Egoist okur

Jonathan Safran Foer: “Vejetaryen olmak kolay, zor olan sürdürmek!”

Ünlü romancı Jonathan Safran Foer’ın, et yemenin sakıncalarından bahsettiği Hayvan Yemek adlı kitabın yayınlanmasıyla birlikte, ortalık kelimenin tam anlamıyla karıştı. Et yiyenler, Foer’ın vejetaryenliği dayattığını söyledi. Vejetaryenler onu yeterince tavırlı davranmamakla suçladı. Üretici firmalarsa, yazarın aslında pek de yolunda gitmeyen ekonomiye bir çeşit saldırı girişiminde bulunduğunu öne sürdü. Ben bile Egoist Okur’daki Hayvan Yemek yazısı yüzünden epey acayip e-mailler aldım. Ne ikiyüzlülüğüm kaldı, ne önyargılı oluşum ne de sağlıklı yaşam masalları okuyan bir güruhun yalanlarına kanarak insanları aldattığım… Bunun üzerine “günah keçisi” Jonathan Safran Foer’ı bulup konuyu onunla konuşmaya karar verdim.

Gülenay Börekçi

Hayvan Yemek’le ilgili ayrıntılı bilgiler için

jonathan safran foer gulenay borekci egoistokur 1

İkisi de sinemaya uyarlanan Her şey Aydınlandı, Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın gibi romanların yazarı Jonathan Safran Foer, bir defalığına edebiyatı unutarak yediklerimizle ilgili bir kitap yazdı. Oğlunun dünyaya gelmesiyle birlikte niçin vejetaryen olmaya karar verdiğini anlattığı Eating Animals (Hayvan Yemek) adlı kitapta özetle “Geleceğe miras olarak sadece sahip olduklarımızı değil, hikayelerimizi de bırakacağız” diyor. Yediğimiz besinlerle anlattığımız hikayeler arasında kuvvetli bağlar olduğuna inanan Foer, kendi çocuğuna temiz, iyi kalpli, vicdan azapsız ve hormonsuz hikayeler bırakmak istiyor. Tam bir yıl boyunca Amerika’nın dört bir yanını gezip irili ufaklı birçok hayvan çiftliğini dolaşmasının, üreticilerle, hekimlerle, çevreci aktivistlerle konuşmasının, tabağımıza gelen yemeklerin hangi süreçler geçtiğini araştırmasının sebebi de bu zaten. Ona göre, “Günümüzde et yemek, 50 yıl öncesinden çok daha başka bir şey. Birleşmiş Milletler’in raporları da bu söylediklerimi destekliyor. Şu anda Hayvan üretim fabrikaları, dünyanın sağlığını tehdit eden birinci unsur. Ne yapmanız gerektiğini elbette söyleyemem ama sizi uyarabilirim: Yedikleriniz üzerine düşünmeyi ve ne yediğinizi sorgulamayı asla ihmal etmeyin.”

İşte onunla röportajımız…

İlk kez ne zaman et yediğinizi ve ne hissettiğinizi hatırlıyor musunuz?

Yok canım, kimse hatırlamaz böyle bir şeyi. İlk yediğim ekmeği de hatırlamıyorum. Her gün, çeşitli sebeplerle ekmek ve et yiyerek büyüdüm, hepsi bu. Bu işte bir yanlışlık olduğunu fark ettiğim güne kadar benim için bir sorun değildi. Bilirsiniz; çocukların dünyaya bakışı basittir: Onlar için bir şey ya doğrudur ya yanlış, ikisi birden olamaz. Yani karmaşık akıl yürütmeler yetişkinlikte başlar. Eh, ben de çocukken bol bol et yedim. Bu bana gayet normal göründü. Derken bir gün, oğlumun doğumundan sonra, bazı bilgiler edindim ve bu konu benim için bir daha asla eskisi gibi sorunsuz bir alan olmadı. Tıpkı gizli bir düğmeye basılmış gibiydi. Bir dizi etik soru zihnime üşüşmüştü.

Şimdi vejetaryensiniz. Peki en son ne zaman et yediğinizi ve yerken ne hissettiğinizi sorsam…

Onu da söyleyemem. Ara sıra istemeden de olsa yiyorum çünkü. Bilirsiniz, bir garson söylediklerimi yanlış anlıyor vesaire… Gerçi ‘şuraya bir sınır çizgisi çekiyorum, kati surette öte yana adım atmayacağım’ gibi bir şey söz konusu değil benim için. Ortada din değiştirmek gibi kuralların ihlal edilemez olduğu bir durum yok. Fark etmeden et yemekte bir sorun görmüyorum. Sorun, bile bile et yemeği seçmekte. Çevre kirliliği, hayvanlara eziyet edilmesi, küresel açlık krizi; sonuçta bu sorunlara da et yiyen kişiler sebep olmuyor. Öte yandan kabul edelim; alışkanlıklarımız ve toplumsal seçimlerimiz sandığımızdan daha önemli, çok şeyi değiştirebilir.

