“Ben çalmadım, içimdeki kitapperest çaldı!”
“Enis Batur, Orhan Pamuk, Müge İplikçi, Şükran Çiftçi, Rasim Özdenören, Doğan Hızlan ve Selim İleri… Hiç kitap çaldılar mı? Kitap çalmak üzerine ne düşünüyorlar? İyi de kitap neden çalınır? Bu hırsızlığın öteki hırsızlık biçiminden bir farkı var mı, yoksa hepsi aynı kapıya mı çıkar? İzafi” adlı edebiyat dergisinin Şubat-Mart 2012 sayısında “Kitap Neden Çalınır?” başlıklı […]
Read MoreTurgay Kantürk’ten Peri Çıkmazı: Benzerini arama o sensin!
Turgay Kantürk’ün bütün şiirleri, pardon bütün sihirlerinin toplandığı Peri Çıkmazı Sel Yayıncılık tarafından yayınlandı. Bütün Sihirler; Peri Çıkmazı adlı kitapta daha önce yayınlanmış şiirlerin yanı sıra, şairin ilk kez bu toplamda günışığına çıkan Alfabe Meleği, Alacakaranlık, Sis İçin Şarkı, Hepsi Bu!, Ay! İçim, Kent Kırıkları, Kışevi, Yaprakarası Sözleri, Yakın Tarih adlı çalışmaları da yer alıyor. Deniz […]
Read MoreZekası, güzelliği, tekinsizliği, falları, cinleri, perileriyle şahane bir CADI
Şahane Bir Kitap başlıklı yazılarıyla tanıdığınız Oylum Yılmaz benim için kıymetlidir. Onun ilk romanı Cadı hakkındaki bu yazıyı kaleme alan Ceren Ünlü Ulutunçel de öyle… Ceren ve Oylum Picus döneminde beni yalnız bırakmayan, yazıları ve röportajlarıyla dergiyi güzelleştirenlerdendi. Geçenlerde aradı Oylum, romanının çıkacağını söylemek için. Önce onun adına sevindim elbette. Sonra romanın taslakları geldi önüme. Kapağına […]
Read More“Attila İlhan’ın futbol maçlarını canlı izlemesi yasaktı”
“Dediğim gibi yaz kış burun burunaydık. Yaz tatillerine İzmir Ilıca’ya gider, her yıl Karaburun, Ildır ziyaretimizi yapardık. Çok sevdiği futbol maçlarını, doktor yasağıyla canlı izleyemeyip neticeyi sadece spor programlarındaki kritik gol pozisyonlarından öğrenirken, ben tam gol saniyelerinde 72 ekranlık televizyonun önüne geçip hınzırlık yapardım. Attila sinirlenmezdi. Evet Attila diyorum ‘İlhan’ı bir kenarda kalıyor, bu kadar […]
Read MoreEtgar Keret’in dünyası: Buzdolabının üstünde bir kız var!
Yoksa siz hâlâ bir Keret öyküsü okumadınız mı? Bu soruya cevabınız olumsuzsa işe İsrailli yazar Etgar Keret’in önceki ay çıkan ‘Buzdolabının Üstündeki Kız’ıyla başlayabilirsiniz. Şaşırtıcı, acımasız ama eğlenceli, kara mizaha bulanmış bir dünya sizi bekliyor. Etgar Keret’in dünyası: Buzdolabının üstünde bir kız var! Malum, devir roman devri. Sürükleyiciliğine kapılacağımız bir macerayı, zeka ürünü kurguyu, mizahı […]
Read MoreYekta Kopan, Egoist Okur’u yazdı :)
Yazmak dışında başka işler de yapıyor ve hepsinde çok başarılı ama Yekta Kopan benim için her şeyden önce Yazar. Egoist Okur’un ilham kaynaklarından bir aynı zamandai. AltZine’le, AltKitap’la, leziz blogu Fil Uçuşu’yla… Bu bloga yazıları, şarkı listeleri yahut röportajlarla birkaç kez konuk olan Yekta, son olarak Egoist Okur’dan bahseden bir yazı yazdı. Doğrusu okurken biraz […]
Read MoreVedat Türkali roman kahramanlarıyla konuşurken…
“Vedat Türkali ile çalışmak onu anlayana kadar çok zor. Hayatı olması gerektiği gibi yaşıyor. Büyük küçük yaptığı her işe aynı özenle yaklaşıyor. Ama günümüzde insanların çoğu böyle yaşamıyor. Birlikte bir şeyler paylaştığımız, birlikte çalıştığımız kişiler hatta bazen ben bile Vedat Türkali’nin yaşamına ayak uydurmakta zorlanıyoruz.” Yazarların asistanlarıyla kurduğu ilişki nasıldır? Eserin oluşmasında asistanların payı nedir? […]
Read MoreBurak Fidan: “Yazar asistanlığı beni tatsız ve sıkıcı biri olmaktan kurtardı”
