Egoist okur

Pardon, neye bakmıştınız?

Bundan sonra kimse bir sanat eserine bakıp “Ben bundan hiçbir şey şey anlamadım” yahut “Ne kadar kolay görünüyor, aynısını ben de yapardım” demesin. BBC’nin sanat editörü Will Gompertz, modern sanatın 150 yıllık şaşırtıcı, sarsıcı kimi zaman da tuhaf hikayesi anlatırken bir yandan da bir şeyi sanat yapanın ne olduğunu zerrece kafanızın karışmasına müsaade etmeden, tane […]

Read More

Shakespeare’in titremesi, Orwell’in öksürüğü

Evleri, bahçeleri, çalışma odaları, yatak odaları, yetmedi çalışırken atıştırmayı sevdikleri yiyecekler; edebiyatçıların özel hayatlarına dair merakımız hiç geçmeyecek gibi. Bu konularda arka arkaya kitaplar çıkıyor. Ama bence en enteresanı bu elimdeki, yani “Shakespeare’in Titremesi, Orwell’in Öksürüğü”. Konu? Bildiniz: Büyük yazarların hastalıkları ve tedavi süreçleri. Jack London’ın ruhundaki fırtınalar, Jonathan Swift’in saplantılı temizlik düşkünlüğü, James Joyce’un geçirdiği […]

Read More

Gece senin, rüya senin, masal senin, sabah senin…

Sevginin büyüyle ve mucizeyle ilgisi yoktur. Gökten elma düşmeyecek bize. Sevmediğimiz bir markete gidip tek tek seçmek zorunda kalacağız. Kasada sıra beklerken üyelik kartı arayacağız çantamızda. “Perdemiz kadife olmasa bile”, Ikea da güzel olacak sevince. Günün yorgunluğuyla bir film izlemeye çalışırken o elmalar bitmeden uyuyakalacağız. Judith elmanın bir dilimini bu güzel kitap için ona ayırdığımızı […]

Read More

50 yaşında bir ölümsüzlük elbisesi: YANIK SARAYLAR

Sevim Burak’ın ölümsüz eseri “Yanık Saraylar”, 50. yaşını kutluyor… Böyle sıradan bir cümleyle başladığım bu girizgâhın devamında sizinle, güzel bir kadının sıra dışı yazım dünyasının kapısını aralayacağız. Ve bunu belki de onun öyküleri üzerine yapılan en kapsamlı incelemenin mihmandarlığında gerçekleştireceğiz. Sevim Burak için “O, benim annelerimden biri” diyen akademisyen Seher Özkök’ün Sentez Yayınları’ndan çıkan “Yaşama […]

Read More

Mad Max/Fury Road: “Kadınlar nesne değildir!”

Ünlü yönetmen George Miller, 30 yıl aradan sonra kusursuz bir devam filmiyle karşımızda. Nefes kesen fütüristik aksiyon “Mad Max: Fury Road”un kadrosundaki en ilgi çekici isimse “Vajina Monologları” adlı sansasyonel tiyatro oyununun yaratıcısı aktivist yazar Eve Ensler. Duyunca, hele filmi seyretmemişseniz şaşırabilirsiniz ama Ensler, danışmanlığını üstlendiği “Fury Road”un tepeden tırnağa feminist bir film olduğunu söylüyor. […]

Read More

Kemal Hamamcıoğlu: “Anlaşılmayı bir kenara bırakalım, sevmeyi konuşalım”

Sahnelendiği ilk günden itibaren büyük heyecan yarattı “Garaj”. Esas karakterleri bir otoparkta karşılaşan daha doğrusu “çarpışan” iki ruh; fotoğrafçılık öğrencisi Kahraman ve Orkide adını seçmiş bir trans. Birbirlerinden farklı kişiler oldukları için çarpışmanın şiddeti de haliyle ikisi için farklı oluyor. Ve biz, izledikçe, tanıdıkça ikisini de seviyoruz ama başka başka şekillerde… Kahraman, korkuları ve tedirginlikleriyle […]