Yani siz niçin vejetaryen oldunuz?

Bir kez değil, birkaç kez vejetaryen oldum. Vejetaryen olmaya karar vermek kolay, zor olan bunu sürdürmektir. En son ne zaman vejetaryen oldum? Hmmm, düşüneyim. Bakın, hep şunu söylüyorum: Öncesiyle sonrası arasına kalın bir çizgi çeker, eti hayatınızdan bir anda çıkarırsanız işiniz zor olabilir. Bunun yerine yedikleriniz üzerine düşünmeye başlayın, alışkanlıklarınızdan ötürü kendinizi suçlayıp durmaktan vazgeçin ve tabağınızdaki et miktarını kademe kademe azaltın. Çoğu zaman hiç et yemesem de, katı bir şekilde vejetaryen olduğumu söylemek yerine, “Mümkün olduğunca az et yiyen biriyim” demeyi tercih ediyorum.

Bir dönem ben de vejetaryendim, şimdi zorunlu sebeplerle bazen et yiyorum. Ama bundan hoşlanmıyorum ve her seferinde kendimi suçlu hissediyorum. Benim gibilere ne öneririsiniz?

Bir çelişkiden bahsediyorsunuz. Ne olmuş yani? Hepimiz çelişkiler içinde yaşıyoruz. Etik kusursuzluğu hedeflemenin hiçbir mantıklı yönü yok; insanı eylemsizleştirmekten başka işe yaramaz. En iyisi hayatlarımızdaki zorunlu ikiyüzlülüğü kabullenerek “Henüz kusursuz bir şekilde uygulayamasam da bu meseleyi önemsiyor ve denemekten vazgeçmiyorum” demek. Denemek, başarısızlığı da göze almak demektir. Ama başarısızlık bizi yeniden, yeniden denemekten alıkoymamalı. Her başarısızlıktan sonra kendimizi suçlayacağımıza, harekete geçme gücü bulabildiğimiz için kendimizle gurur duyabilir ve inandığımız, doğru bildiğimiz yolda yürümeyi sürdürebiliriz.

Benim büyükbabam da küçük çaplı bir hayvan yetiştiricisi, üstelik de et yemeği çok seven bir insandı. Fakat yetiştirdiği hayvanlara büyük bir sevgi ve saygı gösterdiğine sayısız kez şahit olmuştum. Bugün artık çiftlikler değil, büyük üretim fabrikaları var. Ne değişti?

Çiftliklerin fabrikalara dönüşmesi çiftçilerin isteğiyle olmadı. Bu kararı veren, büyük şirketlerdi. Bunun daha kazançlı olduğu düşünüldü. Kapalı fabrikalarda hayvan üretmek ve et elde etmek, kısa vadede kazançlı olsa bile uzun vadede aslında hiç öyle sayılmaz. Çevreye, insanlara ve hayvanlara verdikleri zarar bir yana, bu fabrikalar asıl olarak kendi çalışanlarına zarar veriyor. Herhalde bu yüzden, kitabımı en çok destekleyenler fabrika çalışanları ve çiftçiler oldu. Gerçek çiftçiler, yani küçük çiftliklerin sahipleri hayvanlara ve çevreye saygılıdırlar. Biz burada kapitalizmden, daha doğrusu kapitalizmin kontrol edilemeyen bir türünden bahsediyoruz. Örnekse; bir dükkandan bir şeyler çalmak para kazanmanın bir yolu olabilir ama kapitalist sistemin kuralları bunu yapamayacağınızı, aldığınız malların karşılığını ödemeniz gerektiğini söyler. Fabrikalarda olan da aslında buna benziyor: Bedelini ödemeden hayvanları öldürüyor ve çevresel bir kargaşaya yol açıyorlar. Geleneksel çiftçiler, hayatlarını aldıkları hayvanlara borçlu hisseder kendilerini. Ortada yazılı olmayan bir sözleşme vardır. Çiftçiler, hayvanların iyi beslenmelerini, rahat rahat gezinip otlayabilecekleri alanlara sahip olmalarını, sonunda öldürülecekleri güne kadar tabiatlarına uygun yaşamalarını sağlarlar. Fakat bugün büyük şirketler bu geleneksel sözleşmenin kurallarını hiç düşünmeden ihlal ediyor.