“Yazar asistanlarına ulaşmaya çalışırken, ilginç bir biçimde bu mesleğin olumsuz çağrışımları olduğunu, yazarların bir asistanla çalıştıklarının bilinmesini nedense istemediklerini fark ettim. Halbuki bu mesleğin geçmişi epey eskilere dayanıyordu aslında ve büyük yazarlar bile asistan kullanıyordu. Bunu, eşi öldükten sonra asistanı Anna Snitkina’yla evlenen Dostoyevski’nin hikayesinden biliyoruz. Fakat elbette her yazar-asistan ilişkisi bu tür sonuçlara ulaşmak […]
Read MoreDeniz Durukan’dan kadına şiddet ve iktidar ilişkisi üzerine bir yazı
“Erkeğin iktidar olma savaşımı doğduğu anda başlıyor. Kadın, kendisine öğretilen rol gereği, oğluna erkek olma ritüellerinin hepsini öğreterek hazırlıyor onu hayata. Erkekse, doğduğu andan itibaren penisiyle iktidar arasında kurduğu ilişki içersinde debelenmek zorunda bırakılıyor. Erkeğin, kadına ve topluma gücünü göstermek adına sürekli bir iktidar kışkırtmasıyla yüz yüze kalması da egemen anlayışın birey üzerindeki şiddetinden başka […]
Read MoreBerlin’de Nazım’a kavuşmak
Egoist Okur takipçilerinden Pınar Sönmez yazdı bu yazıyı. Nedim Gürsel’in Şeytan, Melek ve Komünist adlı romanı üzerine… Teyzesinde gördüğü Vera imzalı Nazım kitabı ve o imza anının fotoğrafıyla başlıyor yazıya Pınar… Fotoğraflar, imgeler, birleştikleri yerler, anlamın çoğalması, dolulaşması… Bir fotoğraftan bir romana, o romandan bir resme atlayarak sürüyor yazı. Nedim Gürsel’in romanından Nazım Hikmet’in şiirine, Vera’nın fotoğrafından […]
Read More“An”ların zamanı
“Zamanı durdurmanın mümkün olduğunu söyleselerdi, ne yapardık acaba? Yaşlanmayacağız, ölmeyeceğiz sonuçta… Mutlu olur muyduk? Belki en mutlu anımızda dursun isterdik zaman. Ancak en ateşli aşklardan bile bir süre sonra vazgeçebildiğimizi düşünürsek; her şeyden olduğu gibi en mutlu ‘an’ımızdan da sıkılırdık kuşkusuz. Diğer yandan, sıkıldığımız her şeyin yerine yenilerini ikame ediyoruz ama yaşamın son bulacağı gerçeğinini […]
Read MoreAykırı bir aydının anısına: Walter Benjamin
Gazeteci arkadaşım Figen Yanık bu kez Walter Benjamin’i yazdı. Hem Benjamin’i ölümünün 71. yılında anmak, hem de yazarın Pasajlar ve Tek Yön gibi kitaplarını yayımlayan Yapı Kredi Yayınları’nın dikkatini çekmek için. Böylece belki bu kitapların ilk sayfasında, yani Benjamin’i tanıtan bölümde, “26 Eylül 1940’ta Port-Bou (Fransa) yakınlarında öldü” cümlesi düzeltilebilir. Son istasyonu Portbou’ydu Nazi zulmünün […]
Read MoreHakan Bıçakcı’nın objektifinden İstanbul: Artık her yer Karanlık Oda
Romancı Hakan Bıçakcı’nın Karanlık Oda adlı romanının çıkmasının üzerinden yaklaşık altı ay geçti. Çıkar çıkmaz soluksuz okudum. Ama bendeki etkisi hâlâ sürüyor. Buna, “mışıl mışıl uyurken güm diye yataktan düşmüşüm ve bir daha hiç öyle deliksiz bir şekilde uykuya dalamamışım etkisi” adını koydum. Uzun biraz, farkındayım. Karanlık Oda, David Lynch’in Eraserhead filmi gibi. Dokunursanız, kurtulamıyorsunuz. […]
Read MoreNü çekmek ve yalansızlık
En soyunmuş halimizin bazen en güvenilir, en sağlam ve en kendine dönmüş halimiz olduğunu düşünüyor musunuz hiç? Füsun Saka düşünüyor, düşünmekle kalmayıp çektiği fotoğraflarla ve tabii yazılarıyla bunu dile getiriyor. Bunu yaparken de yüzlerce yıldır genlerimize işlemiş olan o ağır “giydirilmişlik duygusu”yla mücadele ediyor. Giyindikçe saklanan insanı serbest bırakmaya, onun özünü görmeyi ve göstermeyi deniyor, […]
Read More








