Egoist okur

Hayaletli BBG evleri ve burç aldırma operasyonları

“Malleus Maleficarum, abi. Eskiden, taa ortaçağda felan, cadıları öldürmek için kullanılan bi tür çekiçe derlermiş. Cadı Balyozu. Aynı zamanda bu kitabın da adı. Yani eskiden böyle cincilik yapanların kullandığı el kitabı felan gibi bi şey abi. İşte cadıları şuyundan buyundan tanırsınız, şöyle mıhlarsınız falan gibi muhabbetler var kitapta.” Siz tabii cadı avcısı Alamancı Demir Usta’yla […]

Read More

Seçil Epik araştırıyor: Okuru aldatmak ne demektir?

Epik ne okuyor, biliyor musunuz? Bunun için Seçil Epik’in şahane bloguna göz atmanız gerekir. Hayatla ve kitaplarla maceralarını anlattığı blogunun adı da bu zaten: Epik Ne Okuyor? Kendini tanıttığı bölüme tek cümle yazmış: “Memleketi terk edip Nouvelle Zelanda adasına gidecektik.” E, gidelim, tutan mı var? Şahsen çağrıya uymayan için üzülürüm, Seçil gibi zeki, derin ve matrak biriyle her yere gidilir yani… […]

Read More

Süleymaniye’yi gezerken ŞÜŞÜTOWN’da kaybolmak

“Bu şehirde ‘bir tatlı huzur almak için’ çok yere gidebilirsiniz, hiç şüpheniz olmasın Behçet Kemal Çağlar’ın şiirine konu olan Kalamış’dan mülhem bu tabir bir başka şairin ‘bir semtini sevmek bile bir ömre değer’ini de haklı çıkarır. İstanbul’da yaşanan öyle herhangi bir sevgi ve huzur değildir. İçinde seçim yapma şansınızın olduğu ve size sıralanamayacak kadar çok […]

Read More

Aksu Bora: “Kitabın besin değerine değil, lezzetine bakarım”

Aksu Bora‘yla henüz şahsen tanışmadık, Twitter’dan takip ediyorum onu. Hem ufuk açıcı hem de eğlenceli olabilen şahane kadınlardan. Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi. Ayrıca iki arkadaşıyla birlikte “feminist hareketin güçlü ama feminist üretimin cılız olduğu” düşüncesiyle kurdukları Ayizi Yayınları‘nın ve üç ayda bir çıkan Amargi Dergisi‘nin editörü. Aksu Bora’nın okumayla ilişkisini, hangi kitapları sevip hangilerinden uzak durduğunu, […]

Read More

“Elveda” denmemiş bir aşkta şahane final

“Hakkını helal et” bir itiraftır aynı zamanda. Söyleyenin, kabahatinin sorumluluğunu üstlenecek cesarete sahip olduğuna işaret eder. O kişi, herhalde ömrü boyunca omuzlarında ağır bir yükle yaşamamak için “Hakkını helal et” demiştir. Öyle ya; bağışlanmamış suçlar yorar; yaşam enerjisinin katilidir. Cenaze törenlerinde ölenle bundan ötürü helalleşilir. Gidenin ama daha çok kalanın ruhu huzur bulsun, hayat devam […]

Read More

Dünyanın ilk şişme kadınının mucidi: ADOLF HİTLER

İlk şişme kadının neye benzediğini, Chuck Palahniuk’tan öğrendim. İsmi Borghild olan bu ilk şişme kadın, yüzünü 1940’ların ünlü yıldızı Käthe von Nagy’den ödünç almış. Vücudu ise Nazi İmparatorluğu’nun gönülsüz hizmetkarı, yönetmen Leni Riefenstahl’ın görüntülemeye bayıldığı iri yarı Kuzeyli kadın atletleri andırıyormuş. Mucidi de bizzat Adolf Hitler ve hizmetindeki bilim adamlarıymış. Nazi askerleri sıradan kadınlarla sevişip […]

Read More

TÜRK MUCİZESİ: Çılgınca yetenekli bir sürü M.K. Perker

Çizgi alemimizde denenmemiş, dolayısıyla tarihe geçecek bir olayla karşı karşıyayız. M. Kutlukhan Perker’in tek başına tasarladığı, yazdığı, çizdiği Türk Mucizesi, adı gibi mucizevi bir dergi. İçindeki öykülerin hiçbiri anlatımı, üslubu ve çizimi bakımından diğerlerine benzemiyor. Sanki Perker’in içinde bir sürü çılgınca yetenekli başka Perker’ler varmış ve her biri sırayla bu dergi için ter akıtmış gibi… […]

