Egoist okur

Yasemin; geleceğimizden koparılmış bir çiçek…

İnsan bazen o kadar üzülür, o kadar şaşırır ki nutku tutulur, belki de şok eden o olayı aklı hafızası almadığı, o çok değer verdiğiyle birleştirmediği için kendini ve sevdiğini korumaya alır; sadece birlikte yaşanan, sırlarlarla sakladıklarını hatırlar. Dokunduramaz o sahneyi ona, oysa ona en çok dokunan kişidir bunu yaşamış olan. Yasemin, benim en yakın arkadaşımdı. […]

Read More

Ağırlığınca hüzün…

“Popülist politikalara sığınıp kültürü elitizm olarak görüp küçümseyenler, ticari olanı yüceltip bunu kültüre tercih edenler çok yanılıyor. Bir de şöyle bir gerçek var: Siyasi ve yerel yönetimler kültür politikasına sahip değilse, bu alanda sağlam bir planı yoksa popülizmden güç alıyorlar, aslında bu, görevden kaçmanın bir diğer adı. Kültür politikası olmayan toplumların artık çağımızda yaşama şansı […]

Read More

Günlük ölümlerden kurtulma yolları: Yaşamak sevişmektir!

“Dişi narla erkek incir. İncirin dişiyle ilişkili resmi söylencesi, erkekliğe ilişkin gizli edebiyatı. Akdeniz’in her yanına dağılmış, ayıplı bir sözcük olmaya varmış. Erzurumlu manav bile, benim “incir” diye sormam karşısında, bastıra bastıra “yemiş”in fiyatını söylediydi… İyidir öyle oluşu. Her serüven düşü, incirin altında başlar, incirin altında biter. Deniz, incir, güneş, kumsal, yaşamak istediğimiz, yaşayalım yaşamayalım […]

Read More

Alain de Botton kimdir, nedir, ne işe yarar?

“Eğer negatif bakış açısından sıyrılırsak, pozitifinden sıyrılmak nedir bilmediğim için söylüyorum; bir yerlerde, güzel bir şey yaptığına inanıyorum ben bu adamın. parmakla gösteremesem de, her zaman olduğu gibi gerilerde bir bildiğim olduğunu düşünüyorum. evet, edebi bir vurgun yapıyor, kariyerinde bir hinlik var. kanıtları olan bir hinlikten ziyade, insana ‘seni seniiii…” diye parmak sallatan bir hinlik. […]

Read More

Fotoğrafta mana yetersizse teknik neye yarar?

“Fotoğraf, tıp fotoğrafıdır, endüstri fotoğrafıdır, röportajdır, hatıra fotoğrafıdır. Şiirselliği olduğu sürece. Ama örneğin kedi resmi çekilmekteyse o, benim kedim, şunun kedisi değil de, tüm kedilerin kediliğini içermeli o mesajı vermesi için. İçindeki mana yeterli değilse, ışık ve kompozisyon ne kadar mükemmel olsa da çekmem” diyen Yıldız Moran’ı Emine Çaykara anlattı. Zamansız Fotoğraflar: Yıldız Moran Sergisi, 19 […]

Read More

Ve mumya birden her şeyin önüne geçti…

İstanbul Hikayeleri’nin yazarı Emine Çaykara bu defa farklı bir maceraya davet ediyor sizi. Rozarin isimli küçük  -ama arkeoloji diplomalı- arkadaşıyla birlikte tarihi ve keşfe çıkıyor. Bütün bir gün boyunca İstanbul’da neler yaşadıklarını, nereleri gezip kimlerle arkadaşlık ettiklerini merak ediyorsanız okuyun. Bu hikayede Emine ve Rozarin dışında kediler, köpekler, kaplumbağalar, tarihi mekanlar-eserler, Osman Hamdi Bey’ler,  işsiz […]

Read More

“Kelimeler merhemdir ruh kesiklerine…”

“Bir yaranın peşine düştük. Öyle koyulduk bu yolculuğa. Okuduk ve biraz olsun bir şeyler öğrendik, hadi yalancı tevazuyu bırakalım bir yana, birazdan da fazlasını öğrendik. Öğrendik ve bilgilendik, kelimelerimiz arttı, arttı, çoğaldı. Öyle bir noktaya geldik ki sonunda, birçok konuda birçok şey söyleyebilir olduk. Güzel söz söyleyebilir olduk, iyi kalem tutabilir olduk. İyi. Güzel. Tamam […]

Read More

Reşat Ekrem Koçu’nun peşinde: İstanbul hiç bitmez!

