Egoist okur

ÇİMEN YAPRAKLARI: Gerçek bir edebiyat deneyimi

“Bir dükkânda çalışırsanız, ben size o dükkânda en yakınlardan yakın sokulup çalışırım/ Kardeşine ya da en yakın arkadaşına armağanlar verirsen, ben de isterim kardeşin ya da en yakın arkadaşın gibi o armağanlardan/ Sevgilin, kocan, karın gündüz ya da gece hoş karşılanırsa, ben de onlar gibi hoş karşılanmalıyım/ Sen alçalır, suç işler, hasta olursan, ben de […]

Read More

Bir ön sevişme şekli olarak dondurma

Bu yazıyı geçen sene, Emine Şenlikoğlu, “Dondurma firmalarının amacının satış yapmak değil ‘rezilliği ve fuhşıyatı’ normal göstermeye çalışmak olduğunu ve ahirette onlardan davacı olacağını” söylediğinde yazmıştım. Yani şöyle… Düşünmüş, düşünmüş, Şenlikoğlu’na yardımcı olmak için sadece dondurmanın değil, çikolata, kremalı pasta, meyveli puding, kiraz, çilek, incir, şeftali, limon suyu, yumurta sarısı, sebzeli Çin çorbası gibi cinselliği […]

Read More

Küçük feministlere, dedektiflere, seyyahlara

Küçük bir kız soruyor: Feminizmi konuşmak için neden büyümeyi beklemeliyim? Peki ya polisiye romanlar okumak, dünyayı tanımak için? Tamam kabul, erkek çocuklar da bu soruyu sorabilir. Soruyor da. Cevap: Beklemek zorunda değilsiniz; feminizmden konuşabilir, polisiye entrikalara çözüm arayabilir, dünyayı gezebilirsiniz… Sassa Buregren imzalı “Küçük Feministin Kitabı” Güldünya’dan, Silvia Roncaglia imzalı “İyi Uykular Dedektif” Günışığı’ndan, Saide […]

Read More

Mahsa Mohebali: “Zihnimiz, bir aşk romanları bombardımanı altında”

“Çocukluğumdan beri okumayı sever, öykü, roman, tarih, elime ne geçerse okurdum” diye anlatıyor Mahsa Mohebali. 16 yaşındayken Reza Baraheni’nin yaratıcı yazarlık atölyesine gitmiş ve önce ilk öyküsünü, sonra da ilk romanının taslaklarını yazmış. Üniversitede müzik okumaya başlayınca, yazmaya ara vermiş. Ta ki bir gün “Mutlu insan, hobisini işe dönüştürebilen insandır” sözünü işitene kadar. Müzik eğitimini […]

Read More

Uzun mesafe içicisi: Bukowski şarkıları

Ekşi Sözlük’te “Bukowski okuyup Tom Waits dinleyen kadınlar” diye bir entry görünce aklıma geldi bu. Bukowski’yi gençken okumuştum, bir daha da okumam sanıyordum ama bu ara etrafımda o kadar çok Bukowski hayranı var ki “Ben neyi kaçırdım acaba?” diye  yeniden bir göz atabilirim. Tom Waits de zaten bir röportajında, Bukowski’nin “müzikal bir ruhu olduğunu” ve […]

Read More

“O sabah Mona Lisa bana pek de güzel görünmedi!”

81 yaşında olmasına rağmen hâlâ çok ama çok seksi görünen Sophia Loren’in otobiyografisini, “Dün, Bügün, Yarın: Bütün Hayatım” adıyla Kırmızı Kedi Yayınları bastı. İtalyan Sineması’nın efsane yıldızı ve bana göre bu dünyanın gelmiş geçmiş en güzel iki üç kadınından biri olan Sophia Loren’in kitabında karşımıza cazibesine ve şöhretine rağmen şaşırtıcı derecede ürkek bir kadın çıkıyor. […]

Read More

Özlem Kumrular: “Yazarken kendim bile acıkıyorum…”

Tarihçi Özlem Kumrular’ın “Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım” adlı romanı yeni değil aslında; epey zaman önce yayınlanmış ve bir köşede kalmıştı. Yitik Ülke Yayınları bu çok eğlenceli, üstelik sözünü ettiği türlü çeşit İtalyan yemeği, tadı, kokusu sebebiyle kesinlikle iştah açan romanı yeniden yayınlayarak çok iyi etti. Konu? Şöyle: Milano’ya aşkı, heyecanı ve kahkahayı getiren […]

Read More

Jung Karması: Bu şarkıları gölgenizle dinleyin!

