Egoist okur

Müge İplikçi: “Dikkafalı, sevecen ve uzlaşabilir. Uzlaşmayabilir de!”

Bedenimizde neremizi seviyoruz ve neremizi sevmiyoruz, neden? Oya Baydar’ın kitabını okurken zihnime takılan sorudan sonra birkaç kadın yazara bedenlerine dair takıntılarını sordum. Beğenmedikleri ya da tam tersi, onlara gurur veren fiziksel özelliklerini… O yazarlardan biri de Müge İplikçi’ydi… Müge İplikçi: “Dikkafalı, sevecen ve uzlaşabilir. Uzlaşmayabilir de!” “Yaşım ilerledikçe bedenimi dinlemeyi öğrendim. Bedenin harika bir işleyişi ve […]

Read More

Vivet Kanetti’den bilinç sandıklarına kapatılanların romanı: HUYSUZ BÜYÜYOR… BARİ

“Bizimkilerin dillerinden düşürmedikleri bir sözcüktür ‘bari’. İçine sandıklar dolusu sitem (nankörsün, kadirbilmezsin, vefasızsın), istihza, kinaye, azar, pazarlık, homurtu, vızıltı, hepsinin süzülmüş karması, daha fazlası, kıyıda köşede ne bulursanız tıkıştırırsınız. Bari… Kimden çıkmıştı bu aile sakızı; yani kim moda etmişti, şimdi sorsanız bizimkiler de hatırlamaz, o derece küflü zamanlara uzanıyor olsa gerek herkesin diline zamklanışı, herkesin […]

Read More

Ülker İnce: “Çeviri çevirmenin metnidir; o üretmiştir…”

Toni Morrison, Amanda Filipacci, Lawrence Durrell, Italo Calvino gibi müthiş yazarlardan yaptığı çevirilerle tanıyorsunuz Ülker İnce‘yi. Mesela adını duyduğumda benim aklıma olağanüstü bir titizlik ve zarafetle Türkçe’ye kazandırdığı İskenderiye Dörtlüsü geliyor ilkin. Oscar Wilde‘ın Dorian Gray’in Portresi romanının ilk kez sansürsüz yayınlandığı haberini vermiştim size daha önce. O da Ülker İnce’nin çevirisiydi. Ona “nasıl iyi […]

Read More

ISADORA: Devrimci bir dansçı, savaşçı bir tanrıça…

“O sadece bir dansçı değil, dansını özgürlüğe, kadına, çıplaklığa, acı çeken toplumlara, geleceğin çocuklarına adayan büyük bir devrimci, bir savaşçı tanrıçaydı. İflah olmaz ve ‘utanmaz’ bir asi, sanat ve edebiyat âşığı bir aydındı. ‘Kanunları yapan toplum bir erkek toplumudur; kadınların rolü olmadı bu düzende. İşte gerçek skandal bu. Gerçek utanç!’ demişti bir keresinde. Feministti. Ama […]

Read More

Gülayşe Koçak: “O mükemmel ilk cümleyi aramaktan vazgeçin!”

Arkadaşım Sibel Ateş Yengin, yetenekli bir kadın. Halihazırda Akşam gazetesinin hafta sonu ekleri için şahane söyleşiler yapıyor. Ondan önce de yıllarca çeşitli televizyon dizileri ve sinema filmlerinin kostüm tasarımcısı olarak çalıştı. Ayrıca gölgeli ve tekinsiz öykülerden oluşan ilk kitabını tamamlamaya çalışıyor. Yakında okuyacağınızı umuyorum… Şimdi sizi Sibel’in Egoist Okur için yaptığı Gülayşe Koçak röportajıyla başbaşa […]

Read More

Selim İleri: “Masum geçinenlerin kötülüğü iktidardakilerden az değil”

Arzu Akgün ve Selim İleri bu röportajda edebiyattan konuşup tarihe daldılar. Edinilmiş romantizmden, öğrenilmiş tebessümden, insandaki ölümsüzlük arzusundan, rüyalardan, telepatiden, ispirtizmadan, acının gerekliliğinden, merhametten, çöp evlerin güzelliğinden bahsettiler. Okudukça daha da çok sevdim ikisini de; Selim İleri’yi hayranlığım arttı. Sonra canımın, hafızamın, ruhumun acısı geçsin diye kendimi Mel’un’a teslim ettim. Siz de öyle yapın. Mel’un havalı civalı […]

