Egoist okur

Erdal Beşikçioğlu: “Televizyon sıradanlığını muhafaza ettiği sürece tiyatro hep var olacak”

Bir süredir dünya tiyatro sahnelerinde Woyzeck fırtınası esiyor. Halbuki epey eski bir oyun. Alman yazar Georg Büchner 1800’lerin başında yazmış ve tamamlayamadan ölmüş. Eleştirmenlerse bugün oyunu “ilk gerçek modern drama olarak kabul ediyorlar. Woyzeck şimdi 200 yıl sonra hâlâ dünyada en çok sahnelenen oyun… Türkiye’de bile halihazırda birkaç farklı yorumu izlenebilir. Geçen hafta Tatbikat Sahnesi’nde […]

Read More

Göksel: “Aşkta acı çekmekten korkma, öğretiyor çünkü”

Çok eski arkadaşım olan Göksel’in yeni albümü Sen Orda Yoksun’u her zaman olduğu gibi çıkar çıkmaz dinledim ve çok sevdim. Göksel’in şarkıları yine tekrar tekrar dinlemek isteyeceğim kadar şahaneydi. Ama bu kez bir fark vardı: Onun aynı anda hem kırılgan hem şakacı olabilen ve hep bir hüzün aurası yayan sesine bu kez gümbür gümbür davullar eşlik […]

Read More

Burçe Bahadır: “İçin yanmazsa insan değilsin…”

“Özgecan’a hep birlikte, elbirliğiyle üzülmek ne kadar kolay. Masumiyeti göz bebeklerinden akan bir küçücük kız olduğu ne çok belli. Okuldan çıkmış, avm’ye gitmiş, annesi sütünü harçlığını vermiş, eve gitmek için akşam 8’de dolmuşa binmiş bir kız çocuğuna üzülmezsen, acımazsan zaten hayvansın, barbarsın, sapıksın demektir. Ya diğer ölü kadınlara? Onlara da kaşını şüpheyle kaldırmadan, bu kadar içten […]

Read More

BAKELE: En basit şeyleri bile niye kimse anlamıyor?

Öykülerden oluşan ve April Yayıncılık’tan çıkan kitabı “Bakele”yle okurlarını bir kez daha selamlayan Sezgin Kaymaz müthiş bir adam. Yakında bu sayfalarda onunla yapılmış yepyeni bir röportajı okuyacaksınız. Ama önce kitabı okuyup bitirdikten sonra “tam da şurasında” kalan sızıyı bizlerle paylaşan sevgili Merve Açıkgöz’ün yazısı… Gülenay Börekçi Sezgin Kaymaz röportajı: Bir gölgesinden korkanlar ordusu nasıl yaratılır? Sezgin […]

Read More

Mine Soysal: “Gençlerin deneyim özgürlüğüne ihtiyacı var”

Mine Soysal’ın yeni romanı Uzakta’nın kahramanları birbirlerinden çok farklı hayatlar yaşayan iki genç. Biri yoksul bir ailenin yaralı oğlu Erdo, diğeri zengin bir ailenin kızı olan ve en az Erdo kadar yaralı Dünya… Bütün romanı acaba birbirlerini görecekler mi, görseler ne olacak diye merak ederek okuyoruz ama kısacık, varla yok arası bir rastlaşma oluyor onlarınki, denizin ortasında karşılaşan iki […]

Read More

Nermin Yıldırım: O ateşi siz yaktınız!

Nermin Yıldırım’ın 4,5 yaşında ölen Diyarbakırlı küçük kız için birkaç ay önce yazdığı ve OT Dergi’de yayınlanan bu yazıyı uzun uzadıya giriş falan eklemeden yayınlıyorum. Özgecan Aslan’ın feci şekilde öldürülmesinin üzerinden zaman geçmedi; üzgünüm, öfkeliyim, çaresizim, hepiniz gibi… Dergiye düştüğü küçük notta “Çocukların erkenden yaşlandığı bu âlemde, neşe bizim neyimize!” diyen Nermin  gibi hissediyorum. Okuyun […]

Read More

Andrew Miller’dan SAF: Ölülere yetmeyen bir mezarlık…

Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan “Saf”, son zamanlarda gördüğüm en güzel kitap kapağı olarak çarptı beni önce. Kitabın Costa dahil birçok önemli ödüle layık bulunduğunu öğrendikten sonra tarihle edebiyatı kusursuz şekilde buluşturabildiği için “Yeni Hilary Mantel” olarak selamlanan Andrew Miller’la -romanı vasıtasıyla- tanışmaya karar verdim. Saf çok iyi bir roman. Üstelik bize gayet aşina temalardan söz ediyor. Onunla […]

Read More

Kağıt bebekler mi? Yok canım, büyük edebiyatçılar…

Literary Greats Paper Dolls, illüstratör Tim Foley‘nin kitabı. Foley, çocukken pek sevdiğim kağıt bebekler tarzında 35 bebek çizmiş, her birine de üçer kıyafet hazırlamış. Kağıt bebekler mi? Yok canım, büyük edebiyatçılar… Bu bebeklerin her biri, çok sevdiğimiz, hayran olduğumuz ünlü yazarlar aslında, kıyafetler de yarattıkları edebi karakterlere ait. Bu kitap aracılığıyla yazarı kendi karakterlerine, mesela Agatha Christie’yi Hercule Poirot veya […]