Yeni bir mixtape’in zamanı gelmişti de geçiyordu. “Gölge”nin isim babası Jung’a dair şarkıları derlemek iyi bir fikir gibi geldi bana. Bakalım neler bulmuşum… Steve Taylor, Jung and the Restless derken şüphesiz basit bir kelime oyunu yapıyordu, o yüzden onu geçelim. Fakat The Beatles’ı kolayca geçemeyiz. Sgt. Pepper’s Lonely Heart Club Band albümünün kapağındaki suretleri hatırlarsınız. […]

Read More

Patricia Duncker: “Beni kemiklerime kadar sarıp sarmalamayacaksa, bir kitabı okumam”

İngiliz yazar Patricia Duncker’ın bol ödüllü romanı “Foucault’yu Sayıklamak”; bir yazarla okuru arasındaki, diğer her türlü ilişkiden daha kuvvetli o tuhaf zihinsel ilişki üzerine çok etkileyici bir kitap. Romanın ilham kaynağı ise Fransız sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog Michel Foucault. Çok sevdiğim ve dilimize çevrildiği için mutlu olduğum bu kitapla ilgili olarak […]

Read More

“Tohum ekilmezse, masal anlatılmazsa ölür”

Rüzgar Yolgezen ve ortağı Filiz’i hatırlayacaksınız, Avrupa’yı bisikletle, üstelik beş parasız dolaştıktan sonra memlekete dönmüş ve Bisikletli Sahaf adıyla kendilerini müthiş bir iş kurmuşlardı. (Aslında yolda karşılaşmış ve birbirlerine âşık olmuşlardı.) Bisikletle kitap alıp satma işi bu çok tatlı çifti bir süre oyaladı ama sonra yeniden yollara düşmek istediler. Şimdi bir yandan unutulmuş masalları derliyor, […]

Read More

VERTIGO… Anımsayan benlik = Masalcı benlik

“Anımsayan benlik bir masalcıdır. Anılarımıza karşılık gelen tepkilerle ve aniden başlar. Bu yüzden sadece hikâye anlatıyor olmak için hikâye anlatmayız. Anılarımız bize hikâye anlattırır. Deneyimlerimizden arta kalan tek şey aslında hikâyelerdir. Ve hikâyenin en kritik noktası da nasıl bittiğidir. Sonlar çok ama çok önemlidir. Ve aşağıda okuyacağınız örnekte son, tüm hikâyeye hâkim olmaktadır.” Biricik “Vertigo’savarımız” […]

Read More

Yann Martel: “İnanmamak daha kolay ama…”

Habertürk’ün hafta sonu eklerinde beraber çalıştığımız genç arkadaşım Alihan Mestçi geçen hafta Man Booker ödüllü ve bazı eleştirmenlerin, “Okuyanın Tanrı’ya inanmasını sağlayan kitap” diye tarif ettiği  “Pi’nin Yaşamı”nın Kanadalı yazarı Yann Martel’e le konuştu.  Bildiğiniz gibi, ünlü yönetmen Ang Lee geçen yıl bu romanı sinemaya uyarlayınca Martel de dünya çapında üne kavuşmuştu. Yazarın bir enteresan […]

Read More

Pardon, neye bakmıştınız?

Bundan sonra kimse bir sanat eserine bakıp “Ben bundan hiçbir şey şey anlamadım” yahut “Ne kadar kolay görünüyor, aynısını ben de yapardım” demesin. BBC’nin sanat editörü Will Gompertz, modern sanatın 150 yıllık şaşırtıcı, sarsıcı kimi zaman da tuhaf hikayesi anlatırken bir yandan da bir şeyi sanat yapanın ne olduğunu zerrece kafanızın karışmasına müsaade etmeden, tane […]

Read More

Shakespeare’in titremesi, Orwell’in öksürüğü

Evleri, bahçeleri, çalışma odaları, yatak odaları, yetmedi çalışırken atıştırmayı sevdikleri yiyecekler; edebiyatçıların özel hayatlarına dair merakımız hiç geçmeyecek gibi. Bu konularda arka arkaya kitaplar çıkıyor. Ama bence en enteresanı bu elimdeki, yani “Shakespeare’in Titremesi, Orwell’in Öksürüğü”. Konu? Bildiniz: Büyük yazarların hastalıkları ve tedavi süreçleri. Jack London’ın ruhundaki fırtınalar, Jonathan Swift’in saplantılı temizlik düşkünlüğü, James Joyce’un geçirdiği […]

Read More

Gece senin, rüya senin, masal senin, sabah senin…

Sevginin büyüyle ve mucizeyle ilgisi yoktur. Gökten elma düşmeyecek bize. Sevmediğimiz bir markete gidip tek tek seçmek zorunda kalacağız. Kasada sıra beklerken üyelik kartı arayacağız çantamızda. “Perdemiz kadife olmasa bile”, Ikea da güzel olacak sevince. Günün yorgunluğuyla bir film izlemeye çalışırken o elmalar bitmeden uyuyakalacağız. Judith elmanın bir dilimini bu güzel kitap için ona ayırdığımızı […]

Read More