Read More

Ahmet Altan’dan Son Oyun, J.K. Rowling’den Boş Koltuk

J.K. Rowling’le Ahmet Altan’ın beklenen romanları Boş Koltuk ve Son Oyun arka arkaya yayınlandı. Bu da yayıncılık piyasasında kaçınılmaz olarak “Hangisi daha çok ilgi görecek?” şeklinde bir tartışmaya yol açtı… Ama aslında hararetle beklenen romanlar olmaları ve anlattıkları olayların hayal mahsulü birer kasabada geçmesi dışında iki roman arasında pek benzerlik yok… Ne var peki? İşin […]

Read More

Deniz Durukan anlatıyor: Fahriye Abla’dan Çanakkaleli Melahat’e

Üniversitede İngiliz ve Amerikan edebiyatı okumuştum. Oradaki eğitim sisteminin hepimizi şiir ve edebiyatın erkeğe özgü bir sanat olduğuna inamaya yönlendirdiğini yıllar sonra fark ettim. “Kadınlar yazmayı beceremez” denmiyordu okulda elbette ama kadın şairler neredeyse yok sayılıyordu. Daha çok erkek eleştirmenlerle edebiyat tarihçilerinin methiyelerine mazhar olmuş erkek şairleri tanıyıp öğreniyorduk. Geçen hafta Deniz Durukan’ın da dahil […]

Read More

Zeynep Ergun röportajı: “Erkeğin yittiği yer, özlenen bir yer”

İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda okurken ufkumu açan, bazı şeyleri öğrenmemi, geri kalanı da sorgulamamamı sağlayan, kısacası hayatımı bir şekilde güzelleştiren insanlardan biri de sevgili hocam Zeynep Ergun’du. Aşağıda Mine Akverdi’nin Zeynep Hanım’la yıllar önce Erkeğin Yittiği Yerde kitabına dair yaptığı röportajı okuyacaksınız. Zeynep Ergun röportajı: “Erkeğin yittiği yer, özlenen bir yer” Bu incelemeyi yapma fikri […]

Read More

Serhan Ergin’le içinden Romain Gary geçen söyleşi

Serhan Ergin, Yürek Tutsağı adlı romanıyla Everest Yayınları İlk Roman Ödülü kazandı. Ergin edebiyatı şöyle anlatıyor: “Yazmak, ölüme meydan okumaktır. Çaresizliğimizi yırtmaya çalışmak. İkinci husus ise şudur: Edebiyat, belki genel anlamda sanat demek daha doğru, insanlığın evrensel vicdanını kurar, oluşturur.” Gelin sizinle anlaşalım, siz Serhan Ergin’in kitabı Yürek Tutsağı’nı okuyun, ben de ilk fırsatta Egoist […]

Read More

Selim İleri: “Edebiyat çok narin bir silah, öldürmek için yaratılmadı”

Edebiyatta 43 yılı geride bırakan Selim İleri, uzun süre ara verdiği öyküyle çıktı karşımıza. “Yağmur Akşamları” yazarın edebiyat dünyasıyla ilgili anılarının kırgınlık ve mutluluklarının tuhaf bir toplamı. Kurmacayla hakikat arasında bir alacakaranlık kuşağı… Çok sevdiğim, saydığım, edebiyatımızın can damarlarından biri olduğuna inandığım Selim İleri’yle son kitabını Habertürk Gazetesi’nde edebiyat söyleşileri gerçekleştiren Ümran Avcı konuştu. Selim […]

Read More

Orhan Alkaya: “Aşkı yakaladığınız zaman talihli bir zamandır, onu başka uğraşlarla bölmeyin”

*Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizisinin bir çeşit halk kahramanına dönüşen kahramanı Hikmet Karcı ya da daha sık kullanılan adıyla Balıkçı’yı canlandıran Orhan Alkaya, Türk edebiyatının en önemli şairlerinden biri. Alkaya ile yeni kitabı Altı’dan yola çıkarak bir söyleşi yaptık. Bize başkaldırıyı, aşkı, büyümeyi ve en çok da şiiri anlattı… “Aşkı yakaladığınız zaman talihli bir […]

Read More

Perihan Mağden’den heves kırma kültürüne dair

“Benim için bir Oğuz Atay vardı. Onun roman kahramanlarının zihinlerinden geçenler benim de hissettiğim, düşündüğüm şeylerdi, onlarla özdeşleşebiliyordum. Dostoyevski romanlarındaki insanlarla da özdeşleşebiliyorum. Buradan başka örnek bulmak zor, bir Türk Leonard Cohen’i yok ki onun şarkılarıyla özdeşleşeyim. Bu toplumdaki birtakım şeyleri beğenmek için kendimi zorlamam gerekiyor. Yoldan yordamdan çıkıyorum, beğenmeye çalışıyorum. Duman grubunun bugüne dek hiç […]

Read More