Egoist okur

T.S. Eliot’un yüzüne sürdüğü o pek tuhaf yeşil pudranın sırrı

T.S. Eliot’un Can Yücel’in Mr. Prufrock’tan Aşk Türküsü adıyla çevirdiği şiirini, gene Can Yücel’in çevirisinden hatırlayalım: “…Elbet de bulunacak vakit kaysın diye yol boyunca sarı duman pencere camlarına sürterekten sırtını; bulunacak vakit, bulunacak vakit yaklaştığın çehrelere yakışacak bir çehre takınmana…” Ya şimdi size sadece Prufrock’ın değil, bizzat Eliot’un da kendine yaklaştığı çehrelere yakışacak yeni çehreler aradığını, mesela yüzünü […]

Read More

Gerçek, unutulmuş, uydurulmuş, düşsel 174 dilde Alice

Alice çevirmek meselesiyle ilgili yazımın ikinci bölümüne geldi sıra. Sadece Alice çevirilerimi değil bu yazımı da mutlaka okuyun. Sayısız dilsel ve kültürel zorluğu barındıran Alice Harikalar Diyarında’nın niçin rahatlıkla bir çevirmenin kâbusu sayılabileceği üzerine kafa yormuştuk ya, bu kez gerçek, unutulmuş, uydurulmuş ve varsayımsal 174 dildeki bazı Alice çevirmenlerinin uyguladıkları stratejilere göz atıyoruz… Varsayımsal bir dile […]

Read More

Bir hafıza pratiği: Camondo’ya Mektuplar

“Sevgili dostum, sanırım artık anlamışsınızdır, evinizde tesadüf eseri bulunuyor değilim.” Böyle diyor Edmund de Waal tam 58 mektup yazdığı “dostu” Kont Moïse de Camondo’ya. Neden orada olduğunu romanı okurken öğreneceksiniz.  De Waal, Camondo’ya Mektuplar romanında, zengin, kültürlü ve “Avrupalı” olmanın güvenli illüzyonuna kapılan Osmanlı kökenli bir Sefarad bankacı ailenin hikayesi aracılığıyla Avrupa belleğinin ikiyüzlü kayıtsızlığını sorguluyor.  Camondo’ya […]

Read More

Hangi kitap bir müzeye dönüşsün isterdiniz?

Masumiyet Müzesi’ni gezerken yanımdaki arkadaşıma “İlk kez bir romanın içinde dolaşıyorum,” demiştim. Orhan Pamuk’un romanını okumak güzeldi, evet ama içinde dolaşmak da harikaydı. İnternette rastladığım bir anket de aynı histen yola çıkarak hazırlanmış. Yeni değil aslında, on küsur yıl öncesinin anketi. Fakat Camondo’ya Mektuplar dolayısıyla bu tarz küçük müzeler üzerine düşündüğüm bir dönemde okuyunca Egoist […]

Read More

Orhan Pamuk’a ilham veren müzenin romanı

Bugünlerde annemin bana bıraktığı başkaları için önemsiz ama benim için dünyalara değecek hazineyi hayalimde küçük bir müzeye dönüştürmekle meşgulüm. Bunda Edmund de Waal’in Camondo’ya Mektuplar romanını okuyup çevirmiş olmamın da etkisi vardır muhakkak. Çünkü roman İstanbul’dan Fransa’ya göç eden Camondolar ve Nissim de Camondo Müzesi’nin hikayesi aracılığıyla bireysel belleğin ve o belleği somutlaştıran küçük müzelerin […]

Read More

Labatut’tan Arsız Yeşillik: Dünyayı anlamayı bıraktığımızda

“Ne zaman dünyayı anlamayı bıraktık? Hiroşima ve Nagasaki’yi yerle bir eden atomları bir generalin yağlı parmakları değil, elinde bir avuç denklem olan bir grup fizikçi parçalamıştı. İnsanlığın sonunu insanlığı kurtarmayı amaçlayan fikirler mi getirecek?” Benjamín Labatut’ın dilimize Saliha Nilüfer’in çevirdiği kitabı Arsız Yeşillik‘in arka kapağında bunlar yazılı. Kitap, bilim, deha ve delilik arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Bir de […]

Read More

Alice kitapları niçin bir çevirmenin kâbusudur?

