Egoist okur

Yazarın “maceracı” olarak portresi: Jerome K. Jerome

Joseph Conrad’ı, Jack London’ı, Ernest Hemingway’i biliyoruz. Ama ben size onlardan daha maceracı bir seyyahtan söz edeceğim. Büyük mizah ustası Jerome K. Jerome hem andığım edebiyatçıları hem de dünyanın gizli saklı köşelerini ve zorlu güzergâhlarını dolaşan seyyahları şaşırtacak türden, bambaşka bir gezi rehberi kaleme aldı: “Bir Kayıkta Üç Kafadar” adlı, roman formunda yazılmış ve bugün hâlâ tazeliğini koruyan bu gezi rehberine bir göz atmaya ne dersiniz?

Yazarı tutsakken yazılan bir gezi kitabı

Bir Kayıkta Üç Kafadar

Bir Kayıkta Üç Kafadar (Tabii Köpeği Saymazsak), Jerome K. Jerome, Can Yayınları

Yazarın “maceracı” olarak portresi: Jerome K. Jerome

Jerome K. Jerome biraz beklesin… Önce diğerlerini hatırlayalım.

Macera deyince ilk akla gelen yazarlardan biri Joseph Conrad’dır hiç kuşkusuz. Józef Teodor Konrad Korzeniowski adıyla Polonya’da doğan Conrad çocukluğundan beri denizci olmayı hayal ediyormuş. Annesiyle babası öldükten sonra amcasıyla birlikte Avrupa’ya gitmiş, 1874 yılında da Marsilya’dan kalkacak bir gemiye miço olarak yazılmış. Bir süre İngiliz ticaret gemilerinde çalışıp “usta gemici” unvanını aldıktan ve yirmi yıl denizcilik yaptıktan sonra da 1894’te emekli olarak İngiltere’ye yerleşerek yazmaya başlamış. “Narcissus’un Zencisi”, “Lord Jim”, “Nostromo” , “Denizin Aynası”, “Talih” ve bilhassa “Karanlığın Yüreği” gibi romanlarında, denizcilik yaptığı dönemde bizzat yaşadığı olayların izlerini görmek mümkün.

Başka maceracı yazarlar da var aslında… Klondayk Altın Avı’na katılan Jack London ya da dünyanın dört bir yanını dolaşırken kendini hep fırtınanın ortasında bulmayı başaran Ernest Hemingway gibi.. Ama sevgili okur, bu yazıda size onlardan değil, minör ama bir hayli özgün maceralar yaşamış bir başka yazardan ve benzersiz diyebileceğim romanından bahsedeceğim.

Kongo nehri değil, bildiğimiz Thames

Ezelden beri varmış hissi uyandıran bir nehir. Nice aşılmaz görünen zorluklarla dolu bir seyahat. Üç genç adamın akıntıyla ölümüne mücadelesi. Tüm belaları savuşturmuş halde, yorgun ve bitkin bir şekilde yolculuğu tamamlamaları… Hayır, Conrad’ın romanı “Karanlığın Yüreği” değil bu sözünü ettiğim kitap. Onunla uzaktan yakından ilgisi yok. Gizemli Albay Kurtz’u bulmak için Kongo’nun derinliklerine seyahat eden Charles Marlow’un ummadığı dehşetlerle karşılaşmasını ve kendini arkaik olanın medeniyete karşı zafer kazandığı kıran kırana bir savaşın ortasında bulmasını okumuyoruz. Okuduğumuz Jerome K. Jerome imzalı “Bir Kayıkta Üç Kafadar” adlı roman. Çok komik, çok eğlenceli.

Konuyu özetleyeyim: Türlü çeşit hastalıktan mustarip olan, daha doğrusu aşırı İngiliz titizliği gereği kendilerini her daim hasta ve bitkin hisseden üç nazlı nazenin genç adam, hayat gailesinden biraz uzaklaşmak ister ve hava değişiminin kendilerine iyi geleceğini düşünerek bir yelkenli kiralayarak Thames Nehri’nde iki haftalık bir gezintiye çıkarlar. Öyle ya, sonuçta “insanı uçmaya en çok yaklaştıran şeydir yelkenli yolculuk – tabii rüyalar hariç!”