Read More

Aşk mektupları: Havada uçuşan leziz öpücükler…

“Son sayfayı yazarken, kağıdın üzerine birbiri ardına gözyaşları düşmeye başladı. Ama neşelenmeliyim -yakala!- şaşırtıcı sayıda öpücük uçuyor havada. Şeytan! Havada kaynıyorlar! Ha ha! Üçünü yakaladım. Harikulade lezzetliler!” Yukarıdaki alıntı Wolfgang Amadeus Mozart’ın karısı Constanze’a yazdığı mektuptan. Kelimeleri nasıl müzikal bir tarzda kullandığını fark ettiniz mi? Okuyun, üzerine tarihe damga vuran birkaç şahane aşk mektubuna daha göz […]

Read More

Jean-Paul Sartre usulü bademli (varoluşçu) helva

Aşağıdaki üç alıntı arka arkaya sıralandığında, kelimelerin İngilizcedeki tınısına dayalı bir espri içeriyor. Sokrates “To be is to do” demiş. (Olmak yapmaktır manasında.) Jean-Paul Sartre “To do is to be” diye tamamlamış bunu. (Yapmak olmaktır manasında.) Noktayı Frank Sinatra koymuş, “Do be do be do” diyerek… Pek tabiidir ki bunun helvayla bir alakası yok. Öte yandan herkesin, büyük düşünürlerin […]

Read More

Köprüleri, gölgeleri ve gizemli atmosferiyle Prag’ı geziyoruz

Praha, yani Prag “kapı eşiği” anlamına geliyor. Zaten Çekoslovakya’nın başkenti olan bu “ruhlu” şehirde 13 devasa kapı bulunuyor. Geçen ay Çek birası Kozel’in davetlisi olarak iki günlüğüne yüksek kuleleri, sivri çatıları ve gotik yapılarıyla bu gölgeli ve çok güzel şehre gitmiştim ya; orada öğrendim. Ne yaptığımı, neler gördüğümü da hiçbir ayrıntıyı unutmamaya çalışarak yazdım. Böylece […]

Read More

CEYL’AN ERTEM: “Gecenin sonunda kendimi hep Müzeyyen Abla’yla baş başa buluyordum” 

İsminin bir kesme işaretiyle yazılmasını istiyor. Ânın içinde olmak ve tadını çıkarmaya ithafen… Ayrıca sanıyorum ismini bu şekilde yazarak, taa 2000 yılında kurduğu ilk grubu Anima’ya bir selam gönderiyor. Ceyl’an Ertem’le daha önce tanışmamıştık. Fakat Anima’dan beri sesini, şarkılarını, “deneme cesaretini” seviyordum. Bu röportaj vesilesiyle tanıştık ve ben onun tavrını, titizliğini, işine saygısını, açık sözlülüğünü, […]

Read More

TALAT SAİT HALMAN: “Shakespeare çevirileriyle o kadar ıstırap çektim ki cennette bir yer kazanmışımdır”

Bir süre önce kaybettiğimiz Talat Sait Halman önemli bir kültür ve edebiyat adamı, ayrıca şair ve çevirmendi. Türkçe’ye bugüne dek çeşitli dillerden 2500, İngilizce’ye Türkçe’den 2000 şiir çevirmişti. Aşağıdaki röportajı onunla birkaç yıl önce Picus için yapmış, şiiri, çeviriyi, Shakespeare’i konuşmuştuk. Tabii çeviri sorunlarını da… “Ne bir çeviri kuramı yaratabildik, ne çeviri eleştirisi yapabildik” Can Kulağı, […]

Read More

Çaresizliğin buruk tadı

İletişim Yayınları’ndan çıkan “Aksi Gibi” adlı öykü kitabında Pınar Öğünç, annesine benzemekten korkanların, kendisini beklemediği bir kavganın başaktörü olarak bulanların, bir masayla aynı evde otuz beş yıl yaşamaktan ruhu çürüyenlerin dünyasına çeviriyor bakışlarını. Çoğu öykünün sonunda, ağızda haklılığın ve çaresizliğin buruk tadı kalıyor. “Aksi Gibi”, gün içinde kendini birkaç kez mutlaka hatırlatıyor. Sıradanın gücü, haklı olmanın burukluğu […]

Read More

KAYBOLMAK GÜZELDİR: 7 adımlık eylem planı

Bir arkadaş sohbetinde bir itiraf çıktı ağzımdan. “Son zamanlarda bana bir hal oldu, dua ederken bile artık daha disiplinli, vaktini daha iyi kullanan biri olmayı dilemeye başladım” deyiverdim… Bu ara hep dağılıyorum çünkü ve kendimi toparlamanın, şöyle bambaşka, hiç değilse daha akıllı uslu biri olmanın yolunu arıyorum. Bu yılbaşı dilekleri yazısı da böyle çıktı. Kıssadan […]

Read More