Read More

Tuhaf Günler Peşimizde

Bu yazıyı epey önce yazmıştım, bir yerlerde de yayınlanmıştı ama Egoist’e almakta geciktim. Anlayacağınız tanıtacağım kitap yeni değil ama mutlaka okumanızı isterim. Çünkü çok güzel, çok hikayeli, çok sihirli… Bellocq’un çektiği fotoğraflardan biri. Tuhaf Günler Peşimizde İletişim Yayınları’ndan çıkan “Tuhaf Günler Peşimizde” adlı kitabı, Beat kuşağı adamlarına benzeyen Halil Turhanlı yazmış. New Orleans’ta geçen ve […]

Read More

Jung’un başyapıtı: Kırmızı Kitap / Liber Novus

Latince adı “Liber Novus olan “Kırmızı Kitap”, İsviçreli ünlü psikoanalist ve kuramcı Carl Gustave Jung’un 1913’te başlayıp 1919’da tamamladığı en ünlü eseri. şimdi nihayet orijinal çizimleriyle bizde de yayınlandı. Kırmızı Kitap Kitap şahsi bir günce formunda kaleme alınmış ve Jung’un elleriyle resimlediği mandalalarla zenginleştirilmiş. Anlaşılan o ki Jung, 1913’te patlamak üzere olan kaosun, yani Birinci […]

Read More

127 Saat ve Çehov’un silahı

Çok sevgili arkadaşım, beni sinemayla barıştıran insan Mehmet Erdugan, Vertigo köşesinde bu kez çok sevdiğim bir filmi yazıyor. Danny Boyle’un 1975 doğumlu  dağcı Aron Ralston’un hayat hikayesinden uyarladığı “127 Saat”i… “İyi de kim yani bu Aron Ralston?” diye soranlara “İdollerimden biri, kahramanım” demek isterim. Okuyun lütfen. Bir filmin bize tüm varoluşumuzu nasıl da sorgulatabildiğini hatırlayın… […]

Read More

DELAL ARYA: “Ruhumun yarısı deniz, öteki yarısı İstanbul”

Delal Arya, açık denizlerde geçen soluk kesici maceralardan oluşan “Yedi Denizlerde” ve “Pera Günlükleri” adlı iki fantastik kitap serisinin yaratıcısı. İkisi de Can Yayınları’nın Heyecanlı Kitaplar serisinden çıkıyor. “Pera Günlükleri”nde hikâyeler hep İstanbul’un gerçek ya da hayali sırlarıyla ilgili oluyor. Araya seyyah Marco Polo, polisiye yazarı Agatha Christie, mimar Alexander Vallaury, casus Mata Hari ve […]

Read More

Javier’in melankolisi: Aldatmak bir cinayet şekli olabilir mi?

Tesadüfen gerçekleşen bir olay, peşi sıra gelen ani bir ölüm, kulak misafiri olunan tuhaf bir diyalog… İspanyol yazar Javier Marias, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan yeni romanı “Karasevdalılar”da, “Tesadüf diye bir şey yoktur” diyor. “Tesadüf sandığımız şey, çevremizde olup bitenlere kayıtsızlığımızdan bir an için sıyrıldığımızda fark ettiğimiz şeydir çoğu zaman. Halbuki dikkatimizi her daim hazır tutsak, […]

Read More

Çok acayip bir amca ve arkadaşı zebra!

Gökçe Gökçeer’in yazılarını ne kadar sevdiğimi biliyorsunuz. Bu yazı için de ona sıkı sıkı sarılmak istedim. Beni böyle tatlı bir kitapla ve şahane yazarıyla tanıştırdığı için. Efsane grup Mavi Sakal’ın solistiyken kariyerine solo devam etmeyi seçen ve daha da güzeli bu kariyeri çocuk kitaplarıyla renklendiren Genç Osman Yavaş’ı, Gökçe gibi artık ben de takip edeceğim. […]

Read More

Feride Çiçekoğlu soruyor: “İstanbul neye itiraz etti?”