Çiftlik üretimi etler daha pahalı ama siz aksini iddia ediyor, fabrika üretimi etlerin ucuz görünmekle birlikte aslında bize daha pahalıya patladığını söylüyorsunuz…

Birleşmiş Milletler’e göre, hayvan fabrikalarının yarattığı sorunlar, gezegenin tüm çevresel sorunlarının üçte birini oluşturuyor. Hava ve su kirliliğinin, biyolojik çeşitliliğin yok olmasının müsebbibi o fabrikalar. Bedelini ödeyen kim peki? Biz. Çocuklarımız. Torunlarımız. Hükümetlerin eskiden çiftliklere ödediği paralar bugün artık büyük hayvan fabrikalarına yöneltildi. Ama para havadan gelmiyor, bizim ödediğimiz vergilerden elde ediliyor. Yani kasaya gidip etikette yazan fiyatı ödediğimizde işimiz bitmiyor. Biliyorum; süpermarkete giderken cebinizde sadece 10 dolar varsa, bunları hatırlamanız güç olabilir. Ama ille de nitelikli ama pahalı etle ucuz ama zararlı et arasında tercih yapmak zorunda değilsiniz. Bir alternatifiniz var: Hiç et almayabilirsiniz. Bu her zaman için daha ucuz olacaktır.

Hayvan Yemek’i okurken gene de geleceğe dair umutlu olduğunuzu fark ettim…

Anlattıklarım aslında küresel olarak saklanan bir sır gibi, insanlık gerçeğin ortaya çıkmasını istemediği için tozu pisliği topluca halının altına süpürmeye karar vermiş durumda. Çünkü aslında genç-yaşlı, kadın-erkek, laik-dindar hiçbirimiz hayvanlara acı çektirmeyi istemiyoruz. Bu, en temel insani değerlerimizden biri. Ama işte dayanıklılık değişkenlik gösteriyor, bazılarımızın daha yüksek, bazılarımızın daha düşük… Fakat haklısınız, ben gene de umutluyum. Önümüzdeki 10 yıl içinde dünyanın yarısı vejetaryen olmayacak, o kesin. Fakat yediğimiz yemeklerin yarısının vejetaryen olacağı da bence kesin. Kitabım bunun peşinde; kendimize dünyayı değiştirme yolunda dokunaklı bir kimlik sorusu sormamızı istiyorum. Amerika’da üniversite öğrencilerinin yüzde 18’i vejetaryen. Yani periferide kalmış bir hareketten, marjinal üç beş çatlaktan bahsetmiyorum. Son derece hızla büyüyen bir toplumsal hareket söz konusu. O yüzde 18’in içinde geleceğin politikacıları, doktorları, yazarları ve popüler şahsiyetleri var. Dolayısıyla çok kısa bir gelecekte, tablo epeyce değişecek.

Belgeselini Natalie Portman çekiyor

Foer’ın en büyük destekçilerinden biri ünlü aktris Natalie Portman. Kitabı okumadan önce de vejetaryenmiş. “Ama okuduktan sonra artık bir vegan aktivist olmaya karar verdim” diyor. Bu yüzden Hayvan Yemek adlı bir kitabı bir belgesel haline getirmeye karar vermiş. Belgesel önümüzdeki yıl gösterime girecek. Son bir not: Bu süreç sırasında hamile kalan Portman’ın vejetaryenliği zorunlu olarak bıraktığını, çocuğunun emzirme dönemi bittikten sonra da yeniden başlayacağını söylemekte fayda var.

Gülenay Börekçi

3
Leave a Reply

3 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
3 Comment authors
  Subscribe  
newest oldest most voted
Notify of
Dilek V.T.

“Henüz kusursuz bir şekilde uygulayamasam da bu meseleyi önemsiyor ve denemekten vazgeçmiyorum”

Bu lafı bir motto olarak bir kenara yazmak istiyorum, bunu tüm hayatımızda,ikilemlerimizde, tereddütlerimizde, gidip gelmelerimizde, başlayıp yarım bırakmalarımızda, sonra tekrar denemelerimizde hatırlamak lazım, çünkü bazen herşey o kadar kolay başarılmıyor, ya da bazen herşey siyahla beyazdan ibaret değil, grilerde takılabiliyor insan..

Natalie Portman’ın bu konuda çekeceği belgeseli çok merak ediyor ve bugünlerdeki ete karşı soğuk bir anlayışım olmasına mukabil dört gözle bekliyorum:)

Emin Dogruel

“Hayvan yemek ” deyiminin yerlesmesinini onemli buluyorum. Et yiyenlerin aslinda etrefinda gordukleri bir inek, bir kuzu, bir tavsan hatta bir kopegi yediklerinin farkinda olmasini saglayacagini umuyorum. O sevimli kedisini yada benzeri bir canliyi yedigini bilse insan vejeteryan olurdu..