kadın restoran şefi bile daha az. Bir de galiba kadınlar için komik olmanın cazibeye eklediği birşey yok. Yani daha komik olduğunuzda, erkekler gibi karşı cinsin ilgisi artmıyor. Bir dudak dolgunlaştırma operasyonu, bin espriye bedel olabilir!

Peki niçin bizim güzel, çekici ve komik kadın oyuncularımız pek yok? Bir siz varsınız sanki… Güzel kadınlar komik olmayı mı göze alamıyor, yoksa onların söylediklerine, bakarken gözleri kamaştığı için kimse gülemiyor mu?

Komik olmayan çok güzel, çekici kadın oyuncumuz da az zaten. Televizyonda, sinemada, gencecik, güzel aktrislerin hepsi karaborsa. Ama siz de fıstık gibi güzel kadın oyuncuları bulmuşsunuz, bir de komiğini istiyorsunuz! Harika kadın komedyenler var, bir de hokka burunlusunu, kiraz dudaklısını istiyorsunuz.

Bir de ben sizden hala komik ve güzel bir aşk hikayesi bekliyorum, bir modern ve ilişkilere dair doğru noktalara temas eden roman belki… Böyle bir arzunuz var mı?

Ben her tür için gayet açgözlüyüm. Sinema filmi, tiyatro oyunu, roman, hikaye. Hepsine ağzım sulanıyor. Ama “Hop, başımdan geçen çok acaip birşeyi yazdım, oldu” olmaz. Ben egzersize, çalışmaya inanan biriyim. Bir roman okuyucusuyum ve kendi okumayacağım romanı yazmam. O roman için de kırk fırın ekmek yemek lazım. Senaryo için de en zor türlerden biri derler ama, hepsinin ayrı mantığı var, öğrenme süreci var. Daha gencim neyse ki!

Yeni sitcom’unuz İstanbul’un hangi yakasında geçecek, içinde tanıdığımız hangi oyuncular ve hangi durumlar olacak?

Nişantaşı’nda geçmiyor bu defa, onu söyleyebilirim. Bambaşka bir mahalledeyiz. Avrupa Yakası kadrosundan birkaç oyuncu olacak. “Full kadro dönüyorlar” durumu yanlış bir haber. Bambaşka bir hikayeyi aynı yüzlerle anlatmak çok doğru değil. Henüz yazmakta olduğum karakterlerle ilgili çok ipucu veremem, ben de bilmiyorum. Üç bölümün senaryosu hazırmış filan diye yazıldı, bana da gönderirlerse o senaryoları çok makbule geçer, rolümü merak ediyorum çünkü!

Gülenay Börekçi, Habertürk

2
Leave a Reply

2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of

Son dedikodular Cihangir yaşayanları hakkında olduğu yönündeydi. Ya da çok önceden belli oldu da ben yeni duydum. :) Merakla bekliyoruz yeni sitcom’u.

Dilek V. T.

(Ben de Cihangir diye duydum… Beyaz da oynayacakmış galiba dizide…)

Çok tatlı bir röpörtaj olmuş Gülenaycım… Gülse Birsel çok çok hayran olduğum bir kadın… Yaptığı her iş güzel.. Dizisi olsun, kitapları olsun… Umarım romanı da olur bir gün, romantik komedi bir filmi de… Şöyle Pretty Woman kıvamında hani…

Hem sana, hem Gülse Birsel’e teşekkürler…