Egoist okur

Virginia Woolf’tan yürüme ve yazma temrinleri

Sahaflarda bulduğum bir kitaptan söz edeceğim. Bir yaratıcı yazma teknikleri üzerine bir kitap. Gelin görün ki, baş rolünde Virginia Woolf var; ruhundaki tüm acıyı, kederi, insana yönelik kırgınlığını, küskünlüğünü yazıya dökerken ilhamını yürümekten alan Woolf…

Flâneurler, flâneuseler, kendini rüzgara bırakanlar
Çehov, Turgenyev, Tolstoy ve Gogol’dan yazma dersi
Yürümek, Henry David Thoreau

Virginia Woolf Londra sokaklarında yürürken

Virginia Woolf’tan yürüme ve yazma temrinleri

Çağdaş Amerikan edebiyatının parlak yazarlarından Michael Chabon’un yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylediği bir söyleşisini çevirmiştim yıllar önce. Şöyle diyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir. Yazmak niçin resimden, müzikten, heykelden ya da oyunculuktan, yani tüm öteki sanat disiplinlerinden farklı olsun ki? Okumak bile tek başına bir öğrenme süreci olabilir. Tabii, ‘okur’ özelliğinizi unutup okuduğunuz şeye başka bir gözle bakmayı denerseniz… Vladimir Nabokov’un Lolita’sını ele alalım; büyük bir romandır, büyüleyicidir. Okurken bir yandan yazarın size ne anlatmaya çalıştığını, dili ne kadar ustaca ve güzel kullandığını düşünürsünüz, bir yandan da şu ezeli masumiyet-deneyim, kirlenme-arınma ikilemlerini ortaya koyan sahnelerle altüst olursunuz. Sıradan bir okursanız, anlatım teknikleri üzerine fazla kafa yormazsınız, bunu yaptığınızda okumak zevk olmaktan çıkıp ders haline gelir. Fakat eğer birinci tekil şahıs diliyle anlatılan bir roman yazmayı planlıyorsanız, Lolita gerçekten de sıkı bir ders metnidir.”

Uzun lafın kısası, Michael Chabon’a göre, gelecekte yazar olmayı istiyorsanız dersleri herhangi bir başka eğitmenden falan değil, doğrudan Vladimir Nabokov’dan almanız şahane olacaktı. Bunun için en yakın kitapçıya gidip evinize cilt cilt Nabokov romanlarıyla ve onun harikulade ders notlarıyla dönmeniz yeterliydi. Şahsınıza özel bir yaratıcı yazma atölyesine başlamaya artık hazırdınız.

İşte bu fikirden doğan, en azından bana bunu hatırlatan bir kitap var elimde. Epey zaman önce Timaş Yayınları etiketiyle çıkmış kitabın adı, Virginia Woolf’tan Yazarlık Dersleri, yazarıysa Danell Jones. Jones eğlenceli ve çok faydalı bir “yaratıcı yazarlık sınıfı” kurmuş kitabı için. Sınıfında sessiz sakin öğrenciler de var, Ani DiFranco tişörtlü, rasta saçlı olanlar da. Karşılarına çıkardığı öğretmense, dantel yakalı, inci kolyeli, uzun dar etekli, zarif, soğuk ve nadiren güldüğü için güldüğünde özellikle harikulade göründüğünü hayal ettiğim Virginia Woolf.

Sınıf, öğrenciler, Virginia Woolf, yaratılan durum, hepsi düşsel elbette, kurmaca. Gerçek olan sadece Woolf’un sözleri. Çünkü Jones bu küçük kitaptaki düşsel dersleri, Woolf’un günlüklerinde, mektuplarında, denemelerinde, öykülerinde ve elbette romanlarında yazdıklarını tarayarak, yani onun gerçek cümlelerinden yararlanarak oluşturmuş.

Danell Jones’un atölyesi, “Yazma alışkanlığı kazanmak”, “Çalışmak”, “Üretmek”, “Yürümek”, “Okumak”, “Yayınlatmak” ve “Şüphe Duymak” başlıklı yedi dersten oluşuyor.

Müfredatta ‘Yürümek’ adlı bir ders olmasına şaşırdınız mı? Kitabı okursanız, Virginia Woolf’un “kutsal sırrı” olan yürümenin bir yazar adayı için ne kadar mühim bir etkinlik olduğunu anlarsınız. Bir keresinde şöyle demiş: “İnsan bazen kendini bir kalemin peşinde tutkuyla ilerlerken, yani Londra sokaklarında yürürken bulabilir. İşte o zaman şehir hayatının belki de en zevkli, ama kış şartlarında hayatı epey zorlaştırabilen bu yanına teslim etmemiz kaçınılmaz olur. Şehrin gürül gürül akan sokaklarını avare gezmekten, kalabalığın arasına karışmaktan, şehir yaşamının ahenkli seslerini dinlemekten daha haz verici ne olabilir?”

Şahsi fikrim de yürümenin hakikaten çok işe yaradığı hatta neredeyse her işe yaradığı yönünde. Ama bunları benden değil, ‘öğretmeninizden’, üzerinde eskimiş eflatun bir elbise bulunan, parmakları mor mürekkep lekeleriyle bezeli Bayan Woolf’tan dinlemenizin daha iyi olacağını hissediyorum.

Başka şaşırtıcı teknikleri de var Woolf’un. Meğer en sevdiği oyun, insanları izleyip onlara düşsel hayatlar kurgulamakmış. “Kalabalık bir yerde oturup yoldan geçenler hakkında hikayeler uydurun. Elinde pazar sepeti olan şu kısa boylu yaşlı kadın bir zamanlar güzellik kraliçesi seçilmemiş miydi? Üzerinde ekoseli takım olan şuradaki adamsa azılı, iflah olmaz bir kumarbaz değil miydi?”

Ölü bile olsa büyük bir yazardan edebiyat dersleri alınabileceği fikri hakikaten şahane. Danell Jones’un önsözde yazdıkları ne kadar doğru: “Kim büyük bir yazarla sohbet etmenin hayalini kurmamıştır ki? Shakespeare’le oturup bir şeyler içebilsek, bir öğleden sonra Brontë Kardeşler’le kırlarda yürüyüşe çıksak ya da bir akşamüstü beş çayında Jane Austen’a misafir olabilsek, yıllardır hayranlıkla okuduğumuz oyunların, şiirlerin ve romanların nasıl yazıldığını da öğrenebilirdik belki.”

Sahi siz hangi yazardan yaratıcı yazma dersi almak isterdiniz?

Birkaç Woolf tavsiyesi

“Uyuklamayı bırakıp beyninizi harekete geçirmek için en parlak fikir yürüyüşe çıkmaktır.”

“İnsan bazen kendini bir kalemin peşinde tutkuyla ilerlerken, yani Londra sokaklarında yürürken bulabilir. İşte o zaman şehir hayatının belki de en zevkli, ama kış şartlarında hayatı epey zorlaştırabilen bu yanına teslim etmemiz kaçınılmaz olur. Şehrin gürül gürül akan sokaklarını avare gezmekten, kalabalığın arasına karışmaktan, şehir yaşamının ahenkli seslerini dinlemekten daha haz verici ne olabilir?”

“Şehrin sokaklarında yürümek beni başka hiçbir şeyin başaramadığı kadar besler, dinlendirir, mutlu eder. Yürümenin, kutsal bir yanı var bence.”

“Beni sokaklarda hikâyeler kurgulayarak yürürken görmelisiniz… O sırada puslu bir yolda kaybolmuş hisseder, bir rüyanın içindeymişçesine kendimden geçer, enfes cümleler kurup sahneler canlandırırım hayalimde.”

“Rehavetten uyanıp yazma havasına girmek için yürümeyi alışkanlık haline getirmelisiniz. Bu size huzur verir, ruhunuzu yatıştırır. Düşüncelerinizi tazelemenizi sağlar. Algılarınız açılınca bir şeyler hızlıca şekillenmeye başlar zihninizde.”

“Yol boyunca cümleler kurarak dolaşırdım, yağışlı, rüzgârlı ya da güneşin parladığı sıcacık günlerden hangisi olduğu fark etmezdi. Her yürüyüşte sanki zihnimde sıkışıp kalanlar ortaya çıkardı. Kırda dolaşmak kadar günbatımını izlemek veya yaban hayatı gözlemlemek de haz verirdi bana.”

“Banliyöde çirkin bir eve tıkılmış olsam da köpeğim Pinka ile gezmeye bayılıyordum ve mısır tarlaları ve sarı kelebekleriyle dünyanın en sevimli kasabası olan Sussex’i düşünmekten hiç vazgeçmiyordum.”

Bazı küçük sırlar

Woolf’a dair şu birkaç küçük sırrı biliyor muydunuz?

Evinin dergi ve kitap yığınlarıyla dolu olduğunu,
Çim bowlingi oynamaya bayıldığını,
Sadece kaliteli kahve içebildiğini,
Çok nefis ekmekler pişirdiğini,
Metalik sırlı, mor tabaklarda yemek yediğini,
Kontrolsüz ve gürültülü bir kahkahası olduğunu,
Tükenmez neşesiyle karşısındakinin yüreğini ısıttığını…

Gülenay Börekçi

Subscribe
Notify of

0 Comments
oldest
newest most voted
Inline Feedbacks
View all comments