Bazı kitaplar okumaya başlar başlamaz şölene dönüşür; konu ne olursa olsun mutluluk yaratır. Feride Çiçekoğlu’nun Metis Yayınları’ndan çıkan “Şehrin İtirazı” kitabı da benim için öyle. Çiçekoğlu isyanını, öfkesini gizleyemediği fakat naifliğinden hiçbir şey kaybetmeyen diliyle, benim gibi sinemayla başı hoş olmayanların bile ilgisini hep canlı tutuyor. Alt başlığı “Gezi Direnişi Öncesi İstanbul Filmlerinde İsyan Eşiği” […]

Read More

Mehmet Erdoğan yazdı: “Hatırlar mısın, fakir ama gururlu bir genç vardı!”

Mehmet Erdugan’la sevgili arkadaşım Sayım Çınar sayesinde tanıştım ve sinema aşkından etkilendim, bilgisine, zevkine hayran kaldım. Bu hafta gösterime giren “Mad Max: Fury Road”a beni götürdüğü için kendisine ayrıca minettarım, resmen üç gündür “Mad Max” sarhoşluğu yaşıyorum. O ne güzel bir gündü öyle :) Her neyse, esas haberim şu: Mehmet’in bundan sonra Egoist Okur’da Vertigo […]

Read More

Nermin Yıldırım: “Gülerek direnmek diye bir şey var…”

Bir süredir Barselona’da yaşayan Nermin Yıldırım’la Doğan Kitap’tan çıkan son romanı “Unutma Dersleri” vesilesiyle bir röportaj yaptık ve romanını, Barselona ile İstanbul arasında mekik dokuduğu hayatını, rastlantı eseri bulduğu Mazi İmha Merkezi’nde aşkının acısını değil ama ona yaşattığı mutlulukları unutmak isteyen kahramanı Feribe’yi konuştuk. Yazıyla ilişkisinin ne zaman, nasıl başladığını sorduğumda, “Sanırım hep hayatımdaydı yazı. […]

Read More

L.X. Polastron: “Modernizm budalalığa engel olamadı”

Akademisyen Lucien X. Polastron, Everest Yayınları’ndan çıkan şahane kitabı “Kitap Yakmanın Tarihi”nde bir kitapseverin en büyük kâbusunu anlatıyor ve kitapların, kimi zaman da koca koca kütüphanelerin insanın küçük hırsları uğruna barbarca yok edilmesinden bahsediyor. Polastron, “Herkes gibi ben de İskenderiye ya da Qin Shiuang Di kütüphanelerinin hikâyelerini biliyordum. Derken kâğıdın evrensel tarihi hakkında çalışmaya başladım […]

Read More

Felaket haberleri neden moralimizi düzeltir?

Alain de Botton Sel Yayıncılık’tan çıkan “Haberler”de başkalarının başına gelen talihsizlikleri okumanın bizi neden rahatlattığını, Ergun Kocabıyık Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nden çıkan “Dünyanın Fısıltısı”nda doğanın şifreli bir dille bize ne anlattığını araştırıyor. Modern edebiyatın dahilerinden Kurt Vonnegut ise April yayıncılık etiketli matrak bilimkurgu romanı “Şampiyonların Kahvaltısı”yla çıkıyor karşımıza… Alain de Botton’un sağındaki kolaj bu adresten alındı. Haberler Gazete […]

Read More

Betül Mardin: “Hatalarını düzeltmek için elinden geleni yap, çünkü ikinci bir hayatın olmayacak”