Her şeyden önce sormak hakkımız, en azından taze bir Alice çevirmeni olarak benim kesinlikle hakkım: Her yaştan okurun gözdesi olan Alice Harikalar Diyarında ile devam kitabı Aynalar Ülkesi, neden bir çevirmenin -her çevirmenin- kâbusudur? Okuyunuz. Lakin bu soruyu Türk yayıncılığının kendine has sorunsallarını dahil etmeden cevaplamaya çalıştığımı da unutmayınız. Yani bizim ülkemizde çevirmenin birkaç kâbusu […]

Read More

Çehov, Turgenyev, Tolstoy ve Gogol’dan yazma dersi

Her sokak arasında üç tane yaratıcı yazarlık kursu açılıyor ya günümüzde, işte bu elimizdeki aslında hepsini etkisiz kılacak bir kitap. Çünkü George Saunders dört dev yazara yapısöküm uygulayarak onların yazarlık sırlarına ulaşmaya çalışıyor. Eh, Çehov’dan, Turgenyev’den, Tolstoy’dan yahut Gogol’den yazma dersi almak varken insan daha azına niçin razı gelsin ki? Aşağıya Saunders’ın internet üzerinden sürdürdüğü […]

Read More

Selim’i o büyük sofraya uğurlarken

Yazının bir iki paragrafını almıştım ama madem sayı artık piyasada değili, tamamını koyabilirim o halde… Gene de girişi falan ellemedim, öyle bıraktım :) Canım Filiz Aygündüz’ün ricasıyla Milliyet Sanat dergisine bir Selim İleri yazısı yazdım. “Hepimizin bildiği Selim İleri’yi istemiyorum bu yazıda, onu daha içeriden anlat,” dedi Filiz. Ben de öyle yaptım. Aşağıda yazının başlarından […]

Read More

“Hikâye satıcılığı”na dönüşen hikâye anlatıcılığı

Gelin ateşin etrafına toplanmış gibi yaparak Byung-Chul Han’a kulak verelim… Anlatının Krizi Felsefe Muhabbetleri: “Iyy!” dediğimde gerçekte ne derim? “Hikâye satıcılığı”na dönüşen hikâye anlatıcılığı Macar yazar Peter Nadas, ortasında devasa büyüklükte bir yabani armut ağacı bulunan köyden bahsediyormuş bir denemesinde. Sıcak yaz akşamlarında köylüler ağacın altında toplanıp birbirlerine hikâyeler anlatıyorlarmış. Bu köy bir anlatı topluluğuymuş […]

Read More

Zavallılar’ı niçin okumalı?

Alasdair Gray’in Zavallılar romanını beyazperdeye uyarlayan Yorgos Lanthimos’un -nedense- atladığı çok mühim kısımlarından bahsedeceğim bu yazıda. En basitinden kitapta kahramanın bizzat Alasdair Gray tarafından çizilmiş portresinin altında neden “Bella Baxter” değil de “Bella Caledonia” yazıyor olabilirdi mesela? Sonra Gray niçin kahramanımızı anlatırken “Geleceği parlak bir ulusun emekleme günlerinden” söz ediyordu. Bella neden durmadan “Bana daha çok […]

Read More

Mizah duygusunu yitiren bir dünyada Milan Kundera

Bir yazar düşünün; daha 40 yaşına gelmeden Nazilerin, ülkesini işgal ettiğine, aynı toprakların birkaç yıl sonra Stalinizme teslim olduğuna, Prag Baharı’yla gelen özgürleşmeye ve ardından bastıran yoğun Sovyet zorbalığına şahit olsun, dahası bunların hepsini romanlarında anlatsın… Kundera’nın ruh ve beden, hafıza ve unutuş, çıplaklık ve hazımsızlık, uçma arzusu ve zemini terk edememe, aşkın siyaseti ve […]

Read More

Ágota Kristóf’tan bir yazma dersi

Can Yayınları, Ágota Kristóf’un kısa otobiyografik anlatısı Okumaz Yazmaz‘ı ve  çocukluğundan ilhamla kaleme aldığı öyküleri Önemi Yok‘u basınca ben de Üçleme’den aldığım bu küçük yazma dersini Egoist Okur takipçileriyle paylaşmak istedim… Bence yazmakla ilgili herkesin ilgisini çekecektir.  Dilerseniz öncesinde Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan kitaplarıyla ilgili yazımı da okuyabilirsiniz. Ágota Kristóf’un dilini masallardan ödünç […]

Read More

Ágota Kristóf’un dilini masallardan ödünç alan üçlemesi

Macar yazar Ágota Kristóf’un savaş ve kıyım, zorbalık ve başkaldırı, aşk ve yalnızlık, arzu ve kaybediş, gerçek ve kurmaca gibi kavramlar üzerine kurduğu ve dilini masallardan ödünç aldığı üçlemeyi, yani Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan’ı okudunuz mu? Büyük Defter / Kanıt / Üçüncü Yalan Agota Kristof Çeviren: Ayşe İnce Kurşunlu Yapı Kredi Yayınları Kitaplarda […]

Read More

Kitaplarda okuduğumuz saçlar bize ne söyler?

Bu yazıyı Milliyet Sanat dergisi için yazmıştım, buraya da alıyorum. İran’da Mahsa Amini’nin öldürülmesiyle başlayan protesto dalgası sırasında yazmıştım. Okumanızı çok isterim… Shakespeare hakkında bilmek istediğiniz her şey Faulkner’ın öykücü olarak portresi Kitaplarda okuduğumuz saçlar bize ne söyler? L. Frank Baum’un Oz Büyücüsü romanının devam hikayelerinden birinde otuz kafalı bir prenses anlatılır. Prenses Langwidere, her […]

Read More