Egoist okur

Operadaki Hayalet: Semiha Berksoy

“Zümrüdüanka’nın hayatını anlatan bir doğa belgeseli” dediği semiha b. unplugged dolayısıyla Kutluğ Ataman’la bir röportaj yapmıştım çaylaklık dönemimde. Esas konuşmak istediğim, Semiha Berksoy’du ama bu mümkün olmamıştı. Berksoy’la birkaç kez telefonda sohbet edebilmiştim sadece. Röportaj için yeni kıyafetler diktirme planları yapmış, terzisini arayıp siparişler vermiş, aynı anda hem çocuksu bir masumiyeti hem de dünyanın bilgisini […]

Read More

Edebiyatçının bahçıvan olarak portresi

“Bir sap, bir taçyaprağı ve bir diken, Sıradan bir yaz sabahında. Bir çiy damlasının ışıltısı, bir arı, belki de iki. Bir meltem sonra, Ağaçların arasında oynaşan,  Ve ben, bir gül…” Benimle Emily Dickinson arasındaki ortak nokta ne olabilir? Sözcüklere duyduğumuz aşk, kuşkusuz ve birkaç şey daha tabii. Mesela toprağı, bitkileri, çiçekleri, küçük orman hayvanlarını ve […]

Read More

Çitkuşu: Hatırlamanın ve unutmanın politikası

Anne Enright, Çitkuşu’nda okuru bir yandan bir aile hikâyesine çağırırken bir yandan da çok mühim bir sorunun peşine düşüyor: İnsan, kendisine miras kalan hayatı ne ölçüde değiştirebilir? Ailesinden devraldığı yükleri, alışkanlıkları, suskunlukları, hatta yazılmamış kuralları gerçekten dönüştürebilir mi, yoksa çoğu zaman onları tekrar mı eder? Çitkuşu, Anne Enright, çev.: Mert Doğruer, Deli Dolu Lorrie Moore’un […]

Read More

O paha biçilmez “Yarın başka bir gün olabilir” bilgisi

İngiliz yazar Daniel Defoe’nun, gemisi fırtınaya yakalanınca ıssız adaya düşen ve bir anda bütün hayatı değişen genç bir adamı anlattığı romanı Robinson Crusoe’yu bilirsiniz. Kahramanı Robinson Crusoe’nun ıssız adasını terk ederken geride bıraktığı en kıymetli şey, inşa ettiği kulübe, ehlîleştirdiği keçiler ya da kazandığı sayısız hayatta kalma becerisi değil, ilkel takvimi, yani bir ağaç gövdesine […]

Read More