Arif Mardin’in kız kardeşi. Haldun Dormen’in eski eşi. Ayşe Arman’ın kayınvalidesi. Ve elbette bir süredir Alya’nın babaannesi. Betûl Mardin, “halkla ilişkiler” dendiğinde akla gelen ilk isim. Benzersiz bir şahsiyet. Yıllardır topuzundan, pantolonundan ve bastonundan vazgeçmemiş. Bunları şekle dair ayrıntılar sanıyorsanız yanılıyorsunuz; Betûl Mardin, sadece nasıl biri olacağına değil, nasıl görüneceğine de baştan karar vermiş ve […]

Read More

Siyaset varken ölümsüzlük için uğraşmaya DEĞMEZ

İsmail Güzelsoy, “Fennî Sihirler” adıyla yayımlanacak romanların ilki olan “Değmez”de var oluşa ilişkin büyüleri şimdiye kadar tam anlamıyla çözülememiş fakat birbirleriyle sıkı bir ilişki içinde oldukları hep sezilmiş iki büyük sırrı iç içe işliyor: Aşk ve ölüm. Ayrıca bize “kendisine benzemeyen hiçbir şeye yaşam hakkı tanımayan öfkeli kalabalığın çocukları” olduğumuzu hatırlatırken, aşkın ve ölümün yarattığı […]

Read More

Arzu Akgün, Reşad Ekrem Koçu’nun mezarını ararken…

Artık hepimizin malumu; ister sadece arkadaş olsun ister sık sık uğranan bir sahaf yahut daha başka, daha mühim bir şey, Arzu’nun hayatına girmiş, girecek bütün erkekler Reşad Ekrem Koçu’yu bilmek, kabullenmek zorunda. Arzu dediğim, biliyorsunuz, fotoğraftaki güzel, tatlı kız. Egoist Okur’un yazarlarından. Bu defa Doğan Kitap’ın yeniden yayınlamaya başladığı Reşad Ekrem Koçu külliyatını yazdı. Daha doğrusu […]

Read More

Mevsim Normalleri: Unutmanın başlangıcı…

“Mevsim Normalleri, son zamanlarda adından sıkça bahsedilen Neslihan Önderoğlu’ nun ikinci öykü kitabı. Önderoğlu kişisel dramları çevre koşulları tarafından belirlenmiş öykü kişileriyle; kahraman olamamış veya bunu istememiş, metin sürecinde değişip gelişmemiş karakterleriyle çattığı öykülerinde, söyleyiş biçimini titizlikle seçiyor. Kamerayı bir noktaya odaklayıp okuma zamanında oluşan sahneye ışığı nereden tutacağını ve öyküye yapacağı renk müdahalesini okura […]

Read More

Jeffrey Eugenides: “Middlesex’i yaralarımızı iyileştirsin diye yazdım”

Jeffrey Eugenides’in ünlü romanı “Middlesex”ten daha önce birkaç kez bahsetmiştim. Domingo Yayınları’ndan Solmaz Kamuran çevirisiyle çıkan romanın, Bursa’da başlayıp İzmir’de devam eden, oradan Amerika’ya hatta Berlin’e uzanan bir hikâyesi var. Hikayenin bizi ilgilendiren kısmıysa, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mübadelenin öncesini ve sonrasını anlatması… Kendi ailesinin geçmişte yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı bu roman için Eugenides uzun […]

Read More

Nermin Yıldırım: “Anlamadan biriktirmek, bunların hayat diye yaşadığı…”

“Şimdi ben uzun bir uçak yolculuğunun ardından vardığım garip bir Avrupa şehrindeyim. Dışarıda son model arabalar, evin içinde üst üste yığılmış eşyalar, televizyonda reklamlar ve bitmek bilmeyen oyun havaları… Sizi temin ederim ki bayanlar baylar, burası soytarılarla dolu, mülevves kokulu, korkunç bir panayır alanı! Hediye edildiğim kadın, beni kıymetli el yazması kitaplar gibi, kitaplığının nezih […]

Read More