









Mabel Matiz’in yeni albümü “Gök Nerede” çıktı. Şahsen albümü çok beğendim; Mabel’in sesini, şarkılarını, yazdığı sözleri, atmosferin usul usul başlayıp sonlara doğru “delirmesini”, Prag’da çekilmiş fotoğraflarını… “Dandy” kelimesinin vücut bulmuş hali gibiydi o fotoğraflarda. Bu çok sevdiğim eski kelime, “sözü olan bir şıklığı” anlatıyor. İnsanın kılığıyla, kıyafetiyle, saçıyla, duruşuyla, bu kelimeyi ilk kez tanıtan Oscar […]
Read More
Faşizmin günümüzde nasıl durmadan “yeni kan” ve “yeni ruh” aradığını, insanları, bilhassa gençleri nasıl baştan çıkarıp zehirlediğini anlatan “Vahşi Sürü”, Alman yazar Daniel Höra’nın kaleme aldığı muazzam bir roman. Höra’nın kitapta dile getirdiği sorular sadece Almanya için değil burası için de geçerli: Kağıt üstünde tamamen karşı olacağımız fikirleri nazik görünümlü ve düzgün giyimli bir yabancıdan […]
Read More
Bedenimizde neremizi seviyoruz ve neremizi sevmiyoruz, neden? Oya Baydar’ın kitabını okurken zihnime takılan sorudan sonra birkaç kadın yazara bedenlerine dair takıntılarını sordum. Beğenmedikleri ya da tam tersi, onlara gurur veren fiziksel özelliklerini… İşte biriciğimiz Aslı Tohumcu’nun cevabı… Kırmızılı bordolu bir cevap oldu onunki, iç ısıtan, ferahlatan, gülümseten… Okuyunuz, seviniz :) Aslı Tohumcu: “İnsanları sadece yazdıklarıyla değil, […]
Read More
Bedenimizde neremizi seviyoruz ve neremizi sevmiyoruz, neden? Oya Baydar’ın kitabını okurken zihnime takılan sorudan sonra birkaç kadın yazara bedenlerine dair takıntılarını sordum. Beğenmedikleri ya da tam tersi, onlara gurur veren fiziksel özelliklerini… Beni kırmayarak açık yüreklilikle cevap verenlerden biri de annelik ve yazarlığı şahane bir şekilde barıştıran Aslı E. Perker oldu. Aslı Perker: “Karnım bir daha eskisi […]
Read More
Açgözlüler, varyemezler, hüsnü kuruntular, çabuk heyecanlanıp zor gözyaşı dökenler. Sezer Duru sanki büyük bir müzikale karakter seçiyor. Sahne, sürekli yeni insanlarla doluyor. Bir karakteri, hemen, öteki takip ediyor. Herkes nefes nefese kalırken, Duru konumundan zerre sarsılmıyor. Duru edebiyatının özeti bu, daralan anlara sığdırılan öz ve herkesin gelip geçiciliğinde kendi kalabilmek. “Hoş Hikayeler”, bu bağlamda yazarın […]
Read More
Ömer Açık adını ilk kez duymuştum. Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan romanı Menekşe İstasyonu da okunacaklar listemdeydi fakat acele etmek için de bir sebebim yoktu. Bir sabah öylesine çantama attım, işe giderken, vapurda okumak için ideal olabilir diye düşünerek… Şimdi bu söylediğimi abartılı bulacaksınız ama kitap gerçekten kendini bana okuttu. Kendi iradesi ve isteğiyle. Nasıl oldu bilmiyorum ama oldu. Başladıktan sonra […]
Read More
İstanbul Şehir Üniversitesi, “Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği” projesi çerçevesinde ünlü araştırmacı, biyografi yazarı ve vakanüvis Taha Toros‘un uzun yıllar boyunca biriktirdiği ve özenle koruduğu arşivini kütüphanesine kazandırdı. “Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği” projesi Ünlü araştırmacı, biyografi yazarı ve “vakanüvis” Taha Toros, 1910’da Adana’nın Tarsus ilçesinde doğdu. 2012’de öldüğünde ise ardında 37 kitap ve çok büyük bir arşiv […]