Çayı bitirip kubbenin üstüne çıkıyorum, önümde alabildiğine geniş bir Haliç manzarası. İstanbul’a bir daha aşık oluyorum. Yetim Ahmet sevdiğine kavuşmanın hayalini nasıl kurmuştur, onu düşünüyorum. Aşk İstanbul’da başka, Haliç kıyısında bambaşka… Tarihin içinde geziyorsun Haliç’te. İşte hamamın hemen aşağısı Blakherna Kilisesi. Meryem Ana’nın siluetinin İstanbul’u koruduğuna inanılan yer. İstanbul hep aşk, İstanbul hep tevatür, İstanbul […]

Read More

Ve insan, kimi zaman delirecek kadar çok yaşıyordu

Egoist Okur’u ilk yayınlamaya başladığımda tanıştığım Burcu Yıldızer’den apansız gelen öykülere alışkınım. Benim için Burcu’dan gelen bir email veya mesaj, çılgın bir koşuşturmacanın bittiğinin ve hayatın olağan akışına döndüğünün habercisi gibidir. Yani iyidir, sevindirir. Üstelik bu defaki öykü aklıma şahane bir fikir de getirdi. Bunu önümüzdeki günlerde sizinle ve tabii şimdilerde ikinci romanını bitirmekle uğraşan […]

Read More

Şavkar Altınel: Bizi kurtaracak kitap hangisi?

Şair, yazar ve çevirmen Şavkar Altınel de benim gibi iflah olmaz kitap bağımlıları için yazdı bu yazıyı: “Bizi kurtaracak kitap tam da bir sahaf rafında duran, kabı yırtılmış, kimin tarafından yazıldığı, hangi türde olduğu ve ne söylediği hakkında hiçbir fikrimizin bulunmadığı o kitap olabilir, ama hangimiz böyle bir kitabı açıp okumaya başlayabilecek kadar cesur, bağımsız, özgürüz?” […]

Read More

Kırmızı Pelerinli Kent: Oryantalist ve kolonyalist bakışın gölgesi

Edebiyat dergisi İzafi’nin Aslı Erdoğan sayısında Ahmet Ergenç’in de bir yazısı vardı. Kırmızı Pelerinli Kent’ten yola çıkarak Erdoğan’ı gayet sıkı bir şekilde -ve bence haklı olarak- eleştiren bu yazının Egoist Okur’da yer alması beni mutlu ediyor. Dokunulmazlarımızın gittikçe arttığı ve eleştiriye tahammülümüzün her geçen gün sanki biraz daha azaldığı günlerde bu tür yazılara daha fazla […]

Read More

Latife Tekin, Baudrillard ve o gün yanlarında olmayanlar

“Ormanları biçip imitasyon siteler kuracaksak, kol gücüyle sökemeyiz ağaçları,” deyince o gür üslubu ve kanlı canlı ironisiyle Latife Tekin, “Bu,” diyor Baudrillard “türün boşluğa salınımı.” Ellerini masanın üzerinde kenetliyor ve belki de bir tür toplu intihara yöneldiğimizi söylüyor Fransız. “İnsandışı” olan her şeyi yok etmeye yöneldiğimizi ama bunun paradoksal olarak kendimizi de yok etmek olacağını […]

Read More

Barış Bıçakçı’nın için için kaynayan minimalizmi

Edebiyat, sinema, siyaset, felsefe üzerine yazılarını ve elbette çevirilerini beğenerek takip ettiğim Ahmet Ergenç’in Barış Bıçakçı yazısı İzafi Dergisi’nin Mayıs-Haziran sayısında yayınlanmış ve aklımda kalmıştı. Sinan Sülün’ün yazısının ardından bunu da yayınlamak hoş olur diye düşünerek Ahmet’ten izin istedim. Teşekkürler. Gülenay Börekçi  Fotoğraf hastası olduğum Andrew Brodhead‘e ait. Barış Bıçakçı’yı anlamak ve anlatmak: Kişisel bir […]

Read More

Librarie de Pera ve İstanbul’un öteki kıymetli kitapçıları

Biz son haftalarda İstiklal’in vazgeçilmez mekanı Robinson Crusoe’yu konuşur ve ayakta kalması için neler yapabileceğimizi tartışırken, İstanbul’un şahane bir kitapçısı gitti. Arzu Akgün’ün haberine göre, 1900’lerin başında Alman Otto Keil’in kurduğu, saraya kitaplar veren, ondan Rum Tanya’nın devraldığı ve henüz bir üniversite öğrencisi iken Uğur Güracar’ın devam ettirdiği Librairie de Pera artık yok. Gülenay Börekçi […]

Read More

Gittim, gördüm, büyülendim: Bathonea

“İstanbul, önce bir Doğu Roma kenti, bunun altını kalın çizelim. Basbayağı Romalılar yaşadı bu şehirde (ve tabii ülkenin diğer şehirlerinde) ve burası imparatorluk başkenti olarak siyasi sosyal hayatı şekillendirdi. Fetih sonrası da Doğu Roma hatlarına, unsurlarına saygı gösterildi, Türk-İslam kimliğiyle güzelleştirilmiş bir Osmanlı kentine dönüştü. Sarayları, bugün yeni İstanbul’un içinde ezilmiş çiftlikleri, sarnıçları, yolları, kaleleri, […]

Read More