Egoist okur

Kundera’dan gülmeyi unutmuş bir yüzyılın insanlarına

“Hey, alaycılar, kendinize gelin, roman ölmedi! Yaşayan en büyük yazar Milan Kundera hâlâ hayatta ve şimdi onun yeni kitabını okumaya hazırlanıyoruz. Yeni çıkan ‘Kayıtsızlık Şenliği’, görkemli, güneşli, derin ve komik bir kitap” diye yazmıştı geçen yıl bir Fransız eleştirmen. İşte Kundera’nın son kitabını nihayet biz de okuyabileceğiz. “Kayıtsızlık Şenliği”, Can Yayınları etiketiyle raflarda… “Şeytan’ın kötülüğün […]

Read More

Neslihan Elagöz yazdı: Nasıl Parizyen Olunur?

Neslihan Elagöz yahut internet âleminde bilinen adıyla Siz Mutlu Gözler ve ben bu kitabı sanırım aynı zamanlarda keşfettik. İkimiz de edebiyat seviyoruz ama kişisel gelişim kitaplarını tamamen dışlayan ve onlardan uzak durmalarıyla böbürlenenlerden değiliz. Eğlenceli ve ilham verici oldukları zaman itirazımız yok. Hele bu tarz bir hafiflik, hiç itiraz edeceğimiz şey değil. Anne Berest, Audrey […]

Read More

“Şaire ölmek yaraşır” demişsin Ahmet Erhan, ama işte şairler ölmüyor!

Feyzanur Yılmaz henüz 17 yaşında ve üniversite sınavlarına hazırlanıyor. Bu yazıyı ondan Egoist Okur’a gönderdiği bir Ahmet Erhan yorumunu okuyunca istedim. Hiç tanımadığım birinden yazı istemem onu şaşırttı ama hemen o gece yazıp gönderdi de… Çok içten bir dille kaleme alınmış yazısından açıkçası etkilendim; bazı satırları gülümseyerek, bazı satırları gözlerim dolu dolu okudum, siz de […]

Read More

Rebecca Solnit: “Feminist bir devrimin içindeyiz”

“Yakındaki Uzak” ve “Kaybolma Kılavuzu”yla tanıdığımız Amerikalı Rebecca Solnit, Encore Yayınları’ndan çıkan yeni kitabında kadın hikayeleri anlatıyor: IMF’nin Fransız başkanının New York’ta Afrikalı bir mülteciye cinsel tacizde bulunması. Yeni Delhi’de tecavüze uğrayan Jhoti Singh’in öldürülmesi. Ohio’daki tecavüz vakası. Güney California’daki kadın katliamı. Hepsi ürpertici, hepsi gerçek. Bir de tabii kitaba adını veren şu “bilgiçlik taslayan […]

Read More

Tekinsizliğin tınıları bu patikada…

“Murat Yalçın, anlatısında oyun arar, sözcüğün özü kadar sesini de dinler. Havada duran sözcüğü yakalamaya yatar. Hem kendi kendine oynadığı, hem ‘Dilersen katıl’ dediği oyun. Eğer bizim gibi denemeleri, günceleri, mektupları ayrı yerde tutanlardan bahsedeceksem sözcüklerin peşi sıra gitmeyi de bu parkura eklerim. Çok da kullanılmayan, ama unutulan bir çiçek kokusuyla burna dolan ve o […]

Read More

KARADUT ve kırık bir aşk hikâyesi

İş Sanat Kibele Galerisi’nde açılan “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar – Biz Mektup Yazardık” sergisinde, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bir dönem büyük bir aşk yaşadığı ve “Karadutum” dediği Mari Gerekmezyan’la mektuplaşmaları da yer alıyor. Bedri Rahmi ile bazılarının “Türkiye’nin Camille Claudel’i” dediği Mari Gerekmezyan’ın hikâyesi kısaca şöyle… Biz Mektup Yazardık: Bir döneme ışık tutan mektuplar […]

Read More

BİZ MEKTUP YAZARDIK: Bir dönemin mektupları…

Bedri Rahmi’nin hem kendi yakınları hem de yakın tarihimizin önde gelen sanatçıları, siyasetçileri ve iş adamlarıyla mektuplaşmalarından oluşan “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar – Biz Mektup Yazardık” 20 Haziran’a kadar gezilebilecek. Sergide yakın tarihimize ayna tutan bu mektupların yanı sıra sanatçının eserlerinden seçmeler de yer alıyor. Bir dönem sanatçıların çektiği maddi sıkıntılara da şahit […]

Read More

Kazuo Ishiguro, Pauline Kael ve ihtiyarlığa dair birkaç fikir

Amerikalı sinema eleştirmeni Pauline Kael, başrollerini Sean Connery ile Audrey Hepburn’ün paylaştığı “Robin ve Marian” filminden bahsederken, “zenginden çalıp fakire veren” soyguncu Robin Hood ile karısı Marian’ın yaşlılık yıllarını anlatan filmin gerçek bir kahramanlık hikayesi olduğunu söylemişti. “Filmlerde kahramanlar hep gençtir, yaşlılarsa genellikle yan unsur olur, en iyi ihtimalle gençlere yol gösterirler. Tabii ayaklarına bağ […]