Read More
Yaşar Kemal öldü, çok üzgünüz. O yüzden bir ay kadar önce, 18 Ocak’ta yayınladığım bu yazıyı yeniden okumanın tam vakti… Türk edebiyatının yaşayan en büyük ismi Yaşar Kemal’in hastaneye kaldırıldığı haberini duyalı çok olmadı. O yüzden onu çok sevdiğini bildiğim bazı yazarlara ve şairlere gidip Yaşar Kemal’i anlattırdım. Hem usta iyileştiğinde okursa eğer biraz neşelensin ve gücünü daha […]
Read More
William S. Burroughs’un Çıplak Şölen’de anlattığı yapay penis… Virginia Woolf’un fare renkli mütevazı insanları… William Faulkner, Anais Nin, David Foster Wallace, Don DeLillo, Ranier Maria Rilke, Arthur Janov… İşte isimlerini romanlardan, yazarlardan, roman kahramanlarından hatta romanlarda geçen ayrıntılardan alan müzik grupları… Ve elbette parçaları. Steely Dan’den The Doors’a, Veruca Salt’tan House of Love’a adlarını romanlardan […]
Read More
Gökçe Gökçeer gene yapacağını yaptı ve bana bayılacağım türden bir kitap keşfettirdi. (Tabii size de.) Shirley Hughes ve kızı Clara Vulliamy’nin yazıp resmettiği kitabın adı, “Dixie ve Percy Elmas Hırsızlarının Peşinde”… Eski usul havaları ve tatlılıklarıyla kalbimi çalan Dixie ve Percy’inin maceralarını hemen alıp okuyacağım. İçimde öyle bir his var ki bunu yaptığımda kendimi çok sevgili, canımın içi, […]
Read More
Bir süredir pop gecelerinde şunu fark ediyordum: Şarkıları uslu uslu dinleyenler sıra onun şarkılarına gelince canlanıyor, adeta şarkıyı yaşar hale geliyordu. “Anlamazsın”, “Bambaşka Biri”, “Uykusuz Her Gece”, “Kimler Geldi Kimler Geçti”; herkesin bir Fikret Şeneş şarkısı vardı. Ve istisnasız hepsi kadının özgürleşmesine, bağımlılıklarından, mecburiyetlerinden kurtulup kendi ayakları üzerinde dimdik durabilmesine dairdi… Pop müziğimizin ilk kadın […]
Read More
Bir süredir dünya tiyatro sahnelerinde Woyzeck fırtınası esiyor. Halbuki epey eski bir oyun. Alman yazar Georg Büchner 1800’lerin başında yazmış ve tamamlayamadan ölmüş. Eleştirmenlerse bugün oyunu “ilk gerçek modern drama olarak kabul ediyorlar. Woyzeck şimdi 200 yıl sonra hâlâ dünyada en çok sahnelenen oyun… Türkiye’de bile halihazırda birkaç farklı yorumu izlenebilir. Geçen hafta Tatbikat Sahnesi’nde […]
Read More
Çok eski arkadaşım olan Göksel’in yeni albümü Sen Orda Yoksun’u her zaman olduğu gibi çıkar çıkmaz dinledim ve çok sevdim. Göksel’in şarkıları yine tekrar tekrar dinlemek isteyeceğim kadar şahaneydi. Ama bu kez bir fark vardı: Onun aynı anda hem kırılgan hem şakacı olabilen ve hep bir hüzün aurası yayan sesine bu kez gümbür gümbür davullar eşlik […]
Read More
“Özgecan’a hep birlikte, elbirliğiyle üzülmek ne kadar kolay. Masumiyeti göz bebeklerinden akan bir küçücük kız olduğu ne çok belli. Okuldan çıkmış, avm’ye gitmiş, annesi sütünü harçlığını vermiş, eve gitmek için akşam 8’de dolmuşa binmiş bir kız çocuğuna üzülmezsen, acımazsan zaten hayvansın, barbarsın, sapıksın demektir. Ya diğer ölü kadınlara? Onlara da kaşını şüpheyle kaldırmadan, bu kadar içten […]
Read More