Read More

Bizim Marquis de Sade’ımızın gözünden İstanbul

Bir dönemin meşhur gazetecisi Refi’ Cevad Ulunay, sıkıntılı ve renkli geçen gazetecilik hayatına, birkaç güzel roman da sığdırmıştı: Köle, Enkaz Arasında, Sayılı Fırtınalar, Eski İstanbul Yosmaları, Mermer Köşkün Sahibi, Dağlar Kralı… Selim İleri’nin de daha önce yazdığı gibi romanlarında eski İstanbul’u, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem insanlarını, kabadayıları, yosmaları, eşkıyaları, tulumbacıları, varlıklı ama çizgidışı yaşayan hanımları […]

Read More

Barbaros Altuğ: “İçimde uzun zamandır uyuyan bir hikaye vardı”

Edebiyat dünyamızın en kendine has karakterlerinden biri Barbaros Altuğ. Başta yazar ajanıydı, sonra sivri dilli, can yakan eleştiri yazılarıyla da dikkat çekmeye başladı. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, fikri neyse açıkça yazıyordu ve buna alışık olmayan bizler için basbayağı yeni bir durumdu bu. Haliyle Barbaros Altuğ bazılarınca sevilen, bazılarınca nefret edilen ama hep çok merak edilen biri […]

Read More

COLETTE: “Şu gülden başka hiçbir şey beni avutamaz!”

Jane Austen bir bahçesi olmadığı zamanlarda neden yazamaz hale gelmişti? Jean-Paul Sartre kendi halinde bir parktan neden ölesiye nefret ediyor, o parkın tetiklediği “bulantı” duygusuyla tüm yaşamı boyunca nasıl mücadele ediyordu? George Orwell’ı en güç koşullarda toprağında delice çalışmaya iten neydi? Birkaç bodur, çirkin saksı çiçeği Marcel Proust’a ne ifade ediyordu? Voltaire, “Bahçemizi ekip biçelim,” […]

Read More

Neslihan Elagöz’den Proust Çığlıkları: Marcel’in öldürücü alışkanlığı

Marcel Proust’un kronik erteleme alışkanlığını ilk öğrendiğimde, “A, ne kadar güzel” demiştim. Demek ki bu korkunç alışkanlığa rağmen Marcel Proust bile olunabiliyordu. Eh, ben de bi’ şeyler yapabilirdim belki. Karşılaştırmak yersizmiş, yıllar sonra anladım. Ben hâlâ her şeyi erteliyor, erteliyor, erteliyorum… Proust okumak hariç! O hâlâ okunuyor, okunuyor, okunuyor… Neslihan Elagöz’ün taa ne zaman gönderdiği […]

Read More

KÜRAR: İyileştirici bir hürmetsizlikle bakan hikayeler

Melike Uzun, “Kürar”da iyilikle kötülüğü bazen ayrıştırıp birbirlerinin üzerinden, bazen de eşleştirip birbirlerinin içinden çıkararak anlatırken, daha çok şiddetin zeminine yerleşiyor. İyilikle kötülüğü anlatmak için doğru bir zemin seçildiği için de, şiddet, bakar bakmaz görünen yüzlerinden, kolay kolay seçilemeyecek görünümlerine doğru yüz değiştiriyor. Genişledikçe genleşiyor ve böylece, hem iyiliğin hem de kötülüğün, kısaca insanın en […]

Read More

LAURA KIPNIS: “Her ideolojinin hainleri çıkar, aşk hariç!”

Amerikalı akademisyen Laura Kipnis, Karl Marx’ın üç ciltlik dev eseri Kapital’i aşka dair bir kılavuz gibi yorumlamış ve  sağdan soldan, kadın erkek birçok kişiye “Bu kadar da olmaz ki!” dedirtmişti. Kipnis’in yazdığı Aşka Hayır’a göre, hayatımızın 24 saati çalışmakla geçiyor. 8 saat işyerinde, 16 saat de evde, aşk için… Olabilir mi? Bakalım… AŞK şahane bir […]

Read More

Cesur bir yüzleşmenin romanı: GÖZLERİNİ KAÇIRMA

“Seni uyandıran, kalçalarına dayanmış sert bir cisim oldu. Üstelik hareket ediyordu. İlk önce ne olduğunu anlayamadın. Çünkü nerede ve kimin kollarında uyuduğunu unutmuştun. Gece, hatırlanmaya çalışılan bir rüya gibi zihninde hayal meyal canlandığında cismin ne olduğunu da anladın. Yatağın sol tarafına, duvarla onun arasında yüzün duvara dönük yatıyordun. Seni yine köşeye sıkıştırmıştı. Belki de felsefe […]

Read More

Concetta Leone ve kalemleri

“24 renk gazlı kalemim olsun isterdim, ilkokul yıllarında. Şimdi çok komik geliyor ama, benim en büyük çocukluk hayalimdi. Gözüm tüm renklere doyacaktı. 24 renk, hepsi bir arada. Yoktu o yıllarda Türkiye’de. Sonra canım Yasemin ablam Almanya’ya gitti ve bana şöyle katlanır, 24 renk gazlı kalem hediye getirdi. Dün gibi gözümün önünde. Kapağının yarısı şeffaf, yarısı […]

Read More