Fakat üçü de fazlasıyla çıtkırıldım birer salon beyefendisi olduğundan, dahası abartı sanatının ustası bir edebiyatçının zihninden çıktıkları için, seyahatleri planladıkları kadar dinlendirici geçmeyecek ve kahramanlarımız, güvenilmez hava tahminlerinin yol açtığı felaketler, patates soymanın baş edilmesi güç zorlukları, nehri esir alan buharlı teknelerin ortalığa sürekli olarak is ve duman püskürtmesi gibi sebeplerden ötürü türlü talihsizlikler yaşayacaklardır.

Bu harikulade küçük romanı okurken bize düşen şeyse çokça eğlenmek, bu doyumsuz mizah başyapıtının tadını çıkarmak… Sonuçta tüm zamanların en iyi yüz romanı listelerinin gediklisi bir kitaptan bahsediyoruz. Şimdi rafta öyle kendi halinde, sessiz sedasız durduğuna aldanmayın, ilk yayınlandığında, yani 1800’lerin sonlarında 1 milyon satış elde ederek döneminde bir rekor kırmıştı.

Büyük bir hiciv ustası: Jerome K. Jerome

Aslına bakarsanız, hiciv ustası Jerome K. Jerome’un kendisi de roman karakteri gibi bir adam. Sonradan yoksul düşen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Beş parasız geçen çocukluk yıllarında siyasete atılmayı ya da yazar olmayı hayal ediyormuş ama 13’üne bastığında, annesiyle babasını kaybetmiş ve hayatını kazanmak için çalışmaya başlamış. İlk işi kömür toplayıcılığıymış. Dört yıl boyunca gece yarılarına kadar trenlerden demiryollarına düşen kömürleri toplamış. Biraz büyüdüğünde, şansını aktörlükte denemeye karar vererek küçük bir tiyatro topluluğuna katılmış. 21’inde, bu işte dikiş tutturamayacağı kafasına dank etmiş ve kendine yeni bir meslek aramaya başlamış. Gazetecilik yapmış, denemeler, hiciv metinleri ve kısa öyküler yazmış, ancak saygın bir çevrenin mensubu olmayışının da etkisiyle yazdıkları çoğunlukla reddedilmiş. Postacılık, hukuk bürosunda katiplik hatta pastacı çıraklığı bile yapmış. Birkaç yıl sonra “Idle Thoughts of an Idle Fellow” (Aylak Bir Adamın Aylak Fikirleri) adlı deneme kitabı alçakgönüllü bir başarı kazanınca, eşi Georgina onu yeniden yazmaya yönlendirmiş. Artık bir parça para kazanmayı kafasına koymuş olan Jerome da eşiyle balayında çıktıkları tekne turunu yazmak niyetiyle almış eline kağıdı kalemi ve başlamış…

Gelin görün ki, ilerledikçe bambaşka bir şeye dönüşmüş yazdıkları ve “Bir Kayıkta Üç Kafadar” çıkmış ortaya. Kitap, günlük hayatın sıradanlığına, İngiliz yemeklerinin tatsız tuzsuzluğuna ve taşra-şehir çatışmasına dair komik anekdotlarıyla, Victoria dönemi İngiliz hayat tarzını ve zamane değerlerini eleştiren nefis bir taşlama. Mesela midelerinin bahtsız köleleri olan bu üç beyefendinin yanlarına bir konserve açacağı almayı akıl etmedikleri için bir türlü açamadıkları ananas konservesiyle mücadeleleri öyle eğlenceli ki, okurken gözlerinizden yaşlar boşanacak.

“Hayattaki en büyük tutkum, aldığım işleri biriktirmektir. Ne kadar geniş bir koleksiyonum oluğunu görseniz şaşarsınız”

“Zaten bana hep üzerime düşenden daha fazla iş yapıyormuşum gibi gelir. Çalışmaya üşendiğimden değil, severim çalışmayı. Çalışan insanlara da oldum olası hep hayranlık duymuşumdur. Onları hiç sıkılmadan saatlerce seyredebilirim. Ayrıca benim için işe doymak diye bir şey söz konusu değildir, çünkü hayattaki en büyük tutkum, aldığım işleri biriktirmektir. Ne kadar geniş bir koleksiyonum oluğunu görseniz şaşarsınız. Çalışma odam tavanlara kadar biriktirdiğim işlerle doludur.”

Subscribe
Notify of
0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments