Egoist okur

Kaçak Kahramanlar, Küçük Prens’le buluşuyor

Fadime Uslu’nun yazdığı Kaçak Kahramanlar çocuklar için de yetişkinler için de şahane bir macera. KaVeYe’den, yani şu sıralar ortalığı sarmış durumdaki Kaygı Veren Yetişkinler’den uzak durmaya çalışan herkes bu romanı okuyup zevk alabilir. Hele dünyanın hâlâ harikulade bir keşif alanı olduğunu ve etrafa meraklı gözlerle bakmanın ihmal edilemeyecek kadar mühim bir iş sayılması gerektiğini düşünüyorsanız, […]

Read More

Bir bardak suyun kelebek etkisi

Tarkovski’nin Stalker filminden bir mesel geliyor aklıma: Kederli bir adam, içeri girenin en büyük arzusunun gerçekleştiği rivayet edilen odada, ölen kardeşinin “canlanmasını” diler. Döndüğünde evinin ağzına kadar elmaslar, zümrütler, yakutlarla dolu olduğunu görür ve intihar eder… Öyle ya! Minicik bir aralıktan en korunaklı mekanlara bile “hırsız” girebilir. Sırça fanus içinde özenle saklanan ruhlar bile kötülüğe […]

Read More

Semih Kaplanoğlu: “Kalbin tanıklığı; ölürken hissedeceğimiz şeylerin filmi…”

Yusuf Üçlemesi, Semih Kaplanoğlu’nun üçlemeye dahil olan üç filmi (Yumurta, Süt, Bal) ve onunla yapılan bir nehir söyleşiden oluşuyordu. Yusuf’un Rüyası adını taşıyan ve yönetmenin film dünyasına girmek için bir anahtar niteliği taşıyan nehir söyleşiyi sinema yazarı ve romancı Uygar Şirin gerçekleştirmişti. Aşağıda kitaptan Tarkovski’yle ilgili bir bölüm okuyacaksınız. “Kalbin tanıklığı; ölürken hissedeceğimiz şeylerin filmi…” […]

Read More

Geoff Dyer: “Her seyredişte bana harikulâde gelen o film…”

Kimilerinin “yaşayan en iyi İngiliz romancısı olmaya aday” dediği bol ödüllü yazar Geoff Dyer, Zona adını taşıyan yeni kitabında Andrey Tarkovski’nin 1979 tarihli başyapıtı Stalker’ı analiz ediyor. Konunun ilgimi çekmesinin sebebini beni tanıyan herkes anlamıştır: Dyer’la ortak bir noktamız var; Tarkovski ikimizin de en sevdiği yönetmen, Stalker’sa saplantıyla sevdiğimiz film… Dyer kitapta Tarkovski’nin çocukluk yıllarından, […]

Read More

Huysuz ve tatlı bir sosyalist

Bir tanecik Gökçe Gökçeer bu hafta favori kahramanlarımdan birini Mary Poppins’i yazmış. Herkesin sinemadan tanıdığı şekerli Mary’i değil tabii; sarışın Julie Andrews’a da, teatral Emma Thomson’a da benzemeyen gerçek Mary’i, yani keskin ve öfkeliyken yanına yaklaşılmaması gereken ve buna rağmen çok çok sevdiğim o acayip kadını… Barbie bebek şefkatinden tiksinen tehlikeli ve tekinsiz Mary, hayvanların […]

Read More

USTAM VE BEN: Yakılan tüm kitaplar adına bir ağıt

Aşağıda kitap kurdu ve editör arkadaşım Aycan Aşkım Saroğlu’nun Elif Şafak’ın yeni romanı Ustam ve Ben’le ilgili yazısı yer alıyor… Romandan bir bölüm okumak için…  Arzın merkezine inşa edilen bir roman “Her adımda kendini inkar eden, her mahallede mizaç değiştiren, aynı anda hem nikbin hem bedbin” olan şehr-i İstanbul’da, tarihin en görkemli imparatorluk kesitlerinden Kanuni […]

Read More

Kitap katli

Ustam ve Ben’in kahramanı Cihan, bir gece sarayın müneccimbaşısı Takiyyeddin’in yakılmak ve yıkılmak üzere olan rasathanesine giriyor gizlice, ustası mimar Sinan’ın arzusuyla… Yok olacak kitaplar, elyazmaları, haritalar, çizimlerden gücünün yettiğini heybesine atmak, kurtarabildiğini kurtarmak için. İşte o an tüyler ürpertici bir hadise gerçekleşiyor… Kitap katli “Bir an sonra oradaydı Cihan, pencereyi zorluyordu. Tahmin ettiği gibi […]

Read More

Gramer Nazisi: “Hey dostum, kusursuz gramer seksidir!”