Read More

Bir deli dahi, bir şair ve iki şahane film karakteri

Ilsa ile Rick, yani şu meşhur “Casablanca” filminin kederli ve cazibeli âşıkları yeniden çıkıyor karşımıza… Bir Emily Dickinson cildinin gizlediklerini keşfediyoruz… Amber’in Zaman Kapsülü’nde geçmişini geleceğe taşıyanların öyküsünü dinliyoruz… Kıvrım kıvrım ince bıyıklarıyla  bir çocuk kitabının sayfalarında boy gösteren egzantrik dâhi Salvador Dali’yi selamlıyoruz… Hayaltoplayan’la hayalî maceralara çıkıyoruz… Güzel güzel eğleniyor, güzel güzel hüzünleniyor, çocuklar için hazine değerinde […]

Read More

Hande Altaylı: “Bu köyün gözü kulağı var, evlerin içini dinliyor”

Hande Altaylı’nın “Kahperengi”sini sevmiştim ama yeni romanını daha da sevdim. “Delice”, cüretkar bir kitap. İçinde aşk var, ilişkiler var, cinsellik var, hırs var, mizah var ama tuhaf, değişik, irkiltici… Karakterler de öyle. Güzel olmadıkları gibi “iyi” bile değiller. En azından alışık olduğumuz tarzda bir güzellikleri, iyilikleri ve cazibeleri yok. Okurken ilkin bana epey itici geldiler. […]

Read More

Arslan Sayman: “Hâlâ içimdeki çocuk için yazıyorum”

Eski psikolog, yayıncı ve editör Arslan Sayman, yıllar önce ani bir kararla çocuklar için yazmaya başladı. Küçük okurlar onu “Piri Reis’le Açık Denizde”, “Hezarfen’in İzinde Gökyüzünde”, “Kirazlı Köşkün Çocukları” ve sayısını hatırlamadığım başka birçok güzel kitapla tanıyor. Yakında Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkacak “Evliya Çelebi Gibi” kitabını okuyacağımız Sayman’la uzun uzun konuştuk. Bunları ve daha birçok başka şeyi… En […]

Read More

Paris’in “öteki” yüzü: PARİS MİMARI

“Charles Belfoure’un ilk romanı ‘Paris Mimarı’nda yayılmacı Hitler faşizminin işgali altındaki Paris’te toplumun farklı kesimleri üzerine projektör tutuluyor. Arka planda işgalcilere çıkar hesaplarıyla bağlı olan yönetici elit ile burjuvazi, diğer yanda faşizme karşı yurt savunması için örgütlenen direnişçiler bu saflaşmanın iki farklı kesimini oluşturuyor. İşgal günlerinde, her şeylerini geride bırakarak, kafileler halinde kenti terk eden, […]

Read More

İki Kişilik Yaz: AŞKA İNANACAKSINIZ!

DOT Tiyatro’nun “in yer face”lerine, yani izleyenin yüzüne bir tokat gibi çarpan oyunlarına alışık olan tiyatro seyircisi için danslı, şarkılı İki Kişilik Yaz, şahane bir kış armağanı gibi. Bu yer yer hüzünlü ve melankolik aşk hikayesini, o malum klişeyle, “Oğlan kıza rastlar” diyerek özetleyebilirim. Şöyle ki… Gerçek dertleri olan bir erkek ve bir kadın, yani iki […]

Read More

Her şey bir gecede oldu: PİRANALARLA YÜZEN ÇOCUK

“‘Piranalarla Yüzen Çocuk’ o kadar güzel bir kitaptı ki, yazarken ona haksızlık etmek, hakkını verememek korkusuna kapıldım. Bir gecede bittikten sonra birkaç gün önümde durdu, ara sıra açıp bazı yerlerini yine okudum. Pek çok kişiye gösterip havada savurarak “Son zamanlarda okuduğum en iyi kitap olabilir,’ dedim. İddialıydım. İddiamın sorumlusu, okurken karnımda kelebekler uçuyor hissi uyandıran ve […]

Read More

Zeynep Aksu: “Ama sözcüklere ne oldu?”

Yeşilçam’ın güzel oyuncusuydu Zeynep Aksu. Kısa sürede başarıyı da yakalamıştı. Ama kariyeri çok uzun sürmedi. 7 yıl sonra, hem de Altın Portakal almasının hemen ardından babasının isteğiyle beyaz perdeden elini eteğini çekti… Hazin bir hikaye. Hele günümüzün ünlü yönetmeni Ferzan Özpetek’in ablası olduğunu düşünürsek… Romancı Ayfer Tunç hepsini daha önce “Ömür Diyorlar Buna” adlı kitabında olağanüstü bir […]

Read More