Kendilerini Gramer Nazisi diye adlandıranları duymuş muydunuz? Ben çok sevgili Ayşe Karasu’nun HT Pazar’daki “Gramer Nazisi aranıyor!” başlıklı yazısından öğrendim ve fark ettim ki Nazi’nin gramer ırkçılığı yapanı karşısında boynum kıldan incedir, ona her durumda uslu uslu boyun eğebilirim… Neden biliyor musunuz, çünkü kusursuz gramer seksidir ve düzenli olarak yapılan gramer hatası kadar insanın seksapelini zayıflatan, […]

Read More

Bir İstanbul masalı: Obelisk ve banktaki kedi

“Gerçekler üzerine geldiğinde İstanbul’a sığınırdı. İstanbul mu kaldı sığınacak diyenlere boş gözlerle bakar, içten içe aşkının büyüsü bozulmamış diye sevinirdi de. Her daraldığında kendini tarihi yarımdanın, eski İstanbul’un bildiği, bilmediği sokaklarına atar, her seferinde ruhu bu sihirli kentten nasibini almış halde huzurla eve dönerdi. Hep böyle olmamış mıydı? Bambaşka dönüşümlere sahne olmuş semtlerinde bile üzüntüsünü […]

Read More

Kurgusal sokaklar

Ece Dorsay… Müzisyen. Şair. Kırmızı Karanlık ve Kum Saati diye iki albümü, Mor Rüya adlı bir şiir kitabı var. Söylediği şarkıların sözleri de müzikleri de kendisine ait. Jeff Buckley, Leonard Cohen, Morrissey, Janis Joplin gibi şair müzisyenlerden, deli ruhlardan etkileniyor en çok. Hiperaktif bir zihin, duyarlı bir kalp… Melankoliye eğilimli gibi ama bugünlerde kim yeterince […]

Read More

Hiç tanımadığınız bir erkek size kitap gönderirse…

“Bugünü ancak böyle kurtarabilirdin Tanrı’m, dedim. “Hiç tanımadığım bir adamın, kilometrelerce öteden baskısı olmayan kitaplar göndermesiyle…” “O zaman bu gece bu kitaplar için kahve yapalım. Bu kitaplar için Karaindrou dinleyelim. Bir deniz kıyısında, hep kurduğunuz bir hayalin gerçekleşmesi dileğiyle şimdilik sizi bırakıyorum. Ben peyderpey ve ilk sahibinin gönlünün istediği gibi sırayla kitaplarımı okuyayım. Hayatınızdan kitap, inanç, […]

Read More

Güzide Sabri: Soru işaretleri, belirsizlikler, karışıklıklar…

Başar Başarır’ı tanıyorsunuz, Egoist Okur’un en sevdiği yazarlardan biri… Ama yeni öğrendiğim bir özelliği daha var: O bir koleksiyoncu. Eski şeylerin kıymetini bilen; eski fotoğrafları, kitapları, dergileri, daha doğrusu eski diye bir kenara itilen ama yitip gitmelerine gönlünün razı olmadığı her şeyi toplayan biri. Sırf bu yüzden Facebook sayfasının müptelasıyım. Ama orada gördüklerimi, okuduklarımı anlatmayacağım, […]

Read More

Atlantis, yeryüzü felaketleri ve arkeoastronominin sırları

Mümtaz’ın İhsan için “O, sevdikleri için yolları kısaltmayı bilirdi” demesi gibi bazı kitaplar da yolları kısaltmayı bilir. Arkeoastronomi, Felaket Arkeolojisi, Kamusal Arkeoloji, Arkeogenetik, Bilişsel Arkeoloji yahut Deneysel Arkeoloji … Arkeoloji-Anahtar Kavramlar kitabı, gerçeğin peşinde koşan ve iğneyle kuyu kazarak ortaya çıkanlarla insanı anlamaya çalışan arkeoloji bilimini ve birlikte çalıştığı alanları öğrenmemizi sağlıyor. Atlantis, yeryüzü felaketleri […]

Read More

LACANIAN INK: Felsefe+edebiyat+pop kültür

Batıda tutkulu okurlar daha mı fazla, yoksa kendilerini daha mı az gizliyorlar, bilmiyorum. Belki daha meraklıdırlar. Yahut üşenmiyorlardır. Bildiğim, orada tek bir yazara ya da tek bir kitaba adanmış dergilere bile rastlanabildiği. Bunlardan biri de mesela Laurence Sterne’ün başyapıtı Tristram Shandy’e adanan The Shandean. Bir de tabii New York kökenli Lacanian Ink var; Jacques Lacan’a […]

Read More

Nejat İşler: “Hayat güzel, sevdiğim insanlar var, iyiyim yani. İyiyiz…”

“Çok sık kaçıyorum buradan ama çok sık da geri dönüyorum. Bir dengeyi korumaya çalışıyorum, diyelim. Çok fazla meşgul etmiyorum kendimi, boş işlerle oyalanmıyorum. İçten gelen bir tepkisellik benimki, net bir şey. Hakikaten, fiziksel olarak midem bu-lan-ı-yor. Öyle olunca kaçıyorum. Birkaç da rahatsızlığım var, strese dayalı. Kaçtığım zaman iyileşiyorum, geri dönersem nüksediyor hastalıklarım. Alarm zillerini duyunca